KooLpa Akademi Katagorisinde ve Biyoloji Forumunda Bulunan Hücre zarından madde geçişi Konusunu Görüntülemektesiniz.=>HÜCRE ZARI Hücreler türlerine göre, bulundukları ortamdan hücre zarı, hücre çeperi, kapsül veya glikokaliks gibi yapılarla ayrılmışlardır. Her hücrenin sitoplazmasını ...
|
|||||||
| Üye ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#1 (permalink) |
|
Moderator
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 689
Tecrübe Puanı: 4
![]() |
HÜCRE ZARI Hücreler türlerine göre, bulundukları ortamdan hücre zarı, hücre çeperi, kapsül veya glikokaliks gibi yapılarla ayrılmışlardır. Her hücrenin sitoplazmasını sınırlayan bir hücre zarı bulunur. Bu hücre zarının üzerinde, hücre türüne göre çeşitli yapılar yer alabilir. Örneğin bitki hücrelerinde hücre zarının dışında, bir de hücre çeperi yer alır. Hayvan hücrelerinde ise hücre zarı, karbonhidratlardan oluşan glikokaliks denilen tabaka İle çevrilmiştir. Bazı bakterilerde ise hücre duvarının üzerinde kendilerini olumsuz çevre şartlarına karşı koruyan kapsül bulunur. Hücre Zarının Yapısı Hücre zarı temel olarak iki sıra fosfolipitten meydana gelmiştir. Yaşamın temel bileşenleri ünitesinde fosfolipitlerin özelliklerini detaylı olarak incelemiştik. İki sıra fosfolipitin sırt sırta verdiklerinde su geçirmeyen bir tabaka meydana getirdiğini görmüştük. Bu yapı hücre faaliyetlerinde çok etkilidir. Hücrede, hücre zarının yanında, golgi aygıtı, Iizozom, mitokondri ve kloroplast gibi organellerin yapısında da bu iki sıra yağın büyük önemi vardır. Hücre zarı bu özelliğiyle sitoplazmayı sınırlayarak madde geçişini kontrol eder. Hücre zarında iki sıra fosfolipite ek olarak proteinler, glikolipitler ve glikoproteinler bulunur. Büyük proteinler den bazıları zarda enine uzanarak dış ortam ve sitoplazma arasında "por" adı verilen geçitler meydana getirirler. Bu porlar madde taşınmasında çok önemlidir. Çünkü hücre zarından geçemeyen, suda erimiş küçük maddeler bu geçitler yoluyla hücre içine veya dışına taşınır. Diğer zarlardan farklı olarak hücre zarında glikolipitler ve glikoproteinler zara mozaik benzeri bir görüntü verir. Hücrenin dedektörleri diyebileceğimiz reseptörler de bu maddelerden oluşur. Hücrenin bulunduğu ortamdaki değişiklikleri ve uyarıları sürekli olarak algılar ve tepki gösterilmesini sağlarlar. Bu yapılar hücre grupları arasında farklılık gösterdiğinden hücrenin özgüllüğünü sağlarlar. Bu maddelerin tahrip olması, hücrenin etrafında olup bitenden habersiz olmasına, yani kansere sebep olur.Hücre zarı hiç bir zaman sabit bir duvar şeklinde değildir. Bunun sebebi; bazı hücresel faaliyetler sonucu zara yeni parçalar eklenmesi veya çıkarılmasıdır. Bundan dolayı hücre zarı sürekli olarak sağlı sollu hareketler yapar. Bu durum hücre zarının canlı olduğunun göstergesidir. Hücre Çeperi Bitki hücrelerine has olan hücre çeperi, plazma zarının etrafında bulunan ve onu koruyan cansız sert bir Örtüdür Bitki dokularının mekanik direncini sağlayan bu yapının temel maddesini "selüloz" oluşturur. Komşu hücrelerin çeperi birbirine pektin maddeleri ile bağlanmıştır. Hücreler arasında peklinden oluşmuş bu tabakaya "orta lamel" denir. Hücre çeperinin oluşumu esnasında çekirdek bölünmesinden hemen sonra iki çekirdek arasında oluşan selülozik yapıya "fragmoplast" denir. Daha sonra fragmoplasta pektin gibi maddelerin eklenmesi ile çeper teşekkül eder. Çeperde madde geçişini sağlayan geçitler bulunur. Bu geçitler tam geçirgendir. Glikokaliks Hayvan hücrelerinde zarın dış kısmında glikozdan oluş muş glikokaliks adı verilen bir tabaka bulunur. Bu tabakadaki glikozlar gerçekte protein ve lipitlere bağlı durumdadır. Dolayısıyla glikoprotein ve glikolipitleri meydana getirirler. Glikokaliks tabakası hücrelerin birbirine tutunmasında çok etkilidir. Ayrıca glikokaliks hücreye özgül bir yapı meydana getirerek aynı yapıdaki hücrelerin bir birini tanımasını ve işbirliği yapmasını sağlar. Ortamdaki yabancı herhangi bir yapıdan hücreyi haberdar ederler. Kapsüller: Bazı bakteriler kapsül adı verilen polisakkaritlerden yapılmış bir kılıfla çevrilidir. Kapsüllerin bakteriyi olumsuz çevre şartlarına karşı koruma, virüslerin bağlanmasını önleme, bakterinin fagositoz yapmasını engelleme ve bakterilerin yüzeye tutunma kapasitelerini artırma gibi işlevleri vardır. HÜCRE ZARINDAN MADDE GEÇİŞİ Hücre zarı, seçici geçirgen bir yapıya sahiptir. Molekülün büyüklüğüne, yağda veya suda çözünmesine, polaritesine, ortamdaki yoğunluğuna veya türüne göre zar üzerinden madde taşınması dört farklı şekilde gerçekleştirilir. Pasif Taşıma Maddelerin enerji harcamadan, yoğunluk farkından dolayı hücre zarındaki potlardan veya fosfolipit tabakadan doğrudan geçmesidir. Hücrelerde pasif taşıma üç şekilde görülür: Difüzyon Difüzyon, bir maddenin konsantrasyonun yüksek olduğu yerden düşük olduğu yere doğru hareketine denir Örneğin bir kokunun bütün odaya yayılması veya bir damla mürekkebin bir bardak suya atılınca bütün bardağı boyaması gibi. Aynı kural hücre için de geçerlidir. Örneğin sitoplazmada glikoz sürekli olarak tüketilmekte ve artık maddelerin yoğunluğu artmaktadır. Dış ortamda glikoz arttığında, iç ve dış ortam arasındaki yoğunluk farkı glikozun enerji harcamaksızın çok yoğun olduğu yerden az yoğun olduğu yere doğru hareketine sebep olur. Bu hareket her iki taraftaki glikoz yoğunluğu dengeleninceye kadar devam eder. Bir tarafta artı veya eksi yöndeki bir değişiklik difüzyonu yeniden başlatır. Por içinden difüzyonla taşınacak maddenin porlardan geçecek kadar küçük olması ve suda çözünebilir olması gerekir. Büyük moleküller pordan geçemezler. Örneğin glikoz difüzyonla taşınırken, nişasta taşınamaz. Por sayısının olması difüzyon hızını artırır. Yağda çözülen maddelerin difüzyonla taşınması için büyüklük sınırı veya por kullanma gereği yoktur. Hücre zarı lipit (yağ) yapısın da olduğundan, bu maddeler zarın herhangi bir yerinden geçebilirler. Kolaylaştırılmış Difüzyon Su ve yağda erimeyen maddelerin (klor iyonları) ve glikoz, galaktoz, fruktoz gibi şekerlerin zardan geçişi, kolaylaştırılmış difüzyon denilen pasif bir yolla olur.Taşınacak madde zarda bulunan taşıyıcı proteinle birleşir. Madde, birleştiği taşıyıcı proteinle "substrat- enzim" gibi yüzey uygunluğu gösterir (taşıyıcı protein taşınacak maddelerin yapısına göre şeklini değiştirir). Madde geçişi gerçekleştikten sonra taşıyıcı protein tekrar önceki orjinal şeklini alır. Geçişme yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama doğru olur. Por sayısında ki artış kolaylaştırılmış difüzyonu hızlandırır. Kolaylaştırılmış difüzyon, taşıyıcı sistemden ötürü aktif taşımaya benzerse de ikisi arasındaki en büyük fark; difüzyonda enerji kullanılmaması ve yüksek konsantrasyondan düşük konsantrasyona doğru olmasıdır. Osmoz Osmozu tanımlamadan önce yoğunluk kavramını iyi bilmek gerekir. Bir maddenin yoğunluğu, birim hacimde bulunan çözücü içindeki madde miktarıdır. Çözünenin çok olması durumunda ortam çok yoğun, az olması durumunda ise az yoğun olur. Ortamın yoğunluğu Çözücünün miktarı ile ters orantılıdır. Yani çok yoğun ortamdaki çözücünün oranı, az yoğun ortamdaki çözücü oranından daha düşüktür. Örneğin, yarı geçirgen bir zarla ayrılmış iki ortamdaki nişasta çözeltilerini ele alalım. A kolunda, nişasta çok yoğun ise, birim hacimdeki su miktarı daha azdır. B kolunda, birim hacimdeki nişasta daha az, su ise daha fazladır. Doğal olarak bu konsantrasyon farkının dengelenmesi gerekir. Nişasta porlardan geçemeyecek kadar büyük olduğundan, su molekülleri nişastanın çok, suyun az olduğu ortama doğru geçer. ha fazladır. Buna göre suyun, yarı geçirgen bir zar üzerinde çok olduğu ortamdan, az olduğu ortama doğru geçişine osmoz denir Bu olayı canlılarda görmek de mümkündür. Canlılarda, kapalı ortam, hücre zarıyla sınırlandırılmış olan sitoplazmadır. Sitoplazma içerisinde organik asitler, şekerler, organik ve inorganik tuzlar gibi maddeler bulunur (bu maddelerin potansiyel değerine osmotik değer denmektedir). Sitoplazma ve dış ortamın yoğunluğuna göre her iki ortam arasında su geçişi olur. Osmoz sonucu iki değişik olay gözlenir: 1-Plazmoliz:Hücre kendisinden yoğun (hipertonik) bir ortama konduğunda, yoğun ortama su vererek zarın her iki tarafındaki yoğunluğu dengelemek ister. Dolayısıyla su kaybederek büzülür. Hücrenin daha yoğun bir ortama konduğunda su kaybederek büzülmesine plazmoliz denir. Bitki hücreleri hayvan hücrelerine göre daha yavaş su kaybederler (hücre çeperi bulundurdukları için). Deniz suyu içildiğinde dokular su kaybederek ölür. Bunun sebebi deniz suyundaki tuzun dokulardakine oranla çok fazla olmasıdır. 2-Deplazmoliz: Hücrenin ortamdan su alarak şişmesine deplazmoliz denir. Hücre kendisinden daha az yoğun (hipotonik) bir ortama konursa, ortamdan hücreye su girişi olur. Osmotik Kuvvetler:Plazmoliz ve deplazmoliz esnasında osmotik basınç ve turgor basıncı ortaya çıkar: Osmotik Basınç: Hücre içindeki maddelerin yoğunluğundan dolayı sıvıların hücreye girerken zara dıştan yaptıkları basınç şeklinde tanımlanır. Osmotik basıncı oluşturan maddeler çeşitli şekerler, organik asitler, organik ve inorganik tuzlardır. Dolayısıyla hücre içinde bu maddelerin yoğunluğuyla hücrenin osmotik basıncı doğru orantılıdır. Deplazmolizden önce hücrenin osmotik basıncı yüksek olup, su hücre içine girer. Örneğin bitkinin köklerindeki emici tüylerde osmotik basınç yüksek olduğundan su topraktan kök hücrelerine geçer. Osmotik basınç atmosfer birimiyle ifade edilir. Osmotik basınç, plazmoliz halindeki hücrelerde yüksek deplazmoliz halindeki hücrelerde düşüktür. Hücrenin kendisi ile aynı yoğunluktaki (izotonik) ortama konduğunda osmotik basınç, iç basınçla denge halinde olur. Turgor Basıncı:Deplazmoliz esnasında sitoplazma sıvısının zara yaptığı basınçtır (iç basınç). Hayvan hücreleri bu yüksek basınca dayanamaz, parçalanır. Mesela alyuvarlar kendilerinden az yoğun bir ortama konursa, ortamdan alyuvar hücrelerine su girişi olur. Daha sonra zarları parçalanır, hücre ölür (hemoliz) Bitki hücrelerinde selüloz çeper olduğundan turgor basıncından hayvan hücrelerine göre daha az etkilenirler. Ayrıca turgor basıncının bitkilere sağladığı bazı avantajlar da vardır. Bu avantajları; otsu bitkilerde destekliği stomaların açılıp kapanmasını, küstüm otu gibi bitkilerde hareketi sağlaması şeklinde sıralayabiliriz. Emme Basıncı, Turgor Basıncı ve Osmotik Basınç Arasındaki İlişki Emme basıncı hücrenin osmotik basıncının oluşturduğu bir çekici kuvvettir. Diğer bir deyişle emme basıncı osmotik basıncın iç basınca üstün olduğu sürece hücreye su girişini sağlayan bir kuvvettir. Osmotik değer, osmotik basıncı meydana getiren eriyiğin çekim gücüne denir. Böyle bir değer her hücrenin kofulunda gizli olarak bulunur. Genel olarak emme basıncı (EB) bir hücre için, hücrenin osmotik değeri (OD) ile iç (turgor) basıncın (TB) arasındaki farka eşittir. EB= OD-TB Diyaliz Diyaliz, çözünmüş maddelerin seçici geçirgen zardan difüzyonudur. Örneğin içi glikoz molekülleri İle dolu bir bağırsak saf su içerisine konursa glikoz molekülleri, zardan su içerisine İki tarafta da yoğunluk eşit oluncaya kadar geçer Bu prensip, suni böbrek aletinde (diyaliz) kullanılır. Has tanın her seferinde 500ml kadar kanı bir diyaliz tüpünden geçirilir. Diyaliz tüpünün dışında, kanda bulunan ve difüzyon olabilen aynı yoğunlukta maddeleri taşıyan bir sıvı bulunur. Bu sıvı sadece uzaklaştırılacak olan maddeyi taşımamaktadır. Böylece kana gerekli olan maddeler dıştaki sıvıya geçmez, uzaklaştırılması istenilen madde (üre gibi) dış sıvıda bulunmadığından, bu madde kandan dış sıvıya difüzyonla geçer ve kan bu maddeden temizlenmiş olur. Moleküllerin Pasif Olarak Taşınmasını Etkileyen Faktörler Canlı hücrelerde hücre zarının her iki yönünde devamlı bir molekül hareketi gözlenir. Bu moleküller hücre zarından doğrudan veya porlar yardımıyla geçerler. Geçiş türü veya hızı aşağıdaki faktörlere göre değişmektedir: Moleküllerin Büyüklüğü:Oksijen, su, iyot, karbondioksit gibi küçük moleküller hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Mesela 6 karbonlu glikoz; oksijen, su ve karbondioksitten daha zor geçer. Moleküllerin Elektrik Yükü: Hücre zarının iyonik yapısından dolayı, nötr moleküller iyonlardan daha kolay geçer. Nötr haldeki potasyum (K) iyon haldeki potasyum K+dan daha kolay geçer. Yağda Çözünen Maddeler:Hücre zarının yapısında yağ olduğu için yağda çözünen maddeler hücre zarın dan kolaylıkla geçebilir. Bu maddelere, yağda eriyen vitaminler (A.D.E.K) örnek olarak verilebilir. Yağı Eriten Maddeler:Yağı eriten maddeler de hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Örnek; alkol, eter, kloroform ve benzen gibi kimyasal maddeler. Zardaki Por Sayısı:Hücre zarında por sayısı ne kadar fazla olursa madde giriş çıkışı o kadar hızlı olur. Konsantrasyon Farkı:Yüksek konsantrasyonlu ortamdaki moleküllerin birbirlerine çarpma hızı, düşük konsantrasyonlu ortamlara göre daha hızlıdır. Bu ortamdaki potansiyel enerji, yüksek konsantrasyonlu ortamdan düşük konsantrasyonlu ortama madde geçişini hızlandırır. Molekül Ağırlığı: Moleküllerin ağırlıkları ne kadar düşükse difüzyon hızları o kadar yüksektir. Yani maddelerin difüzyon hızları molekül ağırlıkları İle ters orantılıdır. O halde gazların difüzyonu hızlı, sıvılarınki yavaş, katıların difüzyonu İse yok denecek kadar azdır. Çünkü moleküllerin ağırlıkları ne kadar büyük olursa aralarındaki çekim kuvveti o kadar fazla olur Sıcaklık:Moleküller sıcak ortamda daha hızlı hareket ederler. Dolayısıyla yüksek sıcaklıkta difüzyon hızlıdır. Hücre Zarının Deformasyonu:Hücre zan alkol, eter çeşitli zehirler ve kloroform gibi maddelere karşı aşın duyarlıdır. Bu maddeler hücre zarına girerken veya çıkarken hücre zarını tahrip ederler. Aktif Taşıma Bir maddenin konsantrasyonunun düşük olduğu yerden yüksek olduğu yere doğru, enerji (ATP) harcanarak taşınmasına aktif taşıma denir. Bir başka ifade ile; aktif taşıma maddelerin yokuş yukarı hareketidir. Aktif taşıma, canlı zarlar üzerinde enzim ve taşıyıcı proteinlerle gerçekleştirilir. Aktif taşımada mutlaka enerji harcanır. Enerji yetersizliğinde aktif taşıma durur, pasif taşıma devam eder. Bu durumda bazı maddelerin hücre içi ve hücre dışı yoğunluk farkları ortadan kalkar ve bunun sonucu hücrede hayatsal faaliyetler durur, yani hücre ölür. Örneğin; büyüme ve protein sentezi için mutlaka gerekli olan potasyum (K+), hücre içinde hücre dışına göre 40 misli daha fazla bulunmak zorundadır. Eğer bu miktar azalacak olursa, hücre yeterli şekilde fonksiyonlarını gerçekleştiremez. Aktif taşımaya en güzel örnek, çeşitli hücrelerde görülen "Sodyum-Potasyum pompası"dır. Normal şartlarda sodyum (Ma+) hücre dışında, potasyum (K+) da hücre içerisinde daha yoğundur. Sodyum-Potasyum pompası ile yoğunluk farkından dolayı hücre dışına çıkan potasyum hücre içerisine, hücre içerisine sızan sodyum ise hücre dışına, ATP enerjisi kullanılarak pompalanır (bu taşınmanın, düşük yoğunluktan yüksek yoğunluğa doğru olduğuna dikkat ediniz). Daha önce belirttiğimiz gibi aktif taşımada enerjinin yanında enzimler de iş görür. Sodyum-Potasyum pompasında etkili olan enzim "Sodyum-Potasyum adenozin trifosfataz" (Na/K ATP az) enzimidir. Bu enzim ATP'yi hidrolize ederek ADP ve inorganik fosfata dönüştürür. Açığa çıkan enerji sodyumu dışarıya, potasyu mu da içeriye taşımada kullanılır.Aktif taşımada, taşıyıcı proteinler ve enzimler görev aldığı için bu olay; sıcaklık, PH, ve zehir etkisi yapan kimyasal maddelerden etkilenir. Endositoz Pasif ve aktif taşıma ile taşınan moleküller doğrudan hücre zarından veya porlardan geçerken, büyük moleküllerden olan yağ, nişasta, glikojen, protein v.s geçemezler. Bu moleküller zarın değişikliğe uğraması ile enerji harcanarak hücre içine alınırlar. Bu olaya "endositoz" denir. Endositozla hücre içine alınan besinler, sitoplazmada besin kofulu şeklinde bulunurlar. Fagositoz, Endositozla katı yapıların hücre içine besin kofulu şeklinde alınmasına "fagositoz" denir. Katı madde yalancı ayak yardımıyla oluşturulan cep içerisine alınır. Daha sonra içeri çekilen besin kofulu lizozomla birleşerek sindirilir. Akyuvarların mikroplan yemesi, amipin beslenmesi buna örnektir. Pinositoz Sıvı maddelerin besin kofulu şeklinde hücreye alınmasına da "pinositoz" denir. Pinositoz olayında, sıvı maddelerin hücre zarına değmeleri sonucunda, sitoplazma içine doğru cep yada kanal şeklinde yapılar oluşur. Bu yapılar dan pinositoz keseleri meydana gelir. Bu şekilde hücre içine alınan sıvı maddeler lizozomla birleşerek sindirilir. Endositozda hücre zarından parça eksilmesi görülür. EKZOSİTOZ Daha önce de açıklandığı gibi hücreye endositozla alınan maddeler lizozom enzimleri ile küçük moleküllere parçalanır (hücre içi sindirimi). Kesecik içerisinde sindirim sonucu oluşan artık maddeler ve dışarı salgılanması gereken bazı metabolik ürünler hücreden dışarıya atılır. Bu olaya "ekzositoz" denir. Ekzositozda kesecik hücre zarına tutunur ve tutunan kısımdan içeriğini dışarıya boşaltır Endositozda olduğu gibi ekzositoz için de enerji gereklidir.Ekzositozda hücre zarınaparça eklenmesi söz konusudur. Hücre zarından geçebilen maddeler (pasif ve aktif taşıma ): Su,Oksijen,Karbondioksit,İyot,Glikoz,Aminoasit,Yağ asiti,İyonlar. Hücre zarından geçemiyen maddeler (endositoz,ekzositoz):, Protein,yağlar,Disakkaritler,Polisakkaritler,virüs ,Bakteri ve Kompleks moleküller |
|
|
|
| Sponsor Linkler | |
|
|
|
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) |
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Hücre... | n_e_s | Off-Topic | 2 | 18-02-2008 23:38 |
| Mc Serkan Dj Akman Tehlikeli Madde - Seni Seviyorum | devil1 | Youtube Klipleri | 0 | 21-12-2007 12:46 |
| Dj Akman - Tehlikeli Madde - Para | devil1 | Youtube Klipleri | 0 | 21-12-2007 12:45 |
| dj akman - sevdim sevilmedim (feat tehlikeli madde) | waRdeR | Şarkı Sözleri (Lyrics) | 0 | 23-02-2007 19:56 |
| Allah'tan Başka Kimsenin Bilmediği 5 Madde | Shadow | Dini Konular | 0 | 30-12-2006 17:46 |
Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.