|
KoooooLpa
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 4,743
Tecrübe Puanı: 12 
|
Ankara’da ailemin yanındayım. O sabah, farklı bir bel ağrısı hissi ile uyandım. Annem hastanede olduğundan, babama durumu hissettirmeksizin kahvaltı yapıp tekrar odama çekildim.
Bu defaki ağrı dinecek gibi değildi. Ve dinmedi de. Annemin hastaneden dönüşü 13:00’ü bulmuştu ve benim sancım artıyor, eksilmiyordu. Takip edebildiğim kadarıyla 10 ile 15 dakikada bir geliyor, bir türlü de çıkmıyordu.
Anneme sancılarımı söylediğimde, “olur olur, normal” deyip günlük işlerine döndü, ancak bir gözü de benim üstümdeydi. Sürekli sancılarımı soruyor, ben de anlatmaya çalışıyordum. O zamana kadar dinlediğim doğum hikayeleri aklımdan geçiyor, hiçbiri benim durumuma uymuyordu. Bu, doğumun başlangıcıydı ama ben inanamıyordum. Daha doğrusu aklımdan geçenlere bakılırsa, ben doğuramazdım…
Tahammülümü gittikçe zorlayan sancılar 5 dakikada birkaç kez girip, bir daha da çıkmıyordu. Saat 19:00 civarı komşumuz Melek teyze ve annem beni hastaneye gitmem için ikna etmeye çalıştılar ve başardılar. Serkan Yozgat’ta olduğu için arayıp haber verdim, ikinci bir habere kadar yola çıkmamasını da tembih ederek…
Adem abi, babam ve annem Etlik Hastanesinin yolunu tuttuk. Kontroller yapıldı. Pelvik muayene, ultrason, NST derken; “Pazartesi kontrole gel, açıklığın yok” deyip beni gönderdiler. 20:30 suları eve dönüşümüzde biraz utanç, biraz kırgınlık hissi ve korkudan azalan sancılarımla eve geldim. Bu arada Serkan’ı da arayıp gelmemesini söyledim.
Sancılarım daha da arttı, artık nefes alamıyorum, tuvalet ve salon arasında mekik dokuyorum. Annem, canım annem, eli elimde, beni yatıştırmaya çalışıyor. Utancımdan babamın yüzüne bakamıyorum. O da bir çare dövünüp duruyor, bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Gece 01:00 suları. Artık canımı teslim ettiğim sancılarla yerde sürünmeye başladım. Babam hastane için taksi arıyor ama nafile. Alt komşumuz Salih imdadımıza yetişiyor ve Sincan Hastanesine gidiyoruz. Orada doktor bulamayınca tekrar Etlik Hastanesine…
Bu arada Serkan’a haber verdiler. Ben de aradım. Tekrar muayeneye alınışım ve onca sancıdan sonra, sadece 1cm açıklıkla beni doğumhaneye göndermek üzere hazırlıklar başladı.
Böylece annemin refakatinde doğumhaneye indim. Giyinmemde yardımcı oluktan sonra, dualar ederek beni o uzun yolda bıraktı. Arkama dönüp son kez bakmak istedim ama yapamadım... Uzun, soğuk, loş bir koridorda tek başıma ilerliyordum.
Kayıt için, bir odada epey bekledim. Sonra yine muayene, açıklık 3cm. Suyumun gelmemiş olması beni zorluyordu. Sancı odasına yatırıldığımda saat 04:00 olmalıydı, bir taraftan gözüm pencerede Serkan’ı düşünüyordum.
Acıdan kıvranarak duvarları tekmelemeye başlamıştım çoktan ve bir süre sonra suyumun alınmasıyla hem acı hem de keyif veren bir his beni sıçrattı. “Biri bana baksın, bana bir şeyler oluyor” dediğimi hatırlıyorum.
Evet miniğim, o his senin artık dışarı çıkmak isteyişinin müjdesiydi. Kontrol yapıldı ve “inmiş, doğuma hazır” denildi. Artık acı hissetmiyordum. Elim ayağım boşalmış, bir garip haldeydim. Gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum.
Gözlerimi araladığımda Kamber Hocanın elimi tuttuğunu gördüm, susuzluktan inliyordum ve su istedim. Hazırlıklar tamamdı ve sandalyeye oturdum, süratle doğum odasına götürüldüm. Orada ne kadar kalacağımı merak ediyor, endişeleniyordum. Senin keyfinin yerinde olduğunu anlamak zor değildi, sen hep hareket ediyordun.
Masaya çıktım ve tam 5 dakika içinde doğurdum. Baş aşağı tuttukları bir bebek, mosmordu dudakları, hayal meyal gördüm; bembeyazdı…
Seni bebek odasına götürürken, “günün en güzel bebeği doğdu” denildi. Benim ne sancım ne de ağrım kalmıştı. Bir boşlukta gibiydim. Çok ama çok yorgun, dışarıda neler olduğundan habersiz, senin ne yaptığından da; masada öylece yığılıp kalmıştım, eş doğumunu bekliyordum.
Dikişler epey uzun sürdü, tekrar beni sandalyeye alıp bebe hanenin kapısına getirdiler. Birçok bebek vardı ama bir tanesine gözüm takıldı. Bilmiyordum ama o sendin, bundan çok emindim.
Seni kucağıma verdiler, gözlerini açmak çok güçtü senin için, biraz aralayıp tekrar kapattın. Orası öyle soğuktu ki hapşırıverdin ve ben ağlıyordum, ‘anne’ olmuştum.
Bir hastabakıcı bizi aldı, asansöre doğru hareket ettik ne var ki ilk sorduğum soru ‘görüş ne zaman?’ oldu. Babanın seni görünce ne yapacağını çok merak ediyordum ve tabi anneannenin. Asansörle yukarı çıktık, kapı açılır açılmaz annemin sesini duydum. “Bu bizimkiler” dedi. Baban bir anda sana saldırdı. Öptü ve kokladı. Herkes merak içindeydi. Sırayla herkesle öpüştük.
Odaya doğru giderken, seni benden aldılar yıkamak için ama sen zaten tertemiz, akça pakça bir şeydin. Anneannen önce seni giydirdi. Sonra beni tekrar muayene ettiler ve ben de giyinip seni emzirmeye koyuldum. İlk birkaç saat öyle güzel emdin ki. Sonrasını ne sen sor ne de ben söyleyeyim.
Bizi görmeye deden, anneannen, baban, babaannen, Aylin halan gelmişlerdi. Görüş bitince gittiler ama birkaç saat sonra bir görüş daha vardı. Çok zamanlı doğdun bebeğim, 09:15 doğum saatin. Öğleden sonraki bekleyişlerim arasında, teyzeni arayıp haber verdim, “doğurdum” diye.
Görüş saati geçmek üzereydi, ne gelen var ne giden. Artık heyecanım yerini üzüntüye bırakıyordu ki, kapı birden açılıverdi. Emrah dayın gelmişti. Aylardır konuşmuyorduk, sen bizim aramızda barış kelebeği oluverdin.
İki gün süreli uykusuzluk, onca ağrı sancı derken; seni ona bırakıp ben ilk defa yatağa uzandım. Melek teyzen, anneannen, Zafer dayın, baban, babaannen içeri girdiler, fazla görüşemedik, kısa sürdü ama mutluluğum tarif bile edilemezdi. Saatler seninle durmuş gibiydi. Seni emziremiyor olmak daha doğrusu sütümün kesilmiş olması ise beni çok etkiliyordu.
Çevremizde zaman geçtikçe kaldığımız oda dolmaya başlıyor, doğumdan yeni çıkanlara yardım ederek sıkıntımı üzerimden atmaya çalışıyordum. Sense biraz mola verip, sonra çok uzun süreler ağlıyordun. Akşam vakitlerine doğru bedenim yenik düşmeye başlamıştı ki; Burçak halan, Aylin halan ve baban hastaneye geldiler. Onlarla görüştük, yaklaşık bir saat kadar yanımızda kalıp gittiler.
Ertesi gün bizimkiler odaya geldiğinde, artık son sürat eşyalarımızı alıp apar topar hastaneden çıktık. Eve döndüğümüzde dedenin heyecanı da bir başkaydı, hastanede kargaşa sırasında dedenin seni kucağına alıp almadığını göremediğim için ben de çok heyecanlıydım.
Evdeydik ve bizim için çok güzel bir oda hazırlanmıştı. Prensesimizin yatağı hazır, ‘hoş geldin’ yazıları duvardaydı. Hemen seni yıkayıverdiler dayınla anneannen, bense ortalıkta dolanmaktan adeta zevk alıyordum. Birçok sıkıntım vardı; dikişlerim ağrıyordu, sütüm tam anlamıyla kaybolmuştu.
Bu arada baban beni çok üzüyordu, çok agresifleşti. Onun peşinde geziniyordum. Biz bir aile olmuştuk artık ve onu hep yanımda istiyordum, senin ve benim yanımda. O ise garip bir hal içerisindeydi. O da çok yorgundu.
Biraz dinlenip kahvaltı yaptık. Mama hazırlayarak seni doyurduk. O andan sonra süt getirme çalışmaları başladı. Sürekli banyo yapıyor, tavsiyelere uyarak sürekli bir şeyler yiyordum ama pek sonuç alamayınca kendimi sağmaya başladım.
Baban izin alamadığından Yozgat’a gitmek için hazırlandı. Bir hafta sonra gelip bizi almak üzere evden ayrılırken, sanki bir daha görüşemeyecekmişiz gibi bir hava esiyordu. Senin odandan hiç çıkmadı, ‘şimdi çıkıyorum’ diyordu, ‘5 dakika, 10 dakika’ derken gitmek sanki ona zulümdü. Böylece 3 saat doldu, sen uyandığın bir ara seni kucağına alıp mırıl mırıl konuşmaya başladı. Ne söylediğini pek anlamasam da ben odaya girdiğimde baban; ‘bak, kızım gitmemi istemiyor’ dedi.
Benim için artık her şey o kadar zorlaştı ki, Serkan’ın bir an önce gitmesi gerekiyordu. Ağlayamıyordum ve boğazım ağrıyordu, ama ne ağrı! Bu hal geçecek sandım, Serkan gidince arttı, eksilmedi. Tam yedi gün, gece gündüz ağladım. Bu arada seni emzirmeye çalışıyordum, olmadı sağıyordum kendimi.
Üçüncü gündü sanırım, sağ göğsüm kocaman oldu ve sancıdan duramıyordum. Taş gibiydi, alev alev yanıyordu. Bırak seni emzirmeyi, ben bile dokunamıyordum. Sıcak kompres, soğuk kompres derken anneannenin komşusu Şehnaz abla geldi ve beni bağırta bağırta sağdılar. Yalnız o göğsümden çıkan yarım çay bardağı sütü koşa koşa sana getirdik. Ertesi günse sanki hiç göğsüm yoktu ,hiçbir şey hissetmiyordum. Halen de öyle.
Doğmuştun… Çok mutluydum… Çok güzel bir bebektin…
Bu yazı kızımın güncesinden alınma, sizlerle paylaşmak istedim.
Gülcan Narince
__________________
lifeandeath pReNsEs
Çoğunuz paRçaLaRı kayboLmuş puzzLe gibisiniz..!
Kiminizin akLı,
Kiminizin kaLbi,
Kiminizin ruhu yok..!
birR çıqLıK buLsamM ! hiç sSusmayanN , yaDa biR cümLe beniİ anLatanN !
|