KooLpa Yaşam Katagorisinde ve Dini Konular Forumunda Bulunan İslam Ve Bilim Konusunu Görüntülemektesiniz.=>İslam Ve Bilim Din ve ilim üzerine çok yazı yazılmıştır. Bazı kişiler bu ikisini birbiriyle çatışır gösterirler. Bu iddia, batıl ...
|
|||||||
| Üye ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#1 (permalink) |
|
Co-Administrator
![]() |
İslam Ve Bilim Din ve ilim üzerine çok yazı yazılmıştır. Bazı kişiler bu ikisini birbiriyle çatışır gösterirler. Bu iddia, batıl inançlara ve tahrif olunmuş saçma dinlere salik olan toplumlar için kısmen doğru olsa bile bizim toplumumuz için asla geçerli değildir. Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6 hatta 7 yüzyıl öncesin e ait buluşlardır. Bu keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar o dönemde bile bilime sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir. Müslümanları, çölün iptidai şartlarından alıp zamanın en üstün bilim ve uygarlık seviyesine ulaştıran şey, yeni bir ahlak ve eğitim anlayışıdır. Bütün gücünü ve enerjisini nifak, kavga ve çekişmeye harcayan ve bütün medeni ve sosyal toplumlardan uzak yaşayan kabileler; Kuran ışığında aldıkları ahlaki eğitim ve terbiye sayesinde süratle değişime uğramış, hızla kenetlenip birlik içine girmiştir. Edindikleri gücü ve maddi imkanları doğru yolda kullanmış ve çok kısa bir sürede baş döndürücü bir hızla ilerleyen Müslümanlar, çok güçlü devletler kurarak insanları adalet ve istikrarla tanıştırmışlardır. Böyle bir ortamda, insanlara bilim sevgisi de aşılanmış ve kısa zamanda da bu gayret yerleşmiş ve yaygınlaşmıştır. Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır. Bunu tıpkı, ilerleme kaydeden islam dünyasının çalışmalarını, geri kaldıkları asırlarda, İslam ülkelerine seyyahlar göndererek, müslümanların bu denli hızlı yükselişlerini araştıran, yazılmış eserleri takip eden, bilim kurulları oluşturup kendi gelişmelerinin önün açan batılı ilim adamlarının yaptıklarına benzetebilirz. Bu durum ister istemez akla, yalnız ilmi eserleri değil, ilmi ve bilgiyi işleyiş biçimimizi de taklid etmişler düşüncesini getiriyor ki çok akıllıca bir yöntemdir, bu yöntemi akledip uygulayanları bulup tebrik etmek yerinde olacaktır. Zira, İslam dünyası dini hassasiyetlerini kaybetmeye başladığı dönemlerde, batılıların bu yöntemi asli kaynaklarımızın yok olup gitmesini engellemiştir. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Emevi halifeleri, bir milyon civarında kitabı barındıran "Darü'l-Hikme"yi yani İlim Kültür Yuvasını kurar. Halife el-Hakim de, 400 bin ciltlik bir kütüphane kurarak bilim adamlarını Kurtuba'da toplar. 8. Yüzyıl’ın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid, Aristoteles'in tüm kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının birçok eserini Arapçaya çevirtir. Halife el Memun, Bizans'a ve Hindistan'a elçiler göndererek çevirmeye değer kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı olarak sadece Eski Yunan yazmalarını ister. Böylece İslam dünyası, önceki dönemlerde yapılan tüm bilimsel çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler; daha sonra bu çalışmalar, avrupanın kendine gelmeğe başladığı dönemlerde Arapçadan Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti'nin kurulması ile Musevi, Hıristiyan ve İslam kültür geleneklerinin buluşması, İspanya'yı bilim ve kültür merkezi haline getirir. Müslümanlar İspanya'ya îman ve insanlık, sanat ve medeniyet, zarafet ve ilim götürdüler; karanlık Ortaçağ Avrupa'sına ışık tuttular. Endülüs'e rüya âlemleri yaşattılar; şaşaalı, mükemmel şehirler kurdular; âbideler yaptılar. Sadece Kurtuba'da 800 medrese 1700 cami vardı. Endülüs'ten çok büyük din ve dünya âlimleri, feylesoflar yetişti. O zamanın Avrupa üniversitelerinde Arapça dersi mecburen okutuluyordu, bugün İngilizce'nin bizim okullarımızda mecburi dil olması gibi. Hattâ krallar, Endülüs'e, iyi yetişmeleri için yüzlerce kız ve erkek talebe gönderip, onların iyi eğitilmelerini Müslümanlardan rica ediyorlardı. Tarihin bildiği bir gerçektir ki Avrupa, Endülüs sayesinde uyanmış; aradaki yüksek seviyeli ilim ve sanattan kaynaklanan rönesansı ve dinlerinin tenkidi mahiyetindeki Reform'u gerçekleştirmeyi ancak, İslam dininden ithal ettikleri ilim nuruyla yapabilmişlerdi. Müslümanlık Endülüs'te sekiz asır payidar olmuş, orayı hakiki bir Dâr-ı İslâm haline getirmiş idi. Bu zaman, biz Türklerin Anadolu ve Rumeli'deki tarihleri kadar uzun ve derindir. O devirlerde İslam dünyasında yetişen ve bu günkü müsbet ilimlere öncülük eden bilim adamlarımızdan bazılarını misal getirelim: İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından Cabir Bin Hayyan, 'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler' olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier'e öncülük eder. El-Kindi, Einstein'dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, 'Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlıkta hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür' der. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde Idrisi, Hamevi ve Taberi ve adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Sabit bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş; Batlamyusçu sisteme, dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. On üçüncü yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa’sında ise durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen durdurulmak istenmekteydi. Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri olarak bilinmekteydi. Harizmi, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Fergani, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu. Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar. Ebubekir er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler. Ebü'l-Vefa trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır ki o vakitle bu latince isimler yerine ceyb taceyb kelimleri kullanılıyordu. Sekant ve kosekant ifadeleri Ebul Vefa'nın kitaplarının batıda yeniden neşv ü nema bulmasıyla verilmişti. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus'a karşı; 'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini' söyleyen İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür. Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden el-Biruni; 973 yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söyler. İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder. Tarihi gelişmeler göstermektedir ki; bilgileri ile övünç duyan, ancak yersiz bir gurura kapılmayan Müslüman bilim adamları kendilerini ve yaşadıkları dönemleri sürekli geliştirmişlerdir. Bilgilerinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, bilime ve bilimsel gelişmelere işaret eden Kuran ayetlerinden kuvvet aldıklarını, Allah'ın mucizelerinin kendilerini hep yeni araştırmalara yönlendirdiğini, Allah'ın dilemesi dışında bir bilgiye sahip olamayacaklarını zikreden İslam alimleri; İslam biliminin her alanda, kendinden önceki sistemlerin önüne geçmesine vesile olmuşlardır. G. Hamel ve C. K. Prahald, "Geleceğe Yarış" adlı kitaplarında, gelecekteki teknoloji ile ilgili olarak şunları söylüyorlar: "Yakın bir gelecekte, şu anda henüz kuluçka döneminde bulunan bütünüyle yeni sektörler ortaya çıkacaktır: Mikrorobot sanayi (mikroskobik parçalardan oluşan ve birçok şeyin yanı sıra tıkanan kalp damarlarını da açabilecek olan minyatür robotlar), çeviri makineleri sanayii (farklı dillerde konuşan insanlar arasında anında çeviri yapılmasını sağlayacak telefonlar vb. araçlar), dünyanın bilgi ve eğlence birikimine anında ulaşmanızı sağlayacak dijital yollar, kentlerdeki trafik sıkışıklığını giderecek otomatik yeraltı sistemleri, insanları uçak yolcuklarının yıpratıcılığından kurtaracak "sanal" toplantı salonları, canlılar dünyasındaki malzemelerin harika özelliklerini kopyalayabilecek biyomimetik malzemeler, size gezegenin herhangi bir yerinden evinize telefon etme imkanı sunacak uydu bağlantılı kişisel iletişim araçları, insanlarla tamamen yeni bir tarzda ilişki kuracak duygu, etkileşim ve öğrenme yeteneklerine sahip makineler ve biyo-arındırma (dünyanın çevresini temizlemeye yardım edecek ihtiyaca göre tasarlanmış organizmalar)...” Bilim ve teknolojiyle birlikte giderek hızlanan ve kolaylaşan iletişim ve ulaşım sayesinde; bir zamanların milletlerarası seyahatleri, bir semtten diğer bir semte gitmek kadar kolay olacaktır. Şu anda da kullanılan cep bilgisayarları sayesinde, iletişim en kolay ve en güçlü şekilde anında sağlanacaktır. Bu sistemlerin emniyet birimleri tarafından sıkça kullanılması sayesinde de suç ve suçlu oranlarında da büyük bir düşüş yaşanacaktır. Böylece toplumlar, daha rahat ve huzur içinde hayatlarını sürdürme imkanına kavuşacaklar. Ziraat mühendisleri ve tarım konusuyla ilgilenen bilim adamlarına göre, dünyada insan besini olmaya uygun 80 bin kadar bitki türü vardır. Tarih boyunca, bunlardan üç bin kadarı yiyecek olarak kullanılmış; fakat, yalnızca 150 tür geniş çapta yetiştirilmiştir. Günümüzde ise, tüm dünyada yalnızca 15 kadar bitki türü, nüfusun yüzde 90’ını doyurmaktadır. Sadece üç tür, (buğday, pirinç, mısır) dünya tahıl üretiminin üçte ikisini oluşturmaktadır. Demek ki, yeryüzünde besin olarak kullanılmaya uygun türlerin çok küçük bir bölümünden yararlanılmakta, üstelik yaygın olarak yetiştirilen tür sayısı da giderek azalmaktadır. Gelişen teknolojiyle ve suyun verimsiz çöl topraklarına ulaştırılmasıyla, bu bölgelerde tarım yapıl ması kolaylaşmıştır. Bütün çöllerde bu sistemler uygulandığında, tüm dünyada önemli miktarda üretim artışı sağlanacaktır. Tıptaki gelişmeler sayesinde, insan sağlığı çok daha iyi bir düzeye ulaşacak, herkese sağlık hizmeti verilebilir duruma gelinecektir. Hücre ve DNA konusundaki araştırmaların artması ve geliştirilmesiyle, insanlar daha uzun ömürlü olacaklardır. Bütün bunlar, sadece Allah’ın nimetine şükredilmesi vesilesiyle olacaktır. Geçimişi anmak hoş ve güzel, geçmiş şanlı onunla iftihar etmek de gurur verici. Yapılacak olanları sırf iftihar duygusundan çıkarıp, artık geleceğe yapılacak katkıların hesabına ve planlamasına geçmeli. İnsanoğlunun bugünkü medeni başarısı, geleceğin üstün teknolojileri çağların birikimi olup; tek bir şahsa ait ve münferit kişilere bağlı değil, kollektif bir üründür. Ne tek başına batının ne de doğunun malıdır. Bugünkü seviyeye gelişen en büyük patlama son iki yüzyılda olmuştur. Bunun da temelinde sılaraladığımız karmaşık birçok faktör bulunmaktadır ve yine tek bir sebebe irca mümkün değildir. Sosyal oluşumlardaki sebebler bolluğunu, gelişimlerin, birçok etkilerin müşterek bileşkesi olduğunu görmeli, detaylara inmeye kendimizi alıştırmalıyız. İlimler de tek bir şahsın, ne kadar yetenekli olursa olsun ihata edemiyeceği kadar çoğalmış, genişlemiş ve gelişmiştir. Bu müşahede bizi işbölümüne, kollektif çalışmaya, düzen ve organizasyona, ihtisaslaşmaya sevk etmektedir, etmelidir. Bizim din ve imanımız, hem dünya, hem ahiret saadetinin sebebi ve menbaıdır; çünkü adalet duygusu, hakikat saygısı, ilim aşkı, dürüstlük tutkusu, sanat zevki, kemal zevki, hizmet şuuru, insan sevgisi, sorumluluk idraki, feragat iz'anı, şecaat vasfı, şehadet arzusu, cihad azmi, fazilet hissi... yani bütün makbul sıfatlar ve memduh hasletler oralardan doğmakta ve beslenmektedir; dolayısıyla maddi ve manevi kalkınmamızın vazgeçilmez şartı ve en önemli unsuru olan "kamil ve kaliteli insan" kadromuz, onların feyizli ve nurlu gölgesinde yetişecek; özlenen ve özlenilen ferdi ve ictimai refah ve saadete ulaşmak onlarla sağlanabilecektir. Sonra var gücümüzle ilme, sanata, kültürel ve moral çalışmalara, araştırmalara, teknolojik gelişmeleri yakından takibe sarılmalı, her şeyin daha iyisini ortaya koymağa, bağımsız, bağsız, gerçek ve orjinal ilim ve teknoloji müesseselerini kurmağa yönelmeli. Osmanlı ülkesini Kanuni devrinde ziyaret eden Baron de Busbeck hayranlıkla: "Burda başarılı olan ve işbilen yükselir, çobanlıktan vezirliğe gelebilir. Halbuki bizim Avrupa ülkeleri öyle mi? Asil zadelerin aptal ve bön çocukları babalarının hatırına işbaşlarına getirildiği için bizim ülkelerimizgeri ve perişandır" diyor. İşte örnek alındığında nasıl bir gelişmişlik getireceğini gördüğümüz İslam alemi ve tam bir karanlıktan kurtulan batı dünyası. Hz. Peygamber s.a.s. bir hadis-i şerifinde: "Emanet zayi edildiği zaman kıyametin kopmasını bekleyiniz" buyurdu. Emanetin zayi edilmesi nasıl olur, diye sorulunca da, "İş ve vazife, ehli olmayan kimseye verilmeye başladığı zaman kıyametin kopmasını bekleyiniz" diye cevap verdi. O halde: Gelişmenin geri gelmesi için yapacaklarımızı özetlersek, özelde kendi aramızda, genelde bütün müslüman ülkere olarak kuvvetli bir işbölümü yapmalı; her işi, onun ehli olan yetkili ve becerikli kimselere havale etmeli; kendi sahamızda var gücümüzle çalışıp en üstün bilgiyi, en derin görgü ve tecrübeyi kazanmaya çalışmalı; şahsi çalışmaları en güzel tarzda gerçekleştirip ve koordine ederek en üstün başarıyı ortaya koymaya azimli olmalıyız. Çünkü mü'minlere dünya ve ahirette herşeyin en güzel ve en üstün yaraşır. Osmanlıda Bilim, Aykut Kazancıgil. harunyahya.NET biltek.tubitak.dergi/97/ekim/teknoloji
__________________
Başkasının keyfine göre yaşamak sefalettir! |
|
|
|
| Sponsor Linkler | |
|
|
|
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) |
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İslam Mimarisi | bozkurt | Mimari | 0 | 27-01-2008 12:17 |
| İslam Felsefesi | samyeli | Felsefe | 0 | 07-01-2008 01:19 |
| İslam Felsefesi | KöTü KeDi ŞeRaFeTTiN | Felsefe | 0 | 06-10-2007 11:45 |
| İslam Ve Sİyaset | [MasterSlawe] | Dini Konular | 0 | 14-02-2007 23:31 |
| İslam Alimleri Ansiklopedisi | bozkurt | Dini Konular | 0 | 20-12-2006 04:10 |
Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.