Tekil Mesaj gösterimi

Alt 27-01-2008, 11:49   #1 (permalink)
bozkurt
Moderator
 
bozkurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 223
Tecrübe Puanı: 3 bozkurt is on a distinguished road
Standart Endülüs Emevi Sanatı


İlk Abbasi halifesi Abdullah bin Seffah, emevi hanedanına mensup büyük prensleri kılıçtan geçirince İslam İmparatorluğu'nun merkezi Şam'dan Bağdat'a nakledilmiş ve 500 yıl boyunca İslam egemenliği Abbasilerin eline geçmiştir. Emevi prensi Abdurrahman bu durumdan kurtulmayı başararak Arap kabileleri arasında saklanmış ve sonra Afrika'ya kaçmıştır. Berberi kabileleri arasında Cafer el-Mansur sahte adıyla 6 yıl kadar yaşadıktan sonra İspanya'ya geçmiştir. Orada Abbasilere karşı koyan İslam kuvvetlerini birleştirerek Endülüs'te siyasi birliği sağlamıştır. Kuzeyde Şarlman, güneyde ise Abbasi gibi Ortaçağın en kuvvetli iki devletine karşı zaferler kazanarak, Endülüs'te 300 yıl sürecek İslam devletlerinden Endülüs Emevileri'ni kurmuştur. Suriye'den gelen Emevilerin kurdukları bu devlet döneminde Suriye sanatı ile yerel geleneklerin sentezini oluşturan bir mimari yaratılmıştır. Burada Roma Sanatının etkileri devam ediyordu. Harabeler halinde olsa da bir Vizigot sanatı vardı. Kurtuba Camisi'ndeki gibi kemerlerin üst üste konması Romalıların su kemerlerini hatırlatır.

Dekoratif unsurlar arasında da klasik ve antil şekillerin az çok değişmiş örnekleri yer alır. Endülüs Emevileri Bizans ve Kuzey Afrika ile güçlü ilişkiler kurmuşlar, buralardan usta ve malzeme getirtmişlerdir.

Kurtuba Camii:
Guadal Guivir (büyük vadi) nehrinin kıyısında kurulmuş olan Kurtuba Endülüs Emevileri zamanında çok büyük bir şehir olmuştur. burada inşa edilmiş olan Kurtuba Camii'nin İslam Sanatı'nda önemli bir yeri vardır. Bu yapı bütün İspanya ve Kuzey Afrika'daki camilerin atası sayılır. Kurtuba Camii şehrin en kalabalık yerinde nehrin kenarında ve köprü başında inşa edilmiştir. Tek bir usta ve hükümdar döneminin eseri değildir. Temeli 26 Temmuz 786'da I. Abdurrahman tarafından 833'de genişletilen caminin doğusuna ve batısına birer sahın eklenerek 11 sahınlı hale getirildiği anlaşılmaktadır. Kurtuba Camii'nin I. ve II. Abdurrahman tarafından yaptırılan kısımlarında göze çarpan özellik iki katlı kemerlerdir. Geniş üzengi sütun başlıkları kemerlerden başka, kemer sırtları arasında yükselen ayakları da taşımaktadır. Bir başka kemer dizisinin oluşturduğu ikinci bir kat bu ayakları birbirine bağlamakta ve tavanı tutmaktadır. Aşağı katın bütün kemerleri at nalı, üst kat kemerleri ise yarım daire şeklindedir. II. Hakem 961'de halife olunca yeniden onbir sahın ve onbir kemer gözü eklenerek cami uzatılmıştır.

Mihrap önündeki kubbenin içi kesişen sekiz büyük kemer kavisinin meydana getirdiği dış bükey sekizgen bir kubbenin ortası ile bu kemerlerin birbirini kesmesinden meydana gelen çevredeki üçgenlerden oluşmaktadır. Bu damarlı kubbeler akla gotik mimarinin özelliklerini getiriyorsa da araları tuğla ile örülmüş çaprazlama kemerler atma fikrinin doğudan geldiği sanılmaktadır.

Suriye'deki Emevi yapılarında olduğu gibi kalın ve yüksek dayanaklarla ve dişli mazgallarla son bulan dış duvarlar camiye korunmalı bir görünüm vermiştir. Doğu tarafında altı, Batı tarafında da yedi kapı bulunur. Bu kapıdan çoğu sonradan özellikle 8. yy.'da örülerek kapatılmıştır.

Medinetü’z – Zehra:
Kurtuba Emevilerinin sivil mimarisi, 1910 yılından sonra ortaya çıkarılmıştır. İspanyol mimar Velasquez Bosco bu tarihte kazılara başlamıştır. Kurtuba’nın 5 km kuzeybatısında bulunan bu şehir Arap tarihçileri tarafından övgüyle anlatılmıştır. Şehrin üst kesiminde yükselen sarayın önünde geniş bir avlu vardır. Kitabelerden II. Hakem tarafından yaptırıldığı anlaşılan ve önünde avluya bakan üstü kapalı bir taraçası bulunan bu yapının 3 derin salonu vardır. 5 sahına ayrılan bu saray mevcut durumuyla Kurtuba camisinin planına da uyar. Endülüs Emevi sanatının göze çarpan özelliklerinden biri süslemenin bolluğu ve süsleme unsurlarının çeşitliliğidir. Bu da etkilerin farklı kaynaklardan geldiğini göstermektedir. Bütün İslam sanatında görülen ve yazı, bitki, geometri unsurlarını kapsayan bezemeler taş, mermer, pişmiş toprak, tahta ve mozaik üzerinde yer almıştır. Medinetü’z-Zehra’da sütun başlıklarının tablolarında kûfi yazının bezeme unsuru olarak kullanıldığı görülür. Sütun başlıkları iyon ve korint başlıkların karması olan kompozit başlıklardan oluşur. Burada Roma geleneğinin örnek alındığı, Bizans’a ait sütun başlıklarının hiç etkisi olmadığı görülmektedir.

Taş üzerine bezemeye büyük ölçüde yer vermekle birlikte Medinetü’z-Zehra’nın sanatını renk oyunlarında çok iyi kullanmıştır. Salonların sıvası çoğu zaman aşı boyası ve sarı toprak boyası ile çizilmiş ve geometrik motiflerle süslenmiştir. Bunlar eski kemerleri devam ettirerek yapının birliğini korumuştur. Yapının alt kısımlarında seyrek olan süslemeler, yükseldikçe gelişip, zenginleşmiştir. II.Hakem dönemi eklerinin en güzel unsurlarından biri olan mihrap, at nalı şeklinde olup yukarısında üç dilimli kemer dizisi olan bir dikdörtgenle çerçevelenmiştir. Yapıdaki dış bezemeler oldukça zarar görmüştür. Kıble duvarı yeniden yapılmış ve büyük kemerlerle sağlamlaştırılmıştır. Berberilerin gelişinden sonra cami El-Mansur lakabıyla tanınmış vezir İbn-i Amir tarafından genişletilmiştir. Caminin I.Abdurrahman’ın oğlu Emir I.Hişam tarafından yaptırılmış orta halli bir minaresi vardır. Bu minare deprem sonrası yıkıldığından III. Abdurrahman 951’de kare bir minare yaptırmıştır. Bu minare sonraları diğer minarelere de örnek olmuştur.


Tavaif-i Mülük -> emirliklere bölünen Endülüs
-Murabıtlar (Büyük Camiler inşa etmişler ancak hepsi yıkılmış. Tiemsen Camii günümüze ulaşmış.
-Muvahhitler

Tiemsen Camii:
Orta sahının üzerindeki iki kubbesi ve mihrabının süslemeleriyle tanınmıştır. Bütünüyle ahşap kirişlerle örtülü olan caminin bu iki kubbesi Kuzey Afrika'da ilk kez görülen bir teknikle süslenmiştir. Mihrap önü kubbesi Kurtuba Camii'ninki gibi damarlıdır. Oniki kemer kavsi kubbe içinde birbirini kesmekte ve aralarında bitkilerden oluşmuş ajurlu süslemelerin doldurduğu iç bükey dilimler meydana getirmektedir. En üstte de mukarnaslı bir takke yer alır. Bu yapı damarlı kubbe ve mukarnasların birlikte değerlendirildiği ilk ve ender örneklerden birisidir.

(Muvahhitler, Murabıtların mimarisini tamamlayan bir dönem olmuştur. Yapılarından bazıları; Tinmel Camii, Kutubiye Camii, Rabat Hasan Camii.)

Ebu İnaniye Medresesi:
Fas'taki medreselerin en görkemlisidir. Yapı bir saray biçimini almıştır. Kürsüleri, minaresi ve büyük bir saati olan medresenin iki portalı vardır. Biri, dirsekli bir dehliz ve sonundaki bir geçitle avluya ulaşır. Düğerinin bitişik iki kapısı olup büyük olan yapının ekseni üzerinde yer almaktadır. Dikdörtgen avlu tamamen mermer döşelidir. Avlunun ortasında camiye kadar uzanan bir kanal 2 m genişliğinde olup abdest almak için yapılmıştır. Avlunun 3 tarafında öğrenci odalarının açıldığı dehlizleri vardır. Cami iki sahından oluşmaktadır ve avlunun devamı gibi düzenlenmiştir. Avlunun yan kenarlarında birer eyvan yer alır. Bu plan şemasının Memlüklerin Kahire'deki Sultan Hasan Medresesi'nden geliştirildiği düşünülür.


El-Hamra Sarayı (Beni Nasr - Beni Ahmer Devleti dönemi, bu dönemin mimarisini gösteren tek yapı)

Saray derin derelerle çevrilmiş olan Daro ve Genl ırmaklarına bakan sarp bir tepenin üstündeki düzlüktedir. 9. yy.'dan beri İslam egemenliğinde olan İspanya'yı tehdit eden saldırılara karşı bu tepe üzerinde mustahkem bir kale inşa edilmiştir. Kaleye kullanılan malzemenin renginden dolayı El-Hamra yani kırmızı adı verildiği söylenir. 11. yy.'da Gırnata surlarla kuşatıldığı zaman bunlar kaleye uydurulmuştur. 13. yy. başlarında Nasrî Emirleri'nin soyu Gırnata'ya yerleşmiş surlara dört kule daha eklenmiş ve Daro deresinin suyu saraya çıkartılmıştır. Bu ilk sarayın Şarlken tarafından yıktırıldığı ve yerine yine Şarlken döneminde bir saray inşa edildiği sanılır. Nasrîlerden I. Yusuf, Comares kulesini ve ona yakın diğer daireleri yaptırmıştır. Oğlu V. Muhammed ise arslanlar avlusunu ve diğer kısımları inşa ettirmiştir. Böylece El-Hamra Sarayı, saray ve köşklerden kurulmuş bir topluluk olarak görülür. Önceden düşünülmüş bir plana göre değil, yüzyıllar boyunca kendini gösteren ihtiyaçlara ve kişisel zevklere göre gelişmiştir.
1522'de deprem, 1590'da patlama gibi olaylarda sarayda büyük yıkıntılar oluşmuştur. 17. yy.'dan 19. yy. ortalarına kadar saray tamamen terk edilmiştir. Saray birbirine eklenmiş iki büyük yapılar topluluğundan oluşur. Salonlar birbirine dikey olan iki uzun avlunun çevresinde toplanmıştır. Bunlar; El-Bürk (Alberca) avlusu ile Arslanlar avlusu çevresinde bulunan salonlardır.
El-Bürk adı avlunun ortasında bulunan ve uzun bir aynaya benzeyen havuzdan gelmektedir. I. Yusuf'un eseri olan 36 m uzunluğundaki bu avlunun iki uzun kenarına açılmış karşılıklı kapılardan yan salonlara geçilir. Avlunun kuzey ve güneyinde bulunan ince sütunlara dayalı yedi kemerli galeriler zengin süslemelere sahiptir. Güney galerisinin üstünde harem daireleri yer alır.
Avlunun kuzey kenarından geniş bir dehlize elçiler divanhanesine geçilir. Elçiler divanhanesi Comares kulesinin içindedir. El-Hamra'daki salonların en büyüğü olan bu divanhanenin yüksekliği 18 m'dir. Üç kenarında kırlara bakan üçer penceresi vardır. Duvarların kalınlığı 3 m'yi bulmaktadır. Bu da pencerelere birer oda görüntüsü verir.
Süslemelerin üslubu I. Yusuf ile oğlunun dönemleri arasında belli bir değişiklik olduğunu gösterir. I. Yusuf'un El-Hamra'sı Fas medreselerinin ve Tiemsen Camiilerinin üslubuna yakınlığını korusa da V. Muhammed'in El-Hamra'sı arabesk üsluba yabancı yeni unsurlar içerir.
__________________

bozkurt isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla

Sponsor Linkler