Zihin Geliştirme Merkezi

KOOLPA

Zihin Geliştirme Merkezi

 

Uzaklarda Bırakılan Uzuv

 Edebiyat Katagorisinde ve  Deneme/Hikaye Forumunda Bulunan  Uzaklarda Bırakılan Uzuv Konusunu Görüntülemektesiniz.=>1997 Mart'ının ortaları İstanbul'da bir şafak vakti... Heyecanla doğruldu yatağından, gözünde yaş vardı. Kalbi bir güvercininki gibi çarpmaktaydı. Bıraktı kendini ...


Geri git   Zihin Geliştirme Merkezi > KooLpa Kültür / Sanat > Edebiyat > Deneme/Hikaye

Üye ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 11-10-2008, 12:01   #1 (permalink)
KooooLpa
 
Alvertis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 1,002
Tecrübe Puanı: 3 Alvertis is on a distinguished road
Standart Uzaklarda Bırakılan Uzuv


1997 Mart'ının ortaları İstanbul'da bir şafak vakti...
Heyecanla doğruldu yatağından, gözünde yaş vardı. Kalbi bir güvercininki gibi çarpmaktaydı.
Bıraktı kendini tamamen, sarsıla sarsıla ağlamaya başladı.
Kalbi, gördüğü rüyaya dayanamamış, içi kızgın bir çöle dönmüştü.
Süleyman'ım kan içinde kapıya gelmiş. Nasıl dayanır buna yürek!
Süleyman kapıdaydı, her tarafı kana boyanmıştı. Her zamanki tebessümü ile kendisine bakıyordu.
Gördüğü rüya o kadar gerçekti ki, uyandığında kalkıp kapıya bakmak istedi bir an.
Sonra yine ağlamaya başladı.
Uzak diyarlara göndermişti onu üç yıl önce. Bilmediği, görmediği, yabancı ellere...
"Süleyman'ıma bir şey mi oldu yoksa." dedi.
Kalbine, sanki Süleyman'ın hayatından bir şeyler aksetmişti.
Bu sırada Osman Bey de sabah namazına kalkmıştı.
'Eşinin yüzüne baktı ve ne oldu sana?' dedi.
Anne:
'Eşine Süleyman'ı hiç arayıp sormuyorsun!' diye sitem etti.
Gözyaşları devam etmekteydi.
-Rüyamda gördüm, kapıya gelmişti. Her tarafı kan içindeydi, başına bir şey gelmiş olmasından korkuyorum.
...
Aynı saatlerde Bangladeş...
Muson yağmurlarının toprakları iyice yıkadığı Başkent Dakka sabahı…
Süleyman'ın görev yaptığı yer, Allah rızası gözetilerek Bangladeşli çocuklara, hizmet götürülen bir öğrenci yurdu...
On bir kişilik öğrenci yurdunun sorumlusu Süleyman Bey, önceki gece geç yattığından, sabah namazından sonra tekrar uyumuş ve biraz geç uyanmıştı.
Odalara baktı; arkadaşlarından kimse yoktu. Bekâr öğretmen ve belletmenler okula gitmişti.
Duş ve kahvaltıdan sonra okula gitmek üzere yola çıktı. Okula gitmek için en uygun vasıta rikşalardı. Rikşa, faytonun bisiklet veya motosiklete uyarlanmış hâli olan bir ulaşım vasıtası… Rikşalardan birini durdurdu, bindikten sonra sürücüye gideceği yeri söyledi.
Uzun bir yolculuğun başladığını nereden bilecekti Süleyman Öğretmen!
On dakika sonra ana caddeye geldiklerinde, sürücü sağa sola bakmadan caddeye daldı. Yola girmeleriyle hızla üzerlerine gelen bir otobüsü görmeleri bir oldu. Süleyman Öğretmen, sürücüye ''Ne yaptın sen!'' deyip kendini vasıtadan dışarı attı. Otobüsün şöförü ise, rikşaya çarpmamak için direksiyonu onun atladığı yöne kırmıştı.
Trafik kazaları, sel ve felaketlerle meşhur bu ülkede, bir yolcu otobüsü, bir Türk öğretmeninin üzerine doğru geliyordu. Gurbet elde, Bengalli çocuklara hizmet götüren bir hizmet erinin hayatında ayrı bir imtihan safhası başlıyordu. Belki yıllar önce edilmiş bir duanın tahakkuku söz konusuydu.
İstanbul'da henüz güneş doğmamıştı ve olanlar anneye bir rüya ile bildiriliyordu.
Fren, Süleyman Öğretmenin üzerine gelen otobüsü durduramamıştı. Teker, sol bacağı sıkıştırıp Süleyman öğretmeni bir müddet sürükledi. Daha sonra frenden ayak çekilmiş olacak ki, otobüs bacağı ezdi geçti. Bacak kalçadan ayrılmıştı…
...
Çocukluktan beri beş vakit namazını kılardı... O anda, kaçırmış olduğu namazları geldi aklına. 'Allah'ım namazlarım!' diyordu içinden. ''Kalan namaz borçlarımı ödemek nasip et Allah'ım…'' Bir de bu şok anında Türkiye hasreti açığa çıkmıştı. Hicret örnek alınarak tercih edilmiş bu gurbet bitiyor muydu? Vücudundan ayrılan bacağına bakarken, ''Herhalde memlekete döneceğiz.'' dedi.
Bacağından kan boşaldığı halde, hafif bir yanmadan başka bir şey hissetmiyordu. Allah'ın yardımıyla doğruldu ve yere diz çöktü. Geçen arabalara durmaları için el kaldırdı. Toplanan kalabalık, bir film gibi seyrediyordu hâdiseyi…
Taksilerin hiç birisi durmuyordu. Etrafında toplananlara Türkçe, İngilizce, Bengalceden aklına hangi kelimeler geldiyse sesleniyor, "Bir taksi çevirin!" diyordu.
Sonunda motorlu rikşalardan birisi durdu. Güçlükle bindirdi onu birkaç kişi... En yakın hastahaneyi tarif etti. Gittikleri bir Çin hastahanesiydi.
Bir yandan da içinden "Allah'ım hizmet edeceksem yaşat!" demeyi sürdürüyordu. Hastahaneye ulaştıklarında, kapıya gelen doktor, durumun ağır olduğunu söyleyerek onları devlet hastahanesine yönlendirdi.
Devlet hastahanesine doğru zor bir yolculuk başladı. Fazla kan kaybettiğinden gözleri bulanık görmeye ve elleri tutmamaya başlamıştı. Sürücüye ''Taksi çevir acele hastahaneye yetişelim!'' dedikçe, adam öleceğine kanaat getirmiş olmalı ki, ''Allah de!'' telkininde bulunuyordu. O ise yol boyunca şoföre kızıyor, 'Işıklarda durma geç, acele et, çabuk ol!' diyerek yolculuğu hızlandırmaya çalışıyordu.
...
Hastahaneye ulaştıklarında kendini yere attı Süleyman Öğretmen... O kadar kan kaybına rağmen ölmemesi Allah'ın lütfuydu.
Hastahaneden okula haber verildi. Müdür bey ve diğer arkadaşları hastahaneye geldi. Bir öğrenciyle karşılaşacaklarını sanmışlardı.
Kan kaybından bembeyaz kesilen vücudu tanıyamadı hiçbirisi. O kadar ki, içlerinden biri ''Bu bizden değil!'' dedi. Daha metanetli olanı dikkatlice bakınca irkilip kaldı: ''Bu bizim Süleyman Hoca!'' deyince, diğer üç kader arkadaşı orada bayıldı.

Kazadan birkaç gün sonra... Sol bacağının tamamen kesildiği günün gecesi... Ana parçalarından birinin, uzak bir diyarda kaldığı günün gecesi...
Sabaha karşı kendine geldi Süleyman. Yerinden kımıldamak istiyor; ancak bunu yapamıyordu. Bacağında şiddetli bir ağrı vardı. Ağrı kesici yapılıyor; fakat, ağrı kesiciyle biraz hafifleyen ağrı yarım saat sonra tekrar başlıyordu. Müteakip günlerde biraz azalsa da, altı ay boyunca tesiri devam etti.
Sabah olduğunda bütün arkadaşları başındaydı. Süleyman Öğretmen gece duyduğu acıdan bahsediyor. ''Bacağım kesilmiş gibi bir acı hissettim.'' diyordu. Biraz konuştuktan sonra arkadaşları daha fazla dayanamayıp dışarı çıktılar.
Sonra içeri doktor girdi:
- Hayatını kurtarmak için bacağını kesmek mecburiyetindeyiz, ne dersin?
Süleyman:
- Arkadaşlarımı çağırın, onlarla yapacağımız istişareden sonra karar veririz.
Arkadaşları çağrıldı. Süleyman: ''Arkadaşlar doktor bacağımın kesileceğini söylüyor, ne dersiniz?”
Arkadaşlardan biri ona cesaret vermek niyetiyle: “Hocam sen mümin bir insansın, her şeyi kaldırabilirsin.” Süleyman: “Kaldırıp kaldıramayacağımı sormuyorum, karar verelim.” Aralarında konuşmaya başladılar. Konuşma esnasında arkadaşlardan biri, 'Zaten kestiler! Dün geceki ağrıların bu yüzdendi.' deyiverdi
...
Rüyanın üzerinden bir hafta geçmiş; ama anne kalbine düşen kor kızgınlığından bir şey kaybetmemişti. Bir haftadır Osman Beyden Süleyman'ı aramasını istiyor. Osman Bey ise bir mânâ veremiyor eşinin telâşına. ''Yahu ne oluyor sana bir haftadır böyle!'' diyor eşini sakinleştirmeye çalışıyordu. Sonunda cep telefonuyla Süleyman'a ulaşıp sesini duyuyorlar:
- Oğlum!
- Anne!
Ve ikisi de ağlıyor...
.....
Süleyman Öğretmen bu günleri yazıya geçirmeye karar veriyor. Aşağıdaki yazı Süleyman'ın o günkü duygularını veriyor:
“Sevgili annem, babam, ağabeylerim ve ablam.
Selâm eder, ellerinizden öper, dualarınızı beklerim.
Kazayı Sinan ağabeyimden duymuş olmalısınız. Size bu kadar geç haber vermemin sebebi, sizleri boşuna üzmemekti. Çünkü buraya gelmeniz mümkün değildi. Ben şu anda Allah'a şükür iyiyim. Ağrı sızı var mı? Eh, ağrısız sızısız hastalık mı olur?
Sizler kadere inanmış, her işte bir hayır olduğuna iman etmiş, Allah'ın Rahmân ve Rahîm olduğuna gönülden inanan, bir kapıyı kapadığında, ona karşılık bin hayırlı kapıyı açtığını bilen insanlarsınız.
Allah'ın yaptığı icraatları eleştirme günahına girmeyeceksiniz. Kazadan sonra kendisine olan sevgim iki, üç kat artan Rabb'ime karşı kalbinizde en küçük bir kırgınlık olmamalı.
Ben inanıyorum ki; az şey kaybettim, çok şey kazandım.
Gurbette gurbet çekmedim. Arkadaşlar yirmi dört saat boyunca başımda beklediler. Bir anne şefkati ile bir dediğimi iki etmediler. Bangladeş Hükümeti ve öğrenci velileri sahip çıktılar.
Bangladeş'e gelmesem, böyle bir kaza olur muydu? Böyle bir düşünce kader inancımıza göre yanlış. Demek ki kaderimde Bangladeş'e gelmek ve kaza geçirmek varmış.
Bu mesele ile alâkalı hiç kimseyi suçlamamanızı rica ediyorum. Kazadan sonra kendisine saygı duyduğum zatlar başta olmak üzere, onlarca geçmiş olsun telefonu aldım. Allah razı olsun, çok vefa gösterdiler. Medine-i Münevvere'de bana dua edilmesi için haber göndermişler.
Evet sevgili ailem...”

* Süleyman Öğretmen, daha sonra Türkiye'ye dönmüş ve Almanya'da sol bacağına protez takılmıştır. Şimdilerde, özel bir ilköğretim okulunda matematik öğretmeni olarak hizmetine devam etmektedir.

(Talat Ordu)

Konu Alvertis tarafından (11-10-2008 Saat 12:03 ) değiştirilmiştir..
Alvertis isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usStumble this Post!Reddit!Google Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Propeller this post!
Alıntı ile Cevapla

Sponsor Linkler
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:41 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.5
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0

Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208