<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Zihin Geliştirme Merkezi - Blogs</title>
		<link>http://www.koolpa.com/blogs/</link>
		<description>Eğitim, bilim, sanat, bilgisayar, internet ve eğlence içerikli tartışma forumu</description>
		<language>tr</language>
		<lastBuildDate>Fri, 05 Sep 2008 08:44:26 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>60</ttl>
		<image>
			<url>http://www.koolpa.com/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Zihin Geliştirme Merkezi - Blogs</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/</link>
		</image>
		<item>
			<title>Salaklar ve Zekiler</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/121-salaklar-ve-zekiler.html</link>
			<pubDate>Wed, 03 Sep 2008 08:56:07 GMT</pubDate>
			<description>Çocuk bir gün öğretmenine sorar: 
- Hocam salakla zeki arasındaki fark nedir. 
 
Öğretmen yumuşak bir sesle yanıtlar: 
- Salaklar her zaman kesin...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Çocuk bir gün öğretmenine sorar:<br />
- Hocam salakla zeki arasındaki fark nedir.<br />
<br />
Öğretmen yumuşak bir sesle yanıtlar:<br />
- Salaklar her zaman kesin konuşur.<br />
  Zekiler ise daima &quot;kuşkucudur&quot; olasılıkları düşünürler.<br />
<br />
Öğrenci:<br />
- Emin misiniz hocam... ?<br />
<br />
Öğretmen:<br />
- Kesinlikle.. .!<br />
<br />
[Ve.. öğretmen haklıydı...!]</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>morejderha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/121-salaklar-ve-zekiler.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Başarının Sırrı</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/120-basarinin-sirri.html</link>
			<pubDate>Wed, 03 Sep 2008 08:54:56 GMT</pubDate>
			<description>İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.<br />
<br />
Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. &#8216;Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli&#8230; Benimle Paylaşmak ister misin?&#8217; diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, &#8216;Sana yardım edebilirim&#8217; dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: &#8216;Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al&#8217; dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.<br />
<br />
İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller&#8217; e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. &#8216;Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim&#8217; diye düşündü. John Rockefeller&#8217; e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.<br />
<br />
Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire &#8216;Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir&#8217; dedi. &#8216;Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor&#8217; diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.<br />
<br />
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.<br />
<br />
Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>morejderha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/120-basarinin-sirri.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>ardic agaci</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/119-ardic-agaci.html</link>
			<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 14:02:48 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Ankara' da isim uzamisti. 
İstanbul' a donus icin aldigim biletimi 
degistirmem gerekiyordu. 
Ogle arasinda Sihhiye' deki otobus yazihanesine 
gidip...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ankara' da isim uzamisti.<br />
İstanbul' a donus icin aldigim biletimi<br />
degistirmem gerekiyordu.<br />
Ogle arasinda Sihhiye' deki otobus yazihanesine<br />
gidip biletimi erteletmek icin acele ediyordum.<br />
Kalabalikta kosarak yazihaneye ulasmaya cabalarken<br />
carpistik o yasli adamla.<br />
Sendeledi;<br />
elindeki buyuk sepette bulunan tahta kasik, masalar<br />
yola sacildi.<br />
Sanirim o da belediye zabitasindan kaciyordu.<br />
Kisa suren saskinliktan sonra adamin kalkmasina,<br />
yola sacilanlari toplamaya yardimci oldum.<br />
Heyecanlanmis, rengi solmus, nefes nefese kalmisti.<br />
Sakinlesmesi icin koluna girip yol kenarindaki<br />
banka oturmasini sagladim.<br />
Savrulan kasik ve masalari toplayip<br />
ben de yanina oturdum.<br />
Sepetten dagilanlari yerine dizip bir yandan da<br />
&quot; birakmiyor su belediye zabitalari uc kurus para kazanalim.<br />
Eve katkimiz olsun &quot; diyerek soyleniyordu.<br />
Tahta kasiklari dizmesine yardim etmeye cabalarken<br />
&quot; Dur hele, simsir ve ardic olanlari digerlerine karistirma &quot;<br />
diyerek engel oldu.<br />
 &#8221; Hepsi tahta kasik iste, ne fark eder?<br />
 &#8221; Olur mu beyim? Simsir ve ardic ile ihlamur, gurgen bir olur mu?<br />
 &#8221; Bilmem. Gorsem agaclarini bile tanimam herhalde. Ne fark var aralarinda?<br />
 Eline aldigi kasiklardan birinin sirtini parmaklariyla oksayarak bana<br />
dogru uzatti:<br />
 &#8221; Ardic, simsir sert agactir. Kolay birakmaz kendini, isleyesin.<br />
Zordur ardictan kasik cikarmak. Ama evlâdiyeliktir.<br />
Senelerce kullanirsin.<br />
İhlamur gurgen ise yumusaktir.<br />
Kolay islersin ama cabuk yumusar, dayanmaz.<br />
 <br />
Daha sonra Sivas' in Hafik ilcesinde ciftcilik yaptigini,<br />
saglik sorunlari nedeniyle kizinin yanina<br />
Ankara' ya yerlestigini, evin gecimine katkisi olsun diye<br />
kasik ve masa yapip isportada sattigini anlatti.<br />
Ozellikle ardic agacinin zor bulundugundan yakindi.<br />
Elindeki masayi eliyle oksayarak<br />
&quot; Ardic kusu agacini terk etti.<br />
Bir araya gelmeleri cok zor, artik &quot; dedi.<br />
Anlamamis gozlerle bakmis olacagim ki<br />
aciklama yapma ihtiyaci duydu:<br />
 &#8221; Beyim, ardic kusunu bilmez cogumuz.<br />
Bilenler de unuttu, gitti.<br />
Ardic agaci yabanidir.<br />
Oyle tohumundan uretemezsin,<br />
celiklemeyle de olmaz.<br />
Agacin uremesi meyvelerinin ardic kusu tarafindan<br />
yenilip pisligi ile atilmasina bagli.<br />
Agacin tohumu ancak o zaman filizlenebilir hale gelir.<br />
 - Yani bu kus olmazsa ardic agaci ureyemiyor, oyle mi?<br />
&#8221; Evet, aynen oyle. Bunlar biri birine mahkûm sevdalilardi.<br />
 - Peki, sonra ne oldu, kuslar mi azaldi?<br />
&#8221; Kuslar azalmadi, hatta cogaldilar bile.<br />
Ama sehirler buyudukce coplukleri de buyudu.<br />
Kuslar ardicin meyvelerini yemektense<br />
coplukten beslenmenin daha kolay oldugunu kesfettiler.<br />
Ardic kusu agacini unuttu.<br />
Simdi kentlerin kasabalarin copluklerinde yasiyorlar.<br />
Ardic agaclari ise kayboluyor gozumuzun onunden.<br />
Elindeki kasigi, digerlerinin arasina yerlestirdi.<br />
Sepetine tekrar goz atip cikardigi masayi bana dogru uzatti:<br />
 - Bak bu ardic. Curumez, nemlenmez.<br />
Eskiden oluleri gomdukten sonra mezarlara konulurdu.<br />
Curumedigi icin mezar cokmezdi.<br />
Son yolculukta arkadasti, insanlara.<br />
Simdi kiymete bindi.<br />
Mezarlarda yumusak agaclari kullaniyorlar.<br />
 - Olsun, ayni isi gordukten sonra varsin dayaniksiz olsun.<br />
 - Sehirliler de hep senin gibi konusuyor beyim.<br />
Herkes ardic kusu gibi zahmet cekmektense<br />
coplukten kolay gecinmenin, kolay yasamanin yolunu ariyor.<br />
Ardina bakmiyor.<br />
Cocuklarim bile kasabada yanimda kalmaktansa<br />
ardic kusu gibi sehirde daha kolay yasandigini gorup<br />
ucup gittiler.<br />
Sorsan hallerinden cok memnunlar.<br />
Ama geride biraktiklarini bilmiyor, gormuyorlar.<br />
 - Sonunda sen de gelmissin iste sehre!<br />
Buradan medet umuyorsun.<br />
 - Ama ben ardimda kalanlarin farkindayim.<br />
Sehirde emegin hic degeri yok.<br />
Her sey bol, kolay ve ucuz.<br />
Biraz paran olsun emek vermeden yasayip,<br />
gecip gitmek mumkun bu sehirde.<br />
 - Ne var bunda, sehirler hep boyle?<br />
 Sustu bir sure.<br />
Kafasini saga sola sallayip kendi kendine soylendi:<br />
-      Sevgi yok beyim.<br />
Sehirde sevgi yok!<br />
İnsan emegini sever. Ben bu kasiklari tek tek elimde yapiyorum. Begeninceye kadar ugrasiyorum.<br />
Kizimin evine katkim olsun diye satiyorum ve<br />
bu beni mutlu ediyor.<br />
Elimin emeginin begenilip bir yerlerde kullanildigini bilmek<br />
hosuma gidiyor.<br />
Sehir insani ise emek vermedigi icin sevmesini de bilmiyor.<br />
Ardic kusu gibi yasiyor, semiriyor, uruyor<br />
ama geride kalan ardic agacinin cektigi aciyi bilmiyor,<br />
gormuyor. Gorse bile anlamiyor.<br />
 Bir sure daha konusmadan oturduk o bankta.<br />
Ardic agacindan yapilmis bir cift kasik satin almak istedim.<br />
Sepetine goz atip sectigi kasiklari gazete kâgidina sarip uzatti.<br />
Soyledigi fiyattan fazla para vermek istedim;<br />
ederinden fazlasini almadi.<br />
Sepetin ipini omzuna atip, kucakladi.<br />
Helâllestik.<br />
Sihhiyeye dogru agir adimlarla yuruyerek<br />
sehrin kalabaliginda gozden kayboldu.<br />
 <br />
 - ALiNTiDiR -</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>morejderha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/119-ardic-agaci.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Aptal dost - Akıllı düşman... ?</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/118-aptal-dost-akilli-dusman-c.html</link>
			<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 13:27:02 GMT</pubDate>
			<description>Akıllı, ya da kurnaz ne olursa olsun... 
Özgüveni olmayandan ...  Kusurlarıyla yüzleşmeyenden ... 
Dost ya da düşman olur mu?</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Akıllı, ya da kurnaz ne olursa olsun...<br />
Özgüveni olmayandan ...  Kusurlarıyla yüzleşmeyenden ...<br />
Dost ya da düşman olur mu?</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>morejderha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/118-aptal-dost-akilli-dusman-c.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>anne-baba</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/117-anne-baba.html</link>
			<pubDate>Tue, 26 Aug 2008 13:23:09 GMT</pubDate>
			<description>Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası  gözkulak oluyordu. 
 
Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası  gözkulak oluyordu.<br />
<br />
Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının üzerinde 'çay  seti' oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara  sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik  fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak<br />
ediyordu.<br />
<br />
Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği  izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini  istiyordu.<br />
Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su  dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi  içmesini seyretti.<br />
Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:<br />
<br />
'Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?'<br />
<br />
Sonuç-1: Anneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir.<br />
Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>morejderha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/117-anne-baba.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Affetmek</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/116-affetmek.html</link>
			<pubDate>Fri, 22 Aug 2008 12:35:46 GMT</pubDate>
			<description>Nefreti aşmanın tek yolu koşulsuz affetmektir. Başkalarını 
affettiğimiz an özgürleşiriz. Affetmek insanın duygusal bilincini 
derinleştirir. Nefret...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Nefreti aşmanın tek yolu koşulsuz affetmektir. Başkalarını<br />
affettiğimiz an özgürleşiriz. Affetmek insanın duygusal bilincini<br />
derinleştirir. Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların zaten az<br />
olan güzel yanlarını görmemizi engeller. Güzelin önünde gözümüzü<br />
bağlar. Hiç kimse saf iyi, ya da saf kötü değildir. Gerçeğin kendisi<br />
kusurludur zaten.<br />
(&quot;Dünyada kusursuz iki insan olasılığı vardır. Biri kesin ölüdür,<br />
öbürü de henüz doğmamıştır.&quot;Çin Atasözü)<br />
<br />
Sırf kötülükleri gösterme bilgiçliğiyle bakmak bir süre sonra şüphe,<br />
çöküntü ve umutsuzluk denizinde boğar insanı. Üstelik kendimizdeki<br />
her kusuru bağışlar, başkalarına gelince pireyi deve yaparız.<br />
Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır<br />
hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek, ancak bilinçli bir  seçim<br />
olduğunda insanı huzur banyosunda temizleyebilir. Kimsenin<br />
zorlamasıyla, veya rica minnet affetmek mümkün değildir. Öyle laf<br />
olsun diye affetmek olmaz. Affetmek, bilinçli bir seçim hazırlığının<br />
karar anı olmalıdır.<br />
Koşullu affetme diye bir şey de yoktur; öylesi ancak bir<br />
sözleşmedir. Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktı r.<br />
Affettiğiniz kişinin sizden özür dilemesini, değişmesini veya<br />
istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.<br />
Nefret duyduğunuz kişinin uzağınızda veya yakınınızda olması, ya da<br />
ölmüş olması sizin affetme karar sürecinizi etkilememelidir; çünkü<br />
affettiğiniz acılar gerçekte sizin mülkiyetinizdedir.<br />
Affetmek kolay değildir; hatta çok zordur; bazen insan affetmek<br />
yerine ölmeyi bile tercih edecek kadar kinlenebilir. Ancak<br />
özgürlüğün kanatlarını açabilmesi için geride affedilecek bir şey<br />
kalmamalı. Kin ve öfkenin kafesinde tutsak bir ruhla nereye kadar<br />
yaşanır ki&#8230; Çoğu  insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da<br />
haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır. Oysa affetmek, geçmişin<br />
acıtan anılarının boyunduruğundan kurtulmaktır; bu acıların<br />
yaşantımıza kement atıp bizi mutsuzluğa sürüklemesine son vermektir.<br />
Yapılanları zihinsel olarak unutmak elbette ki mümkün değildir;  ama<br />
zaten....<br />
<br />
Affetmek, o kişiyi sevmek değil.<br />
Affetmek, o kişiyle muhabbete durmak değil.<br />
Affetmek, o kişiyi dost bellemek değil.<br />
Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.<br />
Affetmek, o kişiyi haklı bulmak hiç değil; çünkü affetmek pişmanlık<br />
değil.<br />
Hele ki affetmek o kişiyi esir almak asla değil...<br />
<br />
Affetmek, korku sürgülerini kırıp o kişiye kalbini açmaktır.<br />
Affetmek, intikam ateşine son odunu atmaktır.<br />
Affetmek, kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin gözaltından çıkmaktır.<br />
Affetmek, aslında kişinin kendi af fermanını imzalamasıdır.<br />
Affetmenin öbür adı, &#8220;duygusal onarımdır&#8221;<br />
Affetmek, &quot;iyilerin intikamıdır&quot;.. .<br />
<br />
İnsanlar başkalarının kusurlarını görmek hususunda keskin gözlere<br />
sahip kartallara benzerler. Kendi kusurlarını görmekte ise başını<br />
kuma gömen deve kuşuna.<br />
Ey diken arayan kimse! Cennete girsen bile, (bence cehenneme düşse<br />
bile), orada senin bu kusurundan büyük diken bulunmaz.&quot; (Mevlana)<br />
<br />
Bağışlamak güçlülere özgüdür(Mahatma Gandi)<br />
<br />
Bağışlamayı yenilgi sananlar kendine güveni zayıf olanlardır; oysa<br />
bağışlamak güçlü zaferlerin tacıdır. (MamiDaçka)<br />
<br />
Kişi ne kadar bilgeyse, o kadar bağışlayıcı olur. (Konfiçyus)<br />
(Yani kişi ne kadar bağışlayıcıysa, bilgeliğe o kadar yakındır)<br />
<br />
Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi<br />
başkalarını affet (Çin atasözü)<br />
<br />
&#8220;Kin ve öfke kendimizi kaybederek kaybedemeyeceğ imiz tek şeydir.&#8221;<br />
(Asabiyim filminden)<br />
<br />
Kin ve öfke ancak bilge bir bağışlayıcılıkla kaybedilir.<br />
<br />
MamiDaçka</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>morejderha</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/morejderha/116-affetmek.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Babam sağolsun!</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/efe/115-babam-sagolsun.html</link>
			<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 21:26:59 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde bir düğün oldu. Hemen güzide mankenimiz Çağla Şıkel &#8216;in düğününe girmesin aklınız. Bu başka düğün. 
    
  Faruk Yalçın...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Geçtiğimiz günlerde bir düğün oldu. Hemen güzide mankenimiz Çağla Şıkel &#8216;in düğününe girmesin aklınız. Bu başka düğün.<br />
   <br />
  Faruk Yalçın müteahhitlik yapan bir kişi. Öyle ev falan yapıyor değil kendisi. Nato &#8216;ya iş yapan biri. Forbes dergisine göre 1 milyar dolardan fazla servetiyle dünyanın en zengin işadamlarından biri. Kontrol etmek isteyenler için link: <a href="http://www.forbes.com/lists/2007/10/07billionaires_Faruk-Yalcin_U4OB.html" target="_blank">#891 Faruk Yalcin - Forbes.com</a><br />
   <br />
  Faruk Yalçın belki çok tanıdık bir isim değil fakat Aziz Yıldırım deyince herkes tanıyacaktır. Fenerbahçe &#8216;yi ihya eden adam. Faruk Yalçın, Aziz Yıldırımın dayısı. Dayı kelimesi burada hem kelimenin gerçek hem de mecaz anlamında kullanıldı. Neyse asıl konumuzdan sapmayalım.<br />
<br />
<br />
<img src="http://img210.imageshack.us/img210/961/liveimageskelebekhabergvj4.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br />
   <br />
  Geçen hafta tüm gazetelerde bu düğün muhabbeti vardı. Faruk Yalçın &#8216;ın kızı Süreyya Yalçın evlendi. Evlilik haberinin yanında Süreyya Hanım &#8216;ın eski gazete haberlerinden alıntılar. Bu yazımın sebebi de zaten o yazılar.<br />
   <br />
  Süreyya Hanım çok para harcıyormuş. Köpeğinin tasması, gözlüğünün markası, aylık harcamaları falan&#8230; Gazetelerde eleştirel yazılardan ziyade hafif alaylı yazılar var. Diğer sitelerde ise &#8216;vay bu kadar sıkıntı çeken adam var&#8217; muhabbetleri. Genelde babasının parasını yiyor muhabbetleri.<br />
   <br />
  Olaya bir de ben bulaşayım. Kadının babası, değil Türkiye &#8216;nin dünyanın zenginleri sıralamasında. Nasıl yaşasa uygun olurdu? Halk plajına mı gitsin ya da belediye düğün salonunda mı evlensin?! Hiç duymadınız mı &#8216;bizim oğlanı, kızı şuraya işe soktum&#8217; diyen birini. Evinin üst katında oğlunu oturtan birini görmediniz mi? Her baba elinden geldiğince birşeyler yapıyor çocuğu için. Faruk Yalçın da öyle.<br />
   <br />
  Süreyya Yalçın servetiyle orantılı yaşamıyor bile. O servet düşünüldüğünde çok daha klas bir hayat yaşaması gerekirdi. Tabi o zaman hergün magazin haberlerinde çıkamazdı. Bu da onun zaafı diyelim. Hani delikanlının şahin marka arabasının arkasına yazdırdığı gibi: Babam sağolsun!</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>efe</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/efe/115-babam-sagolsun.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Hiroşima Katliamı</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/kotu-kedi-serafettin/114-hirosima-katliami.html</link>
			<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 12:49:02 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[10 Temmuz 1945&#8217;te Japonya Sovyetler Birliği aracılığıyla mütareke yolunu aramak istedi. 17 Temmuz 1945'te Almanya'nın Potsdam kentinde II. Dünya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>10 Temmuz 1945&#8217;te Japonya Sovyetler Birliği aracılığıyla mütareke yolunu aramak istedi. 17 Temmuz 1945'te Almanya'nın Potsdam kentinde II. Dünya Savaşı&#8217;nın galip ülkelerinin liderleri Truman, Churchill ve Stalin'in katılımıyla Potsdam Konferansı düzenlendi. Japonya&#8217;nın barış çabaları reddedildi.<br />
   <br />
  26 Temmuz 1945&#8217;te müttefikler Postdam Demeci adında bir teslim çağrısı yaptı Japonya&#8217;ya. Bundaki amaç Japonya&#8217;nın savaştan çekilmesini sağlamak değil, yaptıkları iki çeşit atom bombasını insanlar üzerinde denemekti. Çünkü teslim çağrısına öyle bir madde konulmuştu ki bunu Japonya&#8217;nın kabul etmeyeceği belliydi. Kim bilir kabul edilse başka bir bahane bulunacaktı. İmparatorluk rejiminin kaldırılmasının istendiği bu madde dolayısıyla Japonya teslim çağrısını reddetti.<br />
   <br />
  Amerika Birleşik Devletleri, Japonların yaşam tarzlarını incelemişti. Tarih 6 Ağustos 1945&#8217;te, Japonların en çok dışarıda olduğu saat olan 8:45&#8217;te Hiroşima&#8217;ya atom bombası bırakıldı. &quot;Little Boy&quot; (Küçük Oğlan) isimli Uranyum-235 tipi atom bombası Hiroşima&#8217;ya o güne kadar emsali görülmemiş bir yıkım yarattı. Tarihe kara bir leke olarak geçen insanlığa karşı bu toplu katliamın fotoğrafları tüyler ürpertici.<br />
   <br />
  *A.B.D. bununla yetinmemiş, üç gün sonra 9 Ağustos 1945 saat 11:02'de Nagasaki'de  &quot;Fat Man&quot; (Şişko Adam) isimli Plütonyum-239 tipi atom bombasıyla ikinci katliâmı gerçekleştirmiş.<br />
<br />
<br />
Katlimamın fotoğraflarını <a href="http://www.koolpa.com/members/156-albums18.html" target="_blank">burada</a> görebilirsiniz.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>KöTü KeDi ŞeRaFeTTiN</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/kotu-kedi-serafettin/114-hirosima-katliami.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Spider Solitaire Oynuyorum</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/efe/113-spider-solitaire-oynuyorum.html</link>
			<pubDate>Tue, 29 Jul 2008 23:52:29 GMT</pubDate>
			<description>Önce gazeteleri gözden geçirdim, değişen bişey yok. Şimdi bu yazıyı yazıyorum. Bitince atladığım gazetelere göz atarım sanırım. Sonra da spider...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Önce gazeteleri gözden geçirdim, değişen bişey yok. Şimdi bu yazıyı yazıyorum. Bitince atladığım gazetelere göz atarım sanırım. Sonra da spider slitaire oynarım. Bu sıralar çok oynuyorum bu oyunu. Oyunu açıyorum, kartlar güzel gelmişse devam, değilse yeni oyun.<br />
   <br />
  Sıkıldım bu forumdan. Her gün foruma girmekten. İki cümle konuşup üçüncüyü getiremeyen yeni jenerasyondan. Onlarla &#8211;mecburen- muhatap olmaktan. Bilen biri demiş ki:<br />
   <br />
  &#8220;<i>Etme çocukla sohbet; ya şapkanı alır kaçar, ya başına .ıçar!&#8221;</i><br />
  <br />
  Kısa ömrü boyunca tek okuduğu metin edebiyat öğretmeninin verdiği ödev olan &#8211;onun da özetini okumuştur kesin- bu yeni nesil beni bu forumdan da, internetten de soğuttu. İnternet güzel bişey, eyvallah. Ama forum sahibi olmak güzel bişey değil. Meraksa geçti, artık angaryası kaldı. Onu da atacam üzerimden inşallah.<br />
  <br />
  Merakla sıfırdan başladığım bu forum işini bitirme vakti geldi de geçiyor bile. Hem de iyi sayılabilecek bir durumdayken. Alexa sıralamasında 76.642 , pagerank değeri 3. Bilgisayarla yirmili yaşlarında tanışmış ve hiç eğitimini almamış biri için çok çok iyi bence. Büyük forumlara bakıp, içinde şu da olsun diye başlamış, kocaman bir forum yapmıştım. Kimler geldi geçti. Forumu ufalttıkça ufalttım. Ben ufalttıkça o büyüdü. :) Şimdiyse ciddiye alınacak bir durumda. Vay be, ben neymişim.<br />
   <br />
  Satmayı falan da düşünmüyorum. Öylece bırakıverecem. Scriptleri falan başka bi işte kullanırım ilerde belki. Çürüyecek değiller ya. :) Bakarsın iyi bi projeyle gelir biri &#8216;&#8217;evreka evreka&#8216;&#8217; diyerekten. Ya da kafamın üzerinde bi ışık yanar. Kim bilir?<br />
   <br />
  Son zamanlarda blog işine merak saldım. Açayım diyorum kendime göre bir blog, canım istedikçe yazarım. Ne server parası, ne reklam koyma mecburiyeti. Para falan da kazandığım yok hani buradan. Server parası muhabbetine koyuyorum işte. Blog için buna gerek de yok, yıllık öderim neyse parası.Forum gibi başkaları mesaj da yazamaz bloguma. Hergün kontrol etmeme gerek kalmaz. Arada bakarım, neresini nasıl yapsam diye oyalanırım. <br />
   <br />
  Birkaç blogum var aslında ama öyle kişisel mevzular değiller. Tarih, ekoloji falan. Bu yeni blog bana özel olacak, günlük gibi. Hergün kim ne yazmış diye kontrol etmeye gerek olmayacak. Kimse küfür falan yazamaz, kimse yazı yazamaz. İzin vermeyecem.<br />
   <br />
  Çekip kurtaracam kendimi bu hayattan. Blogumun yazarı olacam. Az kaldı. Neyse ben yeni bi oyun başlatayım kendime.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>efe</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/efe/113-spider-solitaire-oynuyorum.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türkiye 'nin Bitki Zenginliği]]></title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/efe/112-turkiye-nin-bitki-zenginligi.html</link>
			<pubDate>Mon, 28 Jul 2008 02:31:07 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Ülkemiz bitki varlığı bakımından çok zengindir. Bu zenginliği kafanızda canlandırmanız açısından örnek vereyim: Tüm Avrupa&#8217;da 12.000 bitki türü...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Ülkemiz bitki varlığı bakımından çok zengindir. Bu zenginliği kafanızda canlandırmanız açısından örnek vereyim: Tüm Avrupa&#8217;da 12.000 bitki türü varken kendi başına Türkiye&#8217;de bu rakam 9.000 dir. Birkaç ülkeden daha örnek verdiğimde ülkemizdeki bitki türü sayısının ne kadar çok olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Yunanistan'da 5000, İran'da 8000, Fransa'da 4500, Almanya'da 2500, İtalya'da 5600, İspanya'da 5000 ve İngiltere'de ise 2000 tane bitki türü vardır. (Yani bizim 9000 yüksek bir rakam.)<br />
   <br />
  Dünyanın sadece belli bölgelerinde yetişen ve yayılış gösteren bitkilere &#8216;&#8217;endemik bitki&#8217;&#8217; adı verilir. Endemik bitki türleri açısından da çok zengindir. Avrupa&#8217;da 2500 endemik bitki türü yaşarken tek başına Türkiye &#8216;de 3000 tane endemik bitki yaşamaktadır. Sadece Türkiye &#8216;de yetişen 3000 bitki!<br />
   <br />
<img src="http://img508.imageshack.us/img508/8168/cigdemfj6.jpg" border="0" alt="" /><br />
<br />
Resimdeki çiğdem türlerinden biri. Avrupa ve Akdeniz havzasına yayılmış 40 çiğdem türü vardır ve bunun 20 tanesi Anadolu &#8216;nun kırlarında bulunur. Anadolu &#8216;nun çeşitli yerlerinde, çeşitli türlerde, çeşitli isimlerde görmemiz mümkün. Trakya &#8216;ya özgü olanı, Ankara çiğdemi, Kaz Dağları &#8216;nda yetişeni, sarısı, moru, beyazı, &#8230; Sonbahardan ilkbahara kadar yerine, türüne göre açıyor çiğdemler. Mevsimlik bir bitki olduğu için her yıl açıyor ve kendi kendine çoğalıyor. Tabii yumrusuna dokunulmadığı taktirde!<br />
   <br />
  Ölüm kimseye yakışmıyor, hele gençlere hiç. Bu gece İstanbul&#8217;da bomba patladı; 15 ölü, 100 &#8216;den fazla yaralı var. Televizyonda seyretmek bile korkutucuydu. Orada yakınlarını kaybedenlerin acısı ne büyüktür kim bilir. Hangi vicdan, ne uğruna bunu yapar? Bunu yapan insan &#8211;insan demek içimden gelmiyor ama- ne düşünür? Empati falan kuramıyorum, kurmak istemiyorum. Lanet olsun hepsine!<br />
   <br />
    Anadolu&#8217;nun kır çiçekleri gibi farklı, sıcak, güzel insanları. Bu güzel insanlar içinde erken ölenler o kadar çok ki! Terör, yanlış tedavi, amansız hastalık, trafik, &#8230; Kah nöbetteki Mehmet 'in haberi geliyor, kah bir böcek bahçesini çapalayan Hatice teyzenin sebebi oluyor. Öylece seyrediyoruz haberlerde. Belkide en kötüsü kanıksıyoruz bu haberleri. Neyse içinizi sıkmak istemiyorum. Hem sabah oldu, ben de yatayım artık. Siz en iyisi yukarıdaki resme tekrar bakın, biraz içiniz açılsın. Ve size tavsiyem, bu yazıyı okuduktan sonra kapatın bilgisayarı sevdiğiniz insanların yanına gidin. Onları çok sevin, daha çok sevin. İmkanınız varken sevin!<br />
<br />
Son söz: &#8216;&#8217;Dünyayı güzellik kurtaracak, &#8230;&#8217;&#8217;</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>efe</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/efe/112-turkiye-nin-bitki-zenginligi.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[oNun aDı "a$k"tır...]]></title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/shaker_cool_girl/111-onun-adi-k-tir.html</link>
			<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 16:25:20 GMT</pubDate>
			<description>Biliyor musun benden bir şeyleri anlatmamı istediler ve ben de seni anlatmaya karar verdim. Bakalım beğenecek misin. Ne olur bana kızsan bile çıkıp...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><div align="center">Biliyor musun benden bir şeyleri anlatmamı istediler ve ben de seni anlatmaya karar verdim. Bakalım beğenecek misin. Ne olur bana kızsan bile çıkıp gitme hayatımdan. Biliyorsun beni, sensiz olmuyor. Şimdi ise sadece dinle...<br />
Herkes bu güne kadar onu anlatmaya çalıştı ama nedense kelimeleri yarı yolda kaza yaptı. Çünkü hep yolun yanlı tarafından başladılar yolculuğa bu düşsel dünyada.<br />
Aslında ben de nerden başlayacağımı bilemiyorum ama sanırım en doğrusu şu kelimelerle olur...<br />
O hiç beklenmedik bir anda çıkar karşınıza. O kadar ani yakalar ki sizi neye uğradığınızı şaşırısınız. Ne kadar kaçsanız da o sizi kovalar durur. Sonbaharda dökülen bir yaprağın parça parça olmasıdır bazen, elinizden sadece ağlamak gelir onun rüzgarda sürüklenişini izlerken.<br />
Bir mucizenin başlangıcı oluverir. Damarlarınızda dolaşan kan gibi hayat verir size en umutsuz anınızda ama belki de sonradan, verdiği canı fazlası ile alır gider uzaklara, karışır karanlığa, bul bulablirsen...<br />
Ama hayatınıza girdi mi bir kere, onsuz olmaz bir daha. Ne kadar acıtsa da batmamaya başlar bir süre sonra. Alışırsınız varlığına,kopamazsınız. Bir bakmışsınız vazgeçilmeziniz olmuş...<br />
Ve yanlızlığın ta kendisidir o aynı zamanda da yanlızlığınızı paylaşandır. Nedense onun adı aşktır...</div></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Shaker_CooL_GirL</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/shaker_cool_girl/111-onun-adi-k-tir.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>kıSaCa bN....</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/shaker_cool_girl/110-kisaca-bn.html</link>
			<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 16:23:13 GMT</pubDate>
			<description>valla ne desem ki iki gözüm var biri sarı öteki kırmızı,iki kulağım var biri duyuoo öbürü duyuo ama duymamazlıktan gelio..bi tanecik kalbim var ne...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>valla ne desem ki iki gözüm var biri sarı öteki kırmızı,iki kulağım var biri duyuoo öbürü duyuo ama duymamazlıktan gelio..bi tanecik kalbim var ne işe yaradığını daha çözemedim ama zamanla anlarık inş...sonra dişlerimde bjk uyumu olsun die sadece üstteki dişleri fırçaladım alt çenedeki dişlere dokunmadım amacıma ulaştım..<br />
şiddet içeren sporlara bayılırım maçlarda vurdumu karşındakinin kanını akıtmalısın ki tadı çıksın ve intihar etme yolları die bi kitap yazma aşamasındayım :)<br />
hadee yeter bu kadarrr... eee daha ne olsun yane</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Shaker_CooL_GirL</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/shaker_cool_girl/110-kisaca-bn.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>...KaRamSaR pRéNséS....</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/shaker_cool_girl/109-karamsar-prinsis.html</link>
			<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 16:20:34 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[HaLa Küçük ßir Kız Çocuğuyum " 
HaLa Yüksék Sésé KırıLır, HaLa KoLumu Sértçé Tutarsan AğLarım 
ßana PahaLı ŞéyLér ALma ELma Şékériné ßayıLırım Né...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>HaLa Küçük ßir Kız Çocuğuyum &quot;<br />
HaLa Yüksék Sésé KırıLır, HaLa KoLumu Sértçé Tutarsan AğLarım<br />
ßana PahaLı ŞéyLér ALma ELma Şékériné ßayıLırım Né OLur Tut ELLérimi<br />
YaLnızLıktan Korkarım Çok Canım Acıyor SöyLé Géçér Mi?<br />
Né Kadar ßüyüméLiyim ?<br />
Uyusam ßitér Mi? ßu GözyaşLarı ßaLıkLara Yétér Mi?<br />
Küçük Dünyam ßu Sarsıntıya Dirénir Mi?<br />
<br />
<br />
______o__________o_________o__________o<br />
<br />
<br />
<br />
&#8216;İşin doğrusu;<br />
Varlığına alışmaktan daha zor oldu,<br />
Yokluğuna alışmak.<br />
Alıştım mı bilmiyorum; ama <br />
mecbur olduğumu biliyorum.<br />
Boşver...<br />
Coşkusu da çok güzeldi varlığının,<br />
Yokluğunun acısı da hiç fena değildi hani&#8230;&#8217;<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
==== &gt;&gt;  KaRamSaR pRénSéS &lt;&lt; =====</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Shaker_CooL_GirL</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/shaker_cool_girl/109-karamsar-prinsis.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Birgün anlarsın</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/whitedevil41/108-birgun-anlarsin.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Jul 2008 22:05:12 GMT</pubDate>
			<description>*BİRGÜN ANLARSIN* 
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez. 
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya, 
Deli eden bir uğultudur başlar...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><b><font size="4">BİRGÜN ANLARSIN</font></b><br />
Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.<br />
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,<br />
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında<br />
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.<br />
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.<br />
Onun unutamadığın hayali,<br />
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.<br />
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.<br />
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.<br />
<br />
Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.<br />
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.<br />
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,<br />
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.<br />
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.<br />
Duyarsın,<br />
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.<br />
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.<br />
<br />
Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.<br />
Niçin yaratıldığını.<br />
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.<br />
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.<br />
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.<br />
Dolar gözlerin, için burkulur.<br />
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.<br />
<br />
Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.<br />
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.<br />
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?<br />
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.<br />
Uzanır, gökyüzüne ellerin.<br />
Ama çaresiz,<br />
Ama yorgun,<br />
Ama bitkin.<br />
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.<br />
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.<br />
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.<br />
<br />
Bir gün anlarsın hayal kurmayı;<br />
Beklemeyi, ümit etmeyi.<br />
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir<br />
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.<br />
Lanet edersin yaşadığına...<br />
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.<br />
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.<br />
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.<br />
<br />
<img src="http://www.siirperisi.net/images/sair.gif" border="0" alt="" /> <a href="http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=92" target="_blank"><font color="#000000">ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN</font></a></div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>whitedevil41</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/whitedevil41/108-birgun-anlarsin.html</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Blogumu seviyorum</title>
			<link>http://www.koolpa.com/blogs/halim-halim/107-blogumu-seviyorum.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Jul 2008 14:36:42 GMT</pubDate>
			<description>Bu çağ çok hoş aslında.  
 
Hadi be! dediniz.  
 
Bakın hiç tanımadığım sizle burdan iletişim kurabiliyorum.  
 
Ve de sizin beğendiğiniz şiirleri...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Bu çağ çok hoş aslında. <br />
<br />
Hadi be! dediniz. <br />
<br />
Bakın hiç tanımadığım sizle burdan iletişim kurabiliyorum. <br />
<br />
Ve de sizin beğendiğiniz şiirleri burdan, sayfanızdan  okuyor, ruh halinizi, düşüncenizi anlıyorum. <br />
<br />
HAni diyorum unutmasam yüzleri, kelimeleri filan, Kızılay a çıktığımda herkesi tanıyacak gibi olacağım sanki. <br />
<br />
Tuhaf bir haz alıyorum bundan.<br />
<br />
Bu çağ yaşatıyor bana bunları.</div>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Halim Halim</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.koolpa.com/blogs/halim-halim/107-blogumu-seviyorum.html</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>
