Zihin Geliştirme Merkezi

KOOLPA

Zihin Geliştirme Merkezi

 

Padualı Marsilius ve Ockhamlı William - Sentezden Şüpheciliğe

 KooLpa Akademi Katagorisinde ve  Felsefe Forumunda Bulunan  Padualı Marsilius ve Ockhamlı William - Sentezden Şüpheciliğe Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Akıl iman ile Kilise ve devleti uyumlu hale getiren Thomist sentez, Geç Dönem Ortaçağ'da (13. yüzyıl) düşüncenin doruk noktasını oluşturur. ...


Geri git   Zihin Geliştirme Merkezi > KooLpa Akademi > Felsefe

Üye ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31-01-2008, 03:43   #1 (permalink)
Moderator
 
samyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 696
Tecrübe Puanı: 3 samyeli is on a distinguished road
Standart Padualı Marsilius ve Ockhamlı William - Sentezden Şüpheciliğe


Akıl iman ile Kilise ve devleti uyumlu hale getiren Thomist sentez, Geç Dönem Ortaçağ'da (13. yüzyıl) düşüncenin doruk noktasını oluşturur. Bu; bölgesel bölünmelere rağmen, kültürel ve dini birliği olan, görece istikrarlı bir toplumdu- feodal hiyerarşiye rağmen, universitas hominum, insan topluluğuydu. İnsanın merkezde olduğu ortak bir Hıristiyan kültürü vardı, fakat belirtmeye değer ki, insan, toplumun bir parçası ve raison d'etre'i (varoluş nedeni) Tanrı olan, yaratılmış bir varlık olarak düşünülürdü. Geç dönem Ortaçağ'da, papa ve Kilise güçlerinin doruk noktasına ulaşmışlardır. Papa ile imparator arasındaki mücadeleyi papa kazanmıştır.

Papa III. Innocent, XI. Gregory ve IV. Innocent (1198-1254) zamanında Kilise seküler gücünün doruk noktasına ulaştı. Papalar, imparator IV. Otto ve II. Frederick ile aralarındaki mücadeleden kârlı olarak çıktılar: Atama ve anlaşmaların idaresi; savaş veya barış kararını vermede bir taraf olma durumu; dul ve ye­timlerin bakımının idaresi; heretiklere karşı alman tedbirlerin idaresi ve mallarını müsadere etme hakkı; Kiliseye ve toplumsal düzene karşı isyanlara müdahale hakkı da dahil olmak üzere yaygın bir otorite elde ettiler. Fakat kilise üstünlüğünün hakim olduğu bu universitas hominum çok uzun sürmedi. 1300'lü yıllarda, Fransız ruhbanlarının Papa'nın hizmetkârları gibi değil de, Fransızlarmış gibi davranmaya başladıklarını görürüz. İnsanın kendi ülkesine duyduğu bağlılık, Papa'ya duyduğu sadakatten daha güçlü hale geldi. Ulusal devlet (bu örnekte, Fransa) Kilisenin evrensel birliğinden hatta ruhbanlar için bile- daha güçlü olan siyasal bir unsur haline geldi.

İyi organize olmuş ulusal devletin gelişmesi, kral ve aristokrasi arasında gerilim yüklü bir işbirliğine yol açtı; ideolojik biçimde, mutlakıyet ve meşrutiyet arasındaki bir mücadele olarak yansıyan bir gerilim. Bundan dolayı, idareciler ve tebaa arasındaki ilişki sorusu daha büyük bir inceleme konusu haline geldi: eğer kral mutlak bir iktidara sahipse, onun tebaası da mutlak bir itaat göstermelidir. 0 zaman zorba ve adaletsiz bir idareciye baş kaldırmak asla doğru değildir denilebilir mi? Benzer biçimde, mutlakıyetçi ve meşruti iktidarın meşruiyeti sorusu gündeme gelir: Kral, mutlak iktidara Tanrının inayetiyle mi sahip olmuştur. Temsil edici nitelikleri dolayısıyla ulusal meclisler, meşru bir iktidar iddiasına sahipler midir? Bunlar aslında bir bakıma geleneksel problemlerdir; fakat şimdi, büyük ölçüde, tartışma konusu haline gelmiştir. 14. yüzyılda ide­olojik tartışma, kral ile tebaası arasındaki ilişki ve papa ile diğer Hıristiyanlar arasındaki ilişkiye dair bu soru etrafında yoğunlaşmıştır. Kral (veya Papa) mutlak iktidara mı sahip olmalıdır? Yoksa iktidar, geleneksel ve temsilci meclislerde de bulunup, kadîm yasalara ve geleneklere tabi mi olmalıdır?

Padualı Marsilius (1275/80-1342), Defensor Paris'in yazarı (1324), Papa'nın Aristocu bir muhalifiydi. Fakat, buna ilaveten, Marsilius Reform hareketini ve Protestanlığı müjdeleyen görüşleri benimsemiştir. Tıpkı Thomas Aquinas gibi Marsilius da toplumun kendi kendine yeter olduğunu öne sürmüştür: Yani, teolojik veya metafizik meşrulaştırmaya ihtiyacı yoktur. Aquinas'a göre, kutsal ve seküler olanın olduğu gibi, iman ve akıl da uyum içindeydi; bundan dolayı, bu kendi kendine yeter toplum, kaynağını Tanrı'dan almaya devam eder. Fakat Marsilius, toplumun Kiliseden bağımsız olduğunu iddia etmiştir.

Marsilius'un siyaset ile din ve devlet ile Kilise arasındaki radikal ayrımı onun iman ve akla ilişkin nominalist görüşüyle bağlantılıdır. Marsilius, Hıristi­yan ve rasyonalist (seküler) doğrular arasındaki Thomist uyumu reddeder ve imanın doğruları ile akim doğruları arasında radikal bir ayrımın bulunduğunu iddia eder: Akıl, kendi alanında (tıpkı toplum gibi) kendine-yeterdir. İman vah­ye dayanır (İncil'deki gibi) ve öbür dünyaya mahsustur, siyasete değil. Marsilius dini (Hıristiyanlık) reddetmemiştir. Ateizm, esasında bir 18. yüzyıl Fransız icadıdır! Fakat dini "iç dünyaya ait kılmıştır": O derece ki din, büyük ölçüde ak­lı aşan bir şey haline gelip öbür dünyaya tahsis edilmiş, özel ve siyaset-dışı bir şey haline gelmiştir. Böylelikle O'nun teorisinde din, özel bir soru haline gelir ve kilise de neredeyse gönüllü, siyasetdışı bir kuruma dönüşür.

Marsilius'a göre, bütün toplumsal faaliyetler devletin kontrolü altında olmalıdır. O ruhban sınıfını toplumsal bir grup olarak görmüştür. Devletin onlara tanıdıklarından başka herhangi bir hak veya ayrıcalığa sahip olamazlar. Özel bir Kilise hukuku olmamalıdır; rahipler de Papa gibi toplum tarafından atanmalı ve görevden alınmalıdır. Dini alanda, akıl ile anlaşılmaları yüksek derecede yetkin kişiler tarafından tefsir edilmelerini gerekli kılacak kadar zor olan, dini doğru­lar yoktur. İman ve akıl ayrıdır. Dolayısıyla İncil, dini kavrayışın tek kaynağıdır. Bu yüzden, Papa'nın sözlerine diğer Hıristiyanlarınkinden daha fazla güvenmek için bir neden yoktur. Sonuç olarak, Marsilius'a göre, iman hakkındaki sorulara dair hüküm vermek için Kilise danışma kurulları olmalıdır.

Şu halde, Marsilius'un düşüncesinde hem sekülerleşme hem de Protestanlık mevcuttur: Sekülerleşme, çünkü dini ve ahlakî amaçlar pahasına doğal olan biyolojik işlevler ve toplumdaki yararlı işlevler vurgulanmıştır ve Protestanlık, Çünkü Marsilius, akıl ve iman arasında keskin bir ayrım yaparak dinin özel olduğunu belirtmiştir. Aynı zamanda, bir idareci olarak Marsilius, iradeye rasyo­nellikten daha çok vurgu yapmıştır. Fakat, Marsilius da ilk reformcular gibi, hâlâ, tek bir evrensel Hıristiyan inancı tasarlamıştır.

Fransisken Mezhebine mensup Ockhamh William (1285-1349), papanın "mutlak monarşi"sine karşı Ortaçağ meşrutiyetinin siyasal olarak muhafazakâr bir savunucusuydu. Felsefî olarak ise bir nominalist ve iradeci olup, düşünceler tarihi perspektifinden bakıldığında Martin Luther'in ve Protestanizmin selefi idi.

Aquinas bir kavramsal realistti. Kavramlar ve ilkeler evrende vardırlar. Bu kavramlar ve ilkeler üzerinde düşünerek, evrenin kaynağı (Yaratıcı olarak Tanrı) gibi problemler hakkında gerçek bir kavrayışa sahip olabiliriz. Ockhamh William bir kavramsal nominalist idi: Bilincimizin dışında var olan şeyler sadece algılanabilir şeylerdir (fiziksel particularid). Kavramlar zihnimizde sadece belirli fenomenler olarak bulunur (zihni particularid). Algılanabilir ve zihni particularia hakkında muhakeme edilebilir bir durum vardır. Bu nedenle, universalia üzerine teolojik spekülasyonlar yapmanın bir dayanağı yoktur. İlahiyat ve Tanrı ile aramızdaki ilişki aslında İncil’e ve orada yazılanlara olan inancımıza dayanmaktadır. Dolayısıyla nominalizm akıl ve iman arasında belli bir ayrıma yol açar. Bir anlamda, metafizik ve spekülatif ilahiyat dışlanır. Bu, entellektüel faaliyetin felsefeden deneysel bilimlere doğru yönlendirildiği anlamına gelir. Deneysel bilime .doğru olan bu değişime daha sonra tekrar değineceğiz.

Vahiy (İncil) Hıristiyan hakikatinin tek kaynağı olduğuna göre, Papa'nın mutlak hükümdar olduğu Kilise hiyerarşisini doğrulamak oldukça güçtür: Kitab-ı Mukaddes'i okuma yetisi ve Hıristiyan inancı genellikle teolojik eğitimde olduğundan daha demokratik biçimde verilmiştir. Bu yüzden Ockhamh William dini meselelerde son sözün Papa'nın olması gerektiği fikrine karşı çıkmıştır. Pa­panın iktidarını sınırlamak ve eleştirmek için, danışma kurulları (konseyler) kurulmasını önermiştir. Fakat bu konseylerin de yanılabilir olduğunu fark etmiştir. Yine de Ockham bir septik olmamıştır-16. ve 17. yüzyıllarda Fransa'da yaygın olan bir gelişme-. Temsilci konseylerden gelen aydınlatıcı eleştirinin haki­kate ulaştıracağını düşünmüştür ve hakikatin bir tane olduğundan şüphe ediyor görünmemektedir.
__________________
En güzel deniz: Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk: Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz: Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: Henüz söylememiş olduğum sözdür...
samyeli isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usStumble this Post!Reddit!Google Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Propeller this post!
Alıntı ile Cevapla

Sponsor Linkler
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
William Wyler denemes Sinema 0 24-01-2008 21:43
William Shakespeare (1564-1616) Turist Ömer Tiyatro 0 27-09-2007 02:48
Art by John William Godward lifeandeath Ünlü Fotoğrafçılar ve Çalışmaları 1 26-05-2007 02:43
William Holman Hunt efe Resim 0 27-04-2007 20:48


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:50 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0

Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206