Zihin Geliştirme Merkezi

KOOLPA

Zihin Geliştirme Merkezi

 

Metod Üzerine Tartışma

 KooLpa Akademi Katagorisinde ve  Felsefe Forumunda Bulunan  Metod Üzerine Tartışma Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Antikite kültürünün yeniden doğuşunun, Rönesans ve deneysel bilimlerin kuruluşu için belirli önemi vardır. Doğu Roma İmparatorluğu 1453'te yıkıldığında, belli sayıdaki ...


Geri git   Zihin Geliştirme Merkezi > KooLpa Akademi > Felsefe

Üye ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 31-01-2008, 03:52   #1 (permalink)
Moderator
 
samyeli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2007
Nerden: izmir
Mesajlar: 696
Tecrübe Puanı: 3 samyeli is on a distinguished road
Standart Metod Üzerine Tartışma


Antikite kültürünün yeniden doğuşunun, Rönesans ve deneysel bilimlerin kuruluşu için belirli önemi vardır. Doğu Roma İmparatorluğu 1453'te yıkıldığında, belli sayıdaki bilim adamı Batı'ya göçtü. Göçüşleri, antik Yunan felsefesinin yeniden keşfine yol açtı, özellikle Platon'un tıpkı birkaç yüzyıl önce Arapların yenilenmiş bir Aristo bilgisini mümkün kılmaları gibi. 15. yüzyılda bu Yunan teorileri enjeksiyonu, deneysel bilimin kurulmasını mümkün kılan koşulların ya­ratılmasına yardımcı olmuştur. Bir tarafta, yeterli kavram ve teorilerimiz- Yunan felsefesinden ve mantıksal metodumuz Orta Çağ'da skolastik felsefe eğitiminden, diğer taraftaysa, yeni uyanmış olan doğanın sömürü ve kontrolüne ilgi­miz- Rönesans'ta tipik olan ilgilerin sekülerleşmesi.vardı.

Daha önce Orta Çağ'ın sonunda kavramsal realizmden nominalizme geçişin bir anlamda somut şeylere doğru bir ilgi kayması olduğunu ve bunun deneysel bilimlerin yükselişine katkıda bulunmuş olabileceğini söylemiştik. Fakat spekülatif Yunan teorileri de önemlidir; örnek verirsek, Demokritos'un mekanik atom teorisi ve- hepsinden öte- diğer şeylerin yanı sıra; erken Rönesans düşünürü Cusa'dan Nicholas (1401-1464) , daha sonra Kopernikus ve Kepler üzerinde bü­yük etki yapan kavramsal-realist ve Neo-Platoncu matematik felsefesi. Fakat, bu çeşitli faktörlerin rolü ne olursa olsun, eşyadan istifade etmedeki bu teori ve pratik ilgi bileşimi Rönesans'a özgüydü. Tarihte ilk defa böyle bir bileşim orta­ya çıkıyordu. Çoğu kültürde, eşyadan istifade etmeye ilgi vardı, ancak yeterli teoriler ve toplumsal koşullar mevcut değildi. Sonuç, sihir ve hekimlikten anlayan kişilerdi, bilim ve teknoloji değil. Antik Yunanlılar pek çok bakımdan tekti. Kısaca belirtmek gerekirse; teorileri vardı, ancak doğayı sömürmeye merakları yoktu. Yunan filozoflarına göre, teoriler bizatihi kendi içlerinde değere sahiplerdi.

Şimdi söyleyeceğimiz elbette büyük bir basitleştirmedir: Rönesans'ta doğa bilimlerinin yükselişi, uzun bir sürecin sonucuydu ki bu süreçte Orta Çağ felsefesi içinde bilimsel kavramların gelişimi ile zanaat ve tarımda teknolojinin gelişimi söz konusudur. Bu şerhle beraber şunu söyleyebiliriz İd doğa bilimleri, ne tek başına teoriyle ortaya çıkmıştır, ne de tek başına pratik ilgiyle. Tüm faktör­ler eşzamanlı olarak var olmak zorundaydı. Ve bu Rönesans'ta meydana geldi.

17. yüzyılın sonunda klasik mekanizm - deneysel ve matematiksel bilimlerin temeli- kuruldu. Artık hakikatle uğraşan üç entellektüel faaliyet vardı: Teoloji, felsefe ve doğa bilimi- Orta Çağ'daki sadece teoloji ve felsefeyle karşılaştırıldığında. Bu nedenle felsefe İçin kendine bilimle ilişkili bir yer belirlemek önem­liydi. Yeni çağdaki felsefenin çoğu- rasyonalistler Descartes ve Leibniz, deney­ciler Locke ve Hume ile transandantal filozof Kant için olduğu gibi, felsefe ve doğa bilimi arasındaki sınırları bulma girişimiydi. Yine de felsefenin doğa bilimi uğruna teolojiden vazgeçtiğini söylemek doğru değildir. Hıristiyan teolojisi uzun süre Descartes, Locke ve Berkeley dahil olmak üzere çoğu filozof için ha­tasız bir arka plan olmuştur.

Deneysel bilimin kuruluşu kolay olmadı. Orta Çağ'da skolastikler iyi tartış­ma yürüttüler. Entellektüel olarak geç dönem Ortaçağ, rasyonalist bir dönemdi. Fakat tartışmalar başlıca olarak diğer tartışmalar hakkındaydı, doğa hakkında değil. Kültürlü olanlar rakiplerine karşı nasıl etkili argümanlar kullanacakla­rını biliyorlardı. Lakin artık görev, doğayı anlamak ve ona hükmetmekti. Bu nasıl yapılır? Buna nasıl hazırlanılır?

Bizim için yanıt basit. İlköğretim okulunun 6.- 8. sınıflarında kullandığımız herhangi bir bilim ders kitabında bulunabilir. Fakat o dönemde yanıt herhangi bir şey olabilirdi ama basit değil. Doğru soruların sorulması, uygun kavram ve metodların kullanılması en azından iki yüzyıl aldı. "Metod Üzerine Tartışma" ifadesiyle nitelendirilebilecek olan bu dönem (15. ve 16. yüzyıllar) pek çok bi­çimde bir entelektüel şaşkınlık dönemiydi. Bu simya dönemiydi, Faust döne­miydi. Doğaya hükmetme, kurşunu altına çevirme, sonsuz gençlik iksirini bul­ma konusunda yakıcı bir ilgi vardı. Gel gör ki kimse bunların nasıl yapılacağını bilmiyordu.

Rönesans basit bir biçimde Orta Çağ'ın "Karanlık Çağ" diye nitelendirilmesiyle tezat olacak şekilde- ışığın geri döndüğü dönem değildi. Bunun yerine, bu genellikle ışığın nerdeyse söndüğü bir dönem oldu! Pek çok şekilde Rönesans felsefesi entellektüel olarak Orta Çağ felsefesinden daha şaşkındı. Rönesans hakkındaki genellikle olumlu olan görüşü basitçe ters çevirme hatasına da düşmemeliyiz. Rönesans'taki entellektüel şaşkınlık radikal yenilik yönündeki girişimin ve yenilikçilerin yollarını bulmalarının biraz zaman almasının bir sonucu idi.
17. yüzyıl boyunca deneysel bilimler şekillenmeye başladı. Rönesans'taki entellektüel şaşkınlık entellektüel yaşamın yeni bir başlangıç yapabilmesi için gerekli olan bir geçiş aşamasını temsil ediyordu.

Yunan felsefesinin yeniden girişi, özellikle Demokritos'un düşüncesi doğa bir boşlukta seyreden küçük madde parçacıklarından müteşekkildir ve Platon ile Pythagorasçıların öğretilerinde- matematik doğal süreçlerin anahtarıdır zengin bir biçimde ortaya çıkmıştır. Matematiksel dili (formüller, modeller ve çıkarımlar) ve niceliksel kavramları (kitle, kuvvet, hız vb.) kullanan, bizim kla­sik mekanikten aşina olduğumuz bir bilim gelişti. Ve bu ne tamamen tümden gelimli ne de tümevarımlı bir bilimdi, hipotetik tüm den gelimliydi.

Bu değişimi anlamak için. genel metodolojideki bazı temel noktaları akılda tutmalıyız. Matematik ve mantıkta belirli önermelerle (aksiyom) başlarız ve tümdengelimin belirli kurallarının yardımıyla ispatlanmış ifadelere (teorem) varırız. Bu akıl yürütme biçimine tümdengelimsel metod diyoruz (Bkz. Eukleides). Tümdengelimin tam tersi tümevarımdır bu, sonlu sayıdaki belirli türden durumlarda doğru olan bir ifadenin bu türden tüm durumlara uygulanmasına dayanan bir akıl yürütme biçimidir.

Örnek olarak, 8 yıldır Smith Mountain Lake'teki ördekleri gözlemliyoruz ve tüm gördüğümüz ördekler gri idi. Şu sonuca varıyoruz: "Tüm ördekler gridir". Çok güçlü bir iddiada bulunmuş oluyoruz zira tüm ördekleri gözlemlemedik. Kuvvetle muhtemel ki Smith Mountain Lake'te bizim görmediğimiz ördekler de vardır, tüm diğer yerlerdeki ördekleri de görmedik, biz doğmadan önce yaşa­mış tüm ördekleri ve gelecekte var olacak tüm ördekleri de elbette. Gözlemlediğimiz ve sonuca vardığımız arasındaki ilişki sonlu bir sayı ile sonsuz arasındaki ilişki gibidir. Şimdi, elbette, tümevarımla ulaşılan bu "tüm ördekler gridir" sonucunu yeni gözlemler yaparak ve diğer mekanlarda ve zamanlarda ördekle­re bakan başkalarının sahip olduğu bilgileri toplayarak test edebiliriz. Eğer bi­risi gri olmayan bir ördek gördüyse vardığımız sonuç çürütülmüş olacaktır. Fa­kat gri ördeklere ilişkin ne kadar yeni gözlem yaparsak yapalım bu tür gözlem­lerin sayısı ve muhtemel gözlemlerin sayısı arasındaki ilişki sonlu bir sayı ile sonsuz arasındaki ilişki gibi olacaktır. Şu halde tümevarımla ulaşılan sonuçlar çürütülebilir ama asla tamamen doğrulanamaz?

Rönesans'taki metod üzerine tartışmada araştırmayı Orta Çağda (fakat Yunan felsefesi değil) skolastik felsefeye hemen hemen hakim olan tümdengelimsel bilim idealinden kurtarmak stratejik olarak gerekli hale geldi. Saf bir mantıksal tümdengelim (mantıksal olarak) yeni bilgiye götürmez. Vardığımız sonuç önermede zaten üstü kapalı bir biçimde vardır. Tümdengelimsel cevaplar ke­tindir ama yeni bilgiyi arayanlar için verimsizdir. Rönesans'ta ise aranan öncelikli olarak yeni bilgiydi. Tümdengelimin dezavantajı yanlış olabilme ihtimali değil, verimsiz oluşudur.

Bundan dolayı bu epistemolojik ihtilaftaki ideologlardan biri olan Francis Bacon (1561-1626) tümdengelime bir bilimsel ideal olarak karşı çıktı. Fakat, şu yine de açıktır ki tümdengelim yeni bilimde önemli bir rol oynadı. Şüphesiz bir biçimde, yeni olan hipotez, tümdengelimsel çıkarım ve gözlemin dinamik birle­şiminde yatıyordu. Bu yeni bileşim hipotetik - tümdengelimli metod diye bilinir.

Tümevarımsal olarak "Smith Mountain Lake'te gözlemlediğim 7.645 ördek gridir" ifadesini genelleştirerek "tüm ördekler gridir" dersek yeni kavramlar at­mış olmayız ortaya. Daima gri ördeklerden bahsediyoruz. Ayrıca mantıksal olarak geçerli olmayan bir sonuca ulaşma kabahatini de işliyoruz. Öyleyse Bacon'ın tümevarımsal metod savunusu mantıksal bir problemi gerekli kılar. Fa­kat, eğer masadaki topların F=ma (güç kütle ve hızın çarpımına eşittir) formü­lüne göre yuvarlandığı hipotezini önerirsek gözlem aşamasındaki kavramlar­dan- top, masa vb.- soyutlama aşamasındaki formülde belirtilen kavramlara sıç­rıyoruz demektir. "Güç", "kütle" ve "hız" kavramlarını asla anlayamayız. Bunlar bir hipotezle bağlantılı olarak kurulan kavramlardır ve tümü matematiğin diliy­le formüle edilmiştir. Bir başka ifadeyle F=ma tipindeki bir formülü tümevarım­sal bir yolla tasarlayanlayız. Bir hipotezi formüle etmek matematiksel dilde sık­lıkla tümevarımdan öte bir şeydir. Formülü icat ederiz. Hatta bu formülü nasıl elde ettiğimizin konuyla ilgisi yoktur. Bu, kahve fincanımızdan taşan bir şey de olabilir.

Bir hipotezin makul olup olmadığına denemeyle karar verilir. Hipotezden eğer hipotez doğruysa oluşması gereken şeyler hakkında belirli ifadeler çıkarırız.

Sonra da ortaya çıkıp çıkmayacaklarını belirlemeye çalışırız. Şu halde tümdengelim, bir hipotezi test etmenin parçasıdır. İşte bu yüzden buna hipotetik-tümdengelimli metod diyoruz.

Eğer bir hipotez yeterli bir biçimde denenmişse ve deneme hipotezi yanlışlamamışsa hipotez teori haline gelir- ki bu yeni bilgiye yol açabilir. Bu bilgi hala mutlak bir biçimde kesin değildir. Bundan dolayı, pratikte, hipotetik- tümdengelimli metod hipotezlerin önerisi ve gözlem ile deneme yoluyla çıkarımlar arasında sürüp giden bir münavebeyi ifade eder. Pratikte, araştırma süreci so­nu gelmeyen bir helezon halini alır.

Test aşaması sıklıkla özel durumların inşasını gerektirdiğinden tamamen yuvarlak toplar, kusursuz bir biçimde pürüzsüz masalar, rahatsız edici herhangi bir esintinin engellenmesi vb.- kontrollü deneylere ihtiyacımız vardır. Test sistematik bir biçimde ve hipotezi zayıflatabilecek özelliklere odaklanarak ya­pılmak zorundadır, yeterli bir biçimde test edebilmek için.

Hipotetik- tümdengelimli metodla doğanın süreçlerini tahmin edebilir ve böylece belki de kontrol edebiliriz. Burada teori ile pratik uygulamanın birleşi­mini görüyoruz. Yani, hipotetik- tümdengelimli metoda dayalı bilgi hem doğal olgulara dair bir idrak, hem de onları kontrol etme gücü olanağı sağlar. "Bilgi güçtür" (Francis Bacon).

Burada üç metoddan bahsettik- tümdengelim, tümevarım ve hipotetik tüm­dengelimli metod ve doğal bilimlerin kurulduğu dönemde tümevarımla tüm­dengelim arasındaki ihtilafı vurgulamanın alışıldık olduğundan bahsettik zira yeni bilimler henüz hipotetik-tümdengelimli olarak kavranmıyordu. Bu doğal bilim perspektifinden metodolojik problemin nasıl algılandığıdır. Bununla birlikte Reform sırasında metinsel analize ve böylece yeni bir metoda yeniden bir önem atfedildi. Protestanlar İncil’e dönmeyi istiyordu. Fakat İncil nasıl anlaşılacaktı? Yazıldıktan sonra yüzyıllar geçmişti; Reform sırasında insanlar antik Yahudi geleneğinin şekillendirdiği bir metni nasıl tamamıyla anlayabilirlerdi? Bahsettiğimiz üç metodun hiçbiri yardımcı olamaz. Yabancı bir kültürün metin­lerinin tefsiri teknolojik anlamda bir kontrol problemi değil, anlama ufkunun yazar tarafından çevrelenmesi problemidir. Yorumsamacı metod, hermeneutik, böylece Reform sırasında yeni bir ilgi odağı oldu aslında felsefenin kendisi kadar eski olmasına rağmen.

Tıpkı bazı filozofların klasik mekanikte kullanılan kavramlardan büyülenmesi gibi bazıları da metod tarafından büyülenmişti. Fakat bu filozofların farklı fikirleri vardı metodun ne olduğuna dair. Bu yüzden bazı filozoflar yeni ve temel olanın deneysel ve şüpheci tavırda bulunabileceğini düşündüler. Bunu özellikle deney temelli bir bilgi eleştirisini vurgulayan İngiliz empirisistlerinde (Locke, Berkeley ve Hume) görürüz. Diğer filozoflar tümdengelim ve matematiğin temel olduğunu düşünüyorlardı. Bunu, özellikle tümdengelimsel sistemi vurgulayan klasik rasyonalistlerde (Descartes, Spinoza ve Leibniz) görürüz. 17. ve 18. yüz-yıllardaki felsefenin bu iki ana dalına tekrar döneceğiz ve daha sonra Kant'ın aslan felsefesine geçeceğiz.

Francis Bacon, tümevarım metodunun savunucusu, hem doğa üzerine güç sağlayacak yeni bilim (Novum Organum ["Yeni Araç"]) hem de yeni bilim sayesinde dünyadaki cennet olacak yeni toplum (Nova Atlantis ["Yeni Atlantis"]) üzerine yazmıştır. Doğa üzerindeki teknolojik kontrol rüyasını anlatmıştır. Tek­nolojik akıl bizi yeni topluma götürmesi gereken disiplindir. Bir başka ifadeyle, metodolojik ve siyasî problemler birbiriyle yakından bağlantılı bir biçimde konulmuştur ve bu, iyi toplumu yaratmak için doğaya hükmetmenin aracı olacak yegane bilimdir. Bugün aşikâr olan bir şey var ki Bacon'ın iddiası büyük oranda doğruydu. Hipotetik tümdengelimli bilim yaşam koşullarımızın gelişmesini mümkün kılmıştır ve bu bilim insanın özerk hale geldiği yaratıcı süreçte bir rol oynamıştır.

Bacon kendini hem Aristo- iyi toplumun öncelikli olarak iyi pratiğe ihtiyacı olduğunu düşünüyordu- hem de Orta Çağ'dan cennetin ölümden sonra geleceğine inanılırdı ve bu dünya pratik olarak değişmez kabul edilirdi- ayrıştırır. Ba­con, Platon'un durağan ideal devletinin aksine, ilerlemeci bir tarihsel gelişimin nüfuz ettiği bir siyasî ütopya hakkında yazar. Bu seküler bir gelişimdir. Değiş­mesi gereken toplumdur ve erek bu dünyadadır, ölümden sonra değil. Farklı bir söylemle, ilerlemeye olan modern inanç şekillenmeye başlamıştır. İlahi kur­tuluş artık tarihin merkezinde değildir; bunun yerine, insanın doğayı kullanma ve kontrol etme yetisi merkezdir. Tarih ileriye doğru gider, fakat insan tarafın­dan yönlendirilir.

Bacon aydınlanmanın habercisidir, dostlarının daha doğru idrak ve daha sağlıklı tavırlara doğru ilerlemelerine yardım etmeyi ister. Düşünce ve tavırların nasıl kolayca çarpıtılabileceğini ve sınırlanabileceğini göstermeye çalışır. Dört tür önyargıdan bahseder:

1- Kabile putları (idola tribus) insan doğasından kaynaklanan hatalı kavrayış­lardır; arzulu düşünme gibi- soyutlamaların gerçek şeyler olduğunu düşünme ve deneyimi derinlemesine analiz etmeden anında kabul etme.
2- Mağara putları (idola specus) her kişinin yegane olan mizaç, eğitim ve arka planından kaynaklanan hatalı kavrayışlardır. Hepimiz olayları kendi perspektifimizden yorumlarız!
3- Pazar yeri putları (idola fon) dilin tahrifidir. "Kader" ve "ilk hareket ettiren" gibi ifadeleri sanki muğlak ifadelermiş gibi açık referanslarla kullanırız.
4- Tiyatro putları (idola theatri) felsefî gelenekten kaynaklanan hatalı kavra­yışlardır.
Burada aydınlanma için bütün bir program ve cehalet ile önyargıya karşı mücadeleyi görüyoruz.

Alışıldığı üzere, Bacon'ın düşüncesi 18. yüzyılda Aydınlanmanın belirtisidir.
__________________
En güzel deniz: Henüz gidilmemiş olanıdır.
En güzel çocuk: Henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz: Henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: Henüz söylememiş olduğum sözdür...
samyeli isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usStumble this Post!Reddit!Google Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Propeller this post!
Alıntı ile Cevapla

Sponsor Linkler
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Zeka,Akıl,IQ Üzerine KöTü KeDi ŞeRaFeTTiN Pedagoji 0 08-10-2007 20:54
Tartışma Alanı İsteyen Burda Tartıssın Saldırın =P Melancholy Rock - Metal Bar 38 29-07-2007 20:16
arkadaşlar yeni tartışma konusu AntiMod Sohbet / Dedikodu 40 05-05-2007 14:01
Seyâhat Üzerine KöTü KeDi ŞeRaFeTTiN Genel Türk Tarihi 0 21-02-2007 14:30
dünyanın en zeki hayvanı-tartışma platformu esturgi Komik Ses ve Videolar 2 11-01-2007 02:31


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:14 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0

Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206