KooLpa Yaşam Katagorisinde ve Dini Konular Forumunda Bulunan Mâ’ruf-u Kerhî Hazretleri Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Müslümanların mübarek hayatlarını örnek aldığı maneviyat büyüklerinden biri de Bağdad’da büyüyüp, Dicle nehri yakınında vefat eden Mâ’ruf-u Kerhî’dir (M. 816). ...
|
|||||||
| Üye ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#1 (permalink) |
|
KoooLpa
![]() Üyelik tarihi: Dec 2006
Nerden: evde :p
Yaş: 28
Mesajlar: 681
Tecrübe Puanı: 4
![]() |
Müslümanların mübarek hayatlarını örnek aldığı maneviyat büyüklerinden biri de Bağdad’da büyüyüp, Dicle nehri yakınında vefat eden Mâ’ruf-u Kerhî’dir (M. 816). Kerhli Mâ’ruf, aslında Hıristiyan bir ailenin çocuğuydu. Onu küçükken aynı dinde bir ailenin yanında yetişmeye bıraktılar. Fakat Mâ’ruf, yanında bulunduğu Hristiyan ailenin anlattığı üçlü Allah inancını akla uygun bulmadı. Onlara daha küçük yaşta iken itiraz etti. Bu itiraz ve tatmin olmayışı, onu doğruyu araştırmaya sevk etti. Hıristiyan aileyi bırakıp kaçarak Bağdad civarındaki İslâm büyüklerini ziyarete başladı. İşte bu sırada ehl-i beyt imamlarından İmam Rıza’nın da yanına uğradı. Aldığı aklî ve naklî feyizli ilimle Hıristiyanlığı reddedip İslâm’la müşerref oldu. Bundan sonra her geçen gün ilim yolundaki inkişafa başlayan Mâ’ruf, kısa zamanda kılı kırk yaran bir İslâm büyüğü hâline geldi. Artık karıncayı dahi incitmiyor, bir buğday tanesi kadar da olsa kul hakkından titriyordu. Gezisi sırasında Kûfe’ye uğramıştı. Mescitte büyük musavvıf İbnü’s-Semmâk’ın va’zını dinledi. Kulağına gelen şu cümleler kafasında şimşeklerin çakmasına sebeb oldu: “Hangi kul, Allah’a kalbiyle tam yönelirse, Allah da merhametiyle ona tam karşılık verir!..” Bu söz, Mâ’ruf’un bütün varlığıyla Allah’a yönelmesine, fanî arzulara tamamen arka dönmesine sebeb oldu. Onun bu kararından sonradır ki, Allah da ona rahmet ve ihsanıyla yönelmiş, yaşamaya muvaffak olduğu İslâmî hâlleri, örnek alınır duruma yükselmişti. Belki ilmi fazla değildi; ama ameli çoktu. Nitekim bir toplantıda Mâ’ruf’un ilminin azlığından bahsedilince, mezheb sahibi Ahmed bin Hanbel, “Öyle söylemeyin, lâzım olan ilim, Mâ’ruf’un sahip olduğu kadarıdır!” demiştir. Bunu garipseyen oğlu Abdullah, bir fırsatını bularak sordu: “Baba, Mâ’ruf’un ilmi nedir ki?..” Ahmed bin Hanbel şöyle karşılık verdi: “Oğlum, ilmin başı Allah korkusudur. O da Mâ’ruf’ta bütünüyle vardır. Başka ne bekliyorsun?” Bir ara Bağdadlı Müslümanlar Medine’de Sufyân bin Uyeyne’yi ziyaret etmişlerdi. Süfyân bin Uyeyne onlara, “Büyük âliminiz ne hâldedir?” diye sordu. “Kimdir âlimimiz?” deyince şöyle açıklamada bulundu: “Mâ’ruf’u kast ediyorum. Dikkat edin. Mâ’ruf’tan istifâdeyi düşünün. Mâ’ruf, yanınızda olduğu müddetçe Allah sizi korur!” Mâ’ruf tam bir İslâmî hayata girmiş, bütünüyle hayatını İslâmî hizmete tahsis etmişti. Onun dünyaya karşı teveccühü yoktu. Hattâ şöyle diyordu: “Dünyalık kazanılınca sevinmemek, kaybedilince de üzülmemek gerek!.. Zira bir kula, dünyanın fazla teveccüh etmesi, onun işlediği günahlara peşin bir ceza. Yüz çevirmesi de ihlâsına âcil bir şifâdır.” Mâ’ruf, lâf çokluğu, söz kalabalıklığı şeklindeki dindarlığı hiç hoş karşılamaz, sadece yaşamaya değer verir, tatbikatı esas alırdı. Gerçekleri lâf çokluğu ile boğuntuya getirenlere şöyle derdi: “Allah bir kulun hayrını isterse, ona lâf kapısını kapar, amel kapısını açar! Kötülüğe müstehak olduğunu görünce de, amel kapısını kapar, lâf kapısını açar!” Demek ki, tatbikatı bırakıp işi lâfla, mugalâtayla geçiştirmek kötülük işareti, iyiliğe lâyık olmama ifadesidir. Bütün varlığıyla Allah’a bağlanan Mâ’ruf, tam bir tevekkül içindeydi. Şöyle diyordu: “Allah’a öylesine tevekkül et ki, bütün şikâyetlerinde O, senin yegâne dayanak ve desteğin olsun. O’nun dışında âciz kullara dert yanıp, feryad etme...” Kendisi hidâyete erdikten sonra, anne-babasının da hidâyetine sebeb olmuştur. Asıl korkusu “rıza”yı kaybetmekti Mâ’ruf’un sevap-günah, haram-helâl hususlarındaki tam titizliğini görenlerden biri, bu dikkatin sebebini sorarken şöyle der: “Ey Mâ’ruf, haramlardan bu kadar korkup, kul hakkından böylesine çekinişin herhalde ölüm korkusundandır?” “Hayır, ondan değil.” “Kabir azabındandır öyleyse?” “Hayır, ondan da değil.” “Öyleyse cehennem endişesindendir?” Mâ’ruf neticeyi şöyle bağlar: “Bu saydıkların nedir ki! Benim bütün mes’elem, bu saydıklarının tümünü de tasarrufunda tutan Zât’ın rızâsıdır. O, bunların hepsine mâlik ve hâkimdir. O’nun rızâsını kazanan bunların hepsinden de emin olur.” Mâ’ruf hasta yatağından son vasiyetini şöyle yapmıştır: “Vefatım vâki olduğu an, gömleğimi çıkarıp sadaka verin.” “Niçin?”, diye soranlara, “Ben, dünyaya geldiğim gibi gitmek istiyorum.” demiştir. AHMED ŞAHİN |
|
|
|
| Sponsor Linkler | |
|
|
|
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) |
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Osmanlılar’da “Felsefe” | efe | Felsefe | 0 | 06-01-2008 15:23 |
| F.Bahçeliler’in ’Emniyet’ şakası | Turist Ömer | Komik Yazılar | 1 | 09-08-2007 21:28 |
| Osmanlı Sarayı’nda Harem-i Hümâyûn’u kimler, nasıl yönetirdi? | eywallah | Tarih | 0 | 30-07-2007 04:37 |
| Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Osmanlılar’da “Felsefe” | KöTü KeDi ŞeRaFeTTiN | Felsefe | 0 | 21-02-2007 17:59 |
| Zeynelâbidîn Hazretleri | n_e_s | Dini Konular | 0 | 08-12-2006 16:42 |
Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.