Zihin Geliştirme Merkezi

KOOLPA

Zihin Geliştirme Merkezi

 

Diyabet (Şeker Hastalığı)

 KooLpa Yaşam Katagorisinde ve  Sağlık Forumunda Bulunan  Diyabet (Şeker Hastalığı) Konusunu Görüntülemektesiniz.=>* BAŞLIKLAR * Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir? * Tip 1 Diyabet * Tip 2 Diyabet * Diyabetin bulguları nelerdir? ...


Geri git   Zihin Geliştirme Merkezi > KooLpa Yaşam > Sağlık

Üye ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29-06-2007, 13:35   #1 (permalink)
KooLpa
 
Wolfman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2007
Yaş: 26
Mesajlar: 47
Tecrübe Puanı: 0 Wolfman is on a distinguished road
008 Diyabet (Şeker Hastalığı)


* BAŞLIKLAR
* Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
* Tip 1 Diyabet
* Tip 2 Diyabet
* Diyabetin bulguları nelerdir?
* Diyabet tanısı nasıl konur?
* Gizli şeker nedir?

Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir. Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.

Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.

Tip 1 Diyabet
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar. Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.

Tip 2 Diyabet
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.
Diyabetin bulguları nelerdir?
Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE *** İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, *** DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.

Diyabet tanısı nasıl konur?
Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:

* Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması, En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.
Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.

Gizli şeker nedir?
Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır. Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.

Diabet ve Diyet

* Diabette Beslenme Tedavisinin Temel Hedefleri
* Diabetikler İçin Temel Beslenme Önerileri Nelerdir ?
* Vitamin ve Minerallerin Zengin Olarak Bulunduğu Besinler
* Diabetik Bir Kişinin Tüketmemesi Gereken Besinler Nelerdir?

Beslenme, diabet tedavisinin başarıya ulaşmasında ve diabetli hastanın bakımında en önemli faktörlerden birisidir.

Diabette Beslenme Tedavisinin Temel Hedefleri ;
· İnsülin veya ağızdan alınan hipoglisemik ilaçlar ve fiziksel aktivite ile kan glukoz düzeyini normale indirmek ve bu düzeyi korumak
Kan lipitlerinin yükselmesini önlemek
Şeker hastalığı nedeni ile oluşabilecek diğer hastalıkları önlemek ve tedavi etmek
Yaşam kalitesini arttırmaktır.
Diabetik diyeti , diyetin temel ilkeleri aynı olsa da kişiye özeldir. Çünkü, her kişinin beslenmesini etkileyen temel özellikler (Boy uzunluğu, vücut ağırlığı, ideal ağırlık, fiziksel aktivite, sosyo-ekonomik düzey, kan şekeri oranı, verilen ilaç ya da insülin tadavisi gibi) birbirinden farklıdır.
Diabet diyeti her hasta için özel olarak bir diyetisyen tarafından hazırlanmalı, bir diabetik de sadece kendisi için özel hazırlanan diyeti uygulamalıdır.

Daha sonra da sıkça söz edeceğimiz besin grupları nelerdir onları tanıyalım ;
· Süt Grubu
Süt, yoğurt, ayran
· Et Grubu
Peynir, yumurta, tavuk, balık, dana eti vb.
· Ekmek Grubu
Tahıllar, kurubaklagiller, kestane, patates vb.
· Sebze Grubu
Domates, marul, taze fasulye, havuç vb.
· Meyve Grubu
Muz, karpuz, üzüm, elma vb.
· Yağ Grubu
Zeytinyağı ve diğer bitkisel sıvı yağlar, zeytin, fındık, fıstık vb.
Diabetikler İçin Temel Beslenme Önerileri Nelerdir ?
1. Enerji Gereksinimi ile İlgili
Eğer diabetik kişinin vücut ağırlığı olması gerekenden fazla ise kilo vermelidir.
Bunu sağlamak için, uzun süreli ve kalıcı bir şekilde kilo vermesi gerekir.
Çok düşük kalorili diyetler, kan glukoz düzeyinin aşırı düşmesine sebep olacağından uygulanmamalıdır.
Her hafta aynı kıyafetle ve aynı saatte tartılarak vücut ağırlığı kontrol edilmelidir.
2. Öğünlerin Düzenlenmesi İle İlgili
Kan glukoz düzeyinin normal sınırlarda tutulması için öğün sıklığı ve sayısı önemlidir. Besinlerin 3 ana 3 ara öğünde tüketilmesi en uygun olanıdır. Böylelikle insülin kullanımı daha dengeli olacak ve insüline olan gereksinme azalacaktır.
3 ana öğünde (sabah, öğle, akşam) mutlaka ekmek, et, sebze grubundan besinler tüketilmelidir. Buna ek olarak meyve ve süt grubu da katılabilir. Özellikle de antidiyabetik ilaç ya da insülin alan hastalar için ara öğünler bu tadavilerin etkisini karşılayacak enerjiyi almak önemli olduğundan gereklidir.
Önerilen besinlerin zamanında ve önerilen miktarlarda yenilmesi gerekir. Böylece kişi, hipoglisemi ya da hiperglisemi gibi komplikasyonlardan korunur.
3. Karbonhidratlar İle İlgili
Enerji oluşumunda kullanılan en önemli besin ögesi karbonhidratlardır. Karbonhidratlar, tüm bitkisel kaynaklı besinlerde ve hayvansal kaynaklı besinlerden de süt ve bazı süt ürünlerinde bulunur. Hepsi yapılarına göre farklılıklar gösterir.
En basit yapılı ve vücutta en çabuk kana karışan karbonhidrat glukozdur. Çay şekeri olarak bilinen sukroz, glukozdan sonra en çabuk kana karışan türdür. Meyvelerde bulunan fruktoz (meyve şekeri) glukoz gibi basit yapılıdır. Meyvenin yapısındaki posa nedeni ile kana geçişi glukoza oranla daha yavaştır. Bulgur, pirinç vb. tahıllar ; nohut, mercimek vb. kurubaklagillerde ve sebzelerde bulunan nişasta ise daha karmaşık yapıdadır, daha yavaş sindirilen dolayısı ile kana en yavaş geçen karbonhidrat türüdür. Bu olumlu özelliklerinden dolayı, karmaşık yapıdaki karbonhidratların diyetle basit karbonhidratlara göre daha fazla tüketilmesi gerekir.
4. Yağlar İle İlgili
Diabetik kişilerin koroner kalp hastalıklara yakalanma riskleri daha fazla olduğundan tüketilen yağ miktarı ve türü önemlidir.
Yağ alımını azaltmak için içersinde et bulunan yemeklere pişirirken yağ eklenmemesi, kızartmalar ve kavurmalar yerine ızgara, fırında pişirme ve haşlamaların tercih edilmesi, salatalara yağ eklenmemesi gereklidir. Salatadan alınacak vitamin ve minerallerin vücutta kullanılması için yemeklerden alınan yağ yeterlidir.
Yemekleri hazırlarken margarin, tereyağ yerine zeytinyağı ve diğer sıvı yağlar(mısır özü, ayçiçek yağı, soya yağı gibi) tercih edilmelidir.
Kırmızı et yerine beyaz et tercih edilmeli, eğer kırmızı et tercih edilecekse yağsız kısımları alınmalıdır.
Kolesterolu yoğun besinler fazla tüketilmemelidir. Kolesterolün yoğun olarak bulunduğu besinler : yumurta, sakatatlar, tereyağı, yağlı peynirler ve kırmızı ettir. Haftada 2 yumurtadan fazlası yenilmemelidir.
5. Posa İle İlgili
Tüketilen besinler posa yönünden yeterli olmalıdır.
Özellikle suda çözülebilir posa olarak adlandırılan meyve, sebze, kurubaklagiller, yulaf kan glukoz düzeyini daha çok düşürdüğü için tercih edilmelidir.
Pirinç yerine bulgur, çorba yerine aynı besine ait meyveler kabuklu tüketilmelidir.
Besinler un formundan çok taneli tüketilmelidir.
6. Vitamin ve Minerallerle İlgili
Özellikle E, C ve B grubu vitaminler ile Selenyum, Çinko ve Krom minerallerinin diabetikler için olumlu etkileri vardır.
Hergün taze sebze ve meyve, tahı ve et grubundan tüketilirse yetersizlik oluşmaz. Özellikle her öğünde C vitamin kaynağı besinlerin alınması gereklidir. Kromun yeterli alınabilmesi için de mayalanmadan yapılan yufka yerine mayalı ekmek tüketilmelidir.
B grubu vitaminler preparat olarak alınması önerilir.
Vitamin ve Minerallerin Zengin Olarak Bulunduğu Besinler
E vitamini : Yeşil yapraklı bitkiler, yağlı tohumlar ve bunlardan elde edilen yağlar, fındık ve fıstık gibi sert kabuklu meyveler, tahıl taneleri ve kurubaklagiller
C vitamin : Yeşil sebzeler, kuşburnu, turunçgiller, çilek, domates
Selenyum : Deniz ürünleri, böbrek, yürek ve diğer etler
Çinko : Karaciğer, badem içi, ceviz, buğday, bulgur
Krom : Sakatatlar, saflaştırılmamış tahıl ürünleri ve baharat Diabetik Bir Kişinin Tüketmemesi Gereken Besinler Nelerdir?
- Şeker ve şekerli tatlılar(reçel, bal, pekmez, çikolata, kurabiye, kek ve pastalar)
- Tereyağı, margarin, iç yağı, kaymak, krema
- Salam, sosis, sucuk, pastırma
- Sakatatlar(karaciğer, beyin, dalak, işkembe vb.)
- Kızartılmış ve kavrulmuş besinler
- İçeriğini bilmediğiniz hazır gıdalar

Şeker Hastalığı ve Göz
Şeker hastalığı görmeyi bozabilir
Şeker hastalarının vücudu, şekeri uygun şekilde kullanamaz ve depolayamaz. Yüksek kan-şeker seviyeleri gözün arkasında bulunan ve görmeyi gerçekleştiren sinir tabakasındaki kan damarlarını hasara uğratabilir. Gözün sinir tabakasında meydana gelen bu tip hasara diabetik retinopati denir.
Diabetik retinopati tipleri
İki tip diabetik retinopati vardır: Proliferatif olmayan ve proliferatif olan diabetik retinopati.
Proliferatif olmayan diabetik retinopati, diabetik retinopatinin erken bir dönemini gösterir ve başlangıç retinopati olarak da bilinir. Bu evrede gözün sinir tabakasındaki küçük kan damarlarından kan veya sıvı sızıntısı meydana gelir. Sızan sıvı, sinir tabakasının şişmesine ve eksuda ismi verilen depozitlerin oluşmasına yol açar.
Pekçok şeker hastasında genellikle görmeyi etkilemeyen hafif başlangıç diabetik retinopati bulunur. Görme azalması varsa genellikle maküla ödemi ve/veya maküla iskemisine bağlıdır.
Maküla ödemi, gözün keskin görme bölgesi olup sarı leke diye bilinen ve sinir tabakasının merkezinde bulunan maküla isimli küçük bölgenin şişmesi veya kalınlaşmasıdır. Şişme, sinir tabakasının kan damarlarının sızıntı yapması sonucu olur. Bu durum şeker hastalarındaki görme kaybının en sık sebebidir. Görme kaybı hafif veya ağır olabilir, fakat en ağır olgularda bile çevresel görme işlevini sürdürür.
Makula iskemisi, küçük kan damarları tıkandığında meydana gelir. Maküla, normal çalışmasını sürdürecek ölçüde kanla beslenemediği için görme bulanıklaşır.
Göz siniri veya sinir tabakası (retina ) üzerinde anormal yeni damarlar oluşmaya başladığında (neovaskülarizasyon) proliferatif diabetik retinopati adını alır. Proliferatif diabetik retinopatinin ana sebebi çok sayıda retina kan damarının tıkanması ve retinanın yeterince beslenememesidir. Bu duruma, retina, yeni damar oluşumu ve bunlar aracılığı ile beslenmesini sürdürmek şeklinde cevap verir.
Fakat bu yeni anormal damarlar da normal kan akımını sağlayamazlar. Bazen bunlardan sızıntı ve kanama olur ve bunlara skar dokusu eşlik eder, böylece retinada kırışıklıklar ve dekolman meydana gelir.
Proliferatif diabetik retinopatide görme kaybı daha ağır seyreder, çünki merkezi ve çevresel görme birlikte etkilenir. Bunlara engel olmanın en iyi yolu erken dönemde lazer tedavisidir.
Proliferatif diabetik retinopati aşağıdaki nedenlerle görme kaybına yol açar:
Vitre kanaması: Vitre, gözün içini dolduran jel tarzındaki maddeye denir. Hassas yeni damarlar vitre içine kanama yapabilir. Kanama küçükse, hasta sadece birkaç karanlık ve hareketli nokta görür. Büyük bir kanama görüşü tamamen kapatabilir.
Kanın miktarına göre çekilmesi günler, aylar veya yıllar sürebilir. Yeterli bir zaman içinde kan çekilmezse vitrektomi ameliyatı gerekebilir. Vitre kanaması tek başına kalıcı görme kaybı nedeni değildir. Makula hasara uğramamışsa ameliyattan sonra görme keskinliği eski seviyesine dönebilir.
Traksiyonlu retina dekolmanı: Proliferatif diabetik retinopati oluştuğu zaman neovaskülarizasyona eşlik eden skar dokusu büzüşür ve retinayı çekerek normal pozisyonundan uzaklaştırır. Maküladaki kırışıklık çarpık görmeye neden olur. Maküla ya da retinanın büyük bir kısmı yerinden ayrıştığında daha ağır görme kaybı meydana gelebilir.
Neovasküler glokom: Bazen retinadaki yoğun damar tıkanıklığı iris (gözün renkli kısmı) üzerinde anormal damar oluşumuna yol açar ve göz sıvısının dışa akışı engellenir. Gözdeki basınç artar ve görme sinirini ciddi ölçüde hasara uğratan neovasküler glokom adlı bir göz hastalığı meydana gelir. Erken dönemde yapılan argon lazer fotokoagulasyon neovasküler glokomu önleyecektir. Bazı durumlarda lazer yerine kryo tedavisi de yapılabilir.
Diabetik retinopati nasıl teşhis edilir?
Göz içindeki değişiklikleri tespit etmenin en güzel yolu iyi bir göz muayenesinden geçmektir. Göz doktorunuz, daha siz görsel problemlerin farkına varmadan ciddi bir retinopatiyi tespit edip tedavi edebilir. Göz doktoru damlalarla göz bebeğinizi büyütüp gerekli aletlerle gözünüzün içini değerlendirir.
Doktorunuz diabetik retinopati tespit ederse, tedaviye gerek olup olmadığını değerlendirmek için renkli fotoğraf çekebilir ya da floresein anjiografi (FFA) denilen özel bir ilaçlı film çektirebilir.
Bu testte koldan sarı bir ilaç verilir. Özel bir aletle ilaç gözden geçerken gözdibi fotoğrafları çekilir. Bu test ile şeker hastalığının göze verdiği zararın boyutları anlaşılır ve tedavi konusunda yardımcı olur. Yalnız, verilen ilaç bazen mide bulantısı veya allerji yapabilir. Ayrıca film çekiminden sonraki bir-iki gün içinde hastanın idrarı ve cildi sararabilir, fakat bunlar geçici olup herhangi bir problem oluşturmazlar.
Diabetik retinopati nasıl tedavi edilir?
En iyi tedavi mümkün olduğu sürece retinopati gelişimini önlemektir. Kan şekeri sürekli kontrol altında tutulduğunda uzun süreli görme kaybı riski önemli ölçüde azaltılmış olur. Yüksek kan basıncı veya böbreklerle ilgili sorun varsa bunların da tedavisi gerekir.
Argon lazer tedavisi: Makula ödemi, proliferatif diabetik retinopatisi ve neovasküler glokomu olan kişilere lazer tedavisi önerilir.
Maküla ödemi için, sıvı sızıntısını azaltmak amacıyla lazer, maküla yakınındaki hasarlı retinaya odaklanır. Tedavinin asıl amacı daha fazla görme kaybını engellemektir. Maküla ödemine bağlı görme kaybının geri dönüşü pek olağan değildir, fakat az sayıda hastada artış olabilir. Tedavi sonrası bazı hastalar görme alanında lazer spotlarını görebilirler. Bu spotlar zamanla soluklaşır, fakat kaybolmayabilir.
Proliferatif diabetik retinopatide lazer maküla dışındaki tüm retinaya uygulanır. Buna panretinal fotokoagulasyon denir. Böylece anormal damarlar büzüşür ve yeniden büyümeleri engellenmiş olur. Aynı zamanda vitre kanaması ve retinada büzüşme şansı azalır.
Bazen çok sayıda lazer tedavisi gerekebilir. Lazer tedavisinde amaç mevcut görmenin devam etmesine yardımcı olmakla birlikte diabetik retinopatiyi tamamen iyileştirmez ve her zaman için de görme kaybı sürecini durduramayabilir.
Argon lazerle tedavi için hasta normal muayene koltuğuna oturtulur. Hastanın uyutulması ya da iğne yapılmasına gerek yoktur. Sadece birkaç göz damlası uygulanabilir. Tedavi birkaç seansta yapılır ve herbir seans 10-15 dakika kadar sürer. Büyük ölçüde hastalarda kötüye gidiş engellenir. Görme alanı daralması veya hafif görme azalması dışında ciddi bir yan etkisi yoktur.
Vitrektomi
İleri proliferatif diabetik retinopatide vitrektomi gerekebilir. Bu bir mikrocerrahi girişimdir ve ameliyathane şartlarında yapılır. Cerrahi esnasında kanla dolu vitre alınır ve berrak bir solusyonla değiştirilir. Vitrektomiyi planlamadan önce göz hekimi kanın kendiliğinden temizlenip temizlenemeyeceğini görmek için birkaç ay bekler.
Vitrektomi, anormal damarların alınması nedeniyle sonraki kanamaları da önler. Retina yerinden ayrılmış, yani dekole olmuş ise vitrektomi cerrahisi esnasında onarılabilir. Bu durumda cerrahinin erken yapılması gerekir, çünkü maküladaki çarpıklık veya traksiyonel retina dekolmanı kalıcı görme kaybına neden olabilir. Maküla ne kadar uzun süre kırışık veya yerinden ayrı durursa görme kaybı o denli fazla olur.
Görme kaybı önemli ölçüde engellenebilir
Şeker hastalığınız varsa bilmelisiniz ki günümüzde ileri tanı ve tedavi yöntemleriyle retinopati gelişen hastaların ancak az bir kısmında ciddi görme problemleri meydana gelmektedir. Görme kaybını önlemenin en iyi yolu diabetik retinopatinin erken tespitidir.
Siz de kan şekerini düzenli kontrol ettirip düzenli göz muayenelerinden geçtiginiz takdirde görme kaybı riskinizi önemli ölçüde azaltırsınız.
Hangi aralıklarla muayene olmalı ?
Şeker hastalarının en az yılda iki defa gözleri genişletilerek muayeneleri yapılmalıdır. Diabetik retinopati tanısı konduğu zaman daha sık göz muayeneleri gerekebilir.
Gebelik esnasında retinopati hızlı ilerleme gösterebileceği için diabetli gebelerin gebeliğin ilk üç ayı içinde bir göz muayenesinden geçmeleri şarttır.
Gözlük muayenesi olacaksanız kan şekerinizin en az beş-on gün kontrol altında olması gerekir. Kan şekeri yüksekken verilen gözlükler kan şekeri normale döndüğünde uygun olmayabilir. Retinopati olmasa bile kan şekerindeki hızlı değişiklikler her iki gözün görmesinde oynamalar meydana getirebilir. Eğer şeker hastalığı veya hipertansiyona ek olarak aşağıdaki problemler varsa hemen göz muayenesine müracaat etmelisiniz:
· Bir gözü etkileyen görme kaybı;
· Birkaç günden uzun süren görme değişiklikleri;
· Kan şekeriyle değişmeyen görme değişiklikleri.
İlk olarak şeker hastalığı tanısı konduğunda 30 yaşında ya da daha genç iseniz tanı konduktan sonraki beş yıl içinde veya 30 yaşın üzerindeyseniz birkaç ay içinde ilk muayenenizi olunuz ve göz dibi incelemelerinizi yaptırınız.

Omega-3 şeker hastalığına iyi geliyor
Sıçanlar üzerinde gerçekleştirilen bir araştırma, Omega-3 açısından zengin vitaminlerin şeker hastalarının gözlerini koruduğunu ortaya koydu.
Batı'da yetişkinlerde görülen görme bozukluğunun en büyük nedenlerinden biri şeker hastalığıdır. Avustralya'da Melbourne Üniversitesi'nden Algis Vingrys'in yönetiminde bir grup bilim adamı, omega-3'ün bu konuda bir yararının olup olmadığını anlamak için sıçanları omega-3 açısından zengin balık yağı veya çok az miktarda omega-3 içeren yalancı safran bitkisinin yağı ile beslediler. İnsüline bağlı diyabet hastalığını yaratmak için hayvanların yarısında insülin üreten hücreler yok edildi.
24 hafta sonra yalancı safran yağı ile beslenen diyabetik sıçanların retinalarındaki fotoreseptör hücrelerinin ışık karşısındaki tepkileri üçte bir oranında azaldı. Bu bilim adamı, Avustralya Sinir Bilim Derneği'nin yıllık toplantısında balık yağı ile beslenen diyabetik hayvanların ışığa karşı tepkilerinin, şeker hastası olmayanlardan farklı olmadığını açıkladı.
Diyabetin neden olduğu diğer hasarlar gibi, körlüğün başlıca sorumlusunun kan damarlarını bozan yüksek miktarda glikoz olduğu düşünülüyor. Ancak bu çalışmaya göre diyabet doğrudan ışığa-duyarlı hücreleri bozuyor. Vingrys söz konusu bölgede kan damarları yitimi olmadığını söylüyor.
Bu bulgular omega-3'ün yararlarına bir yenisini daha ekledi. Bu konuda insanlar üzerinde yapılan araştırmalarda omega-3'ün insanları kalp hastalıklarına karşı koruduğu ortaya çıkmıştı. Ancak çok miktarda alındığında omega-3'ün zararlı olduğuna ilişkin iddialar da mevcut. Bunun nedeni de omega-3'ün serbest radikal üreten çok güçlü bir oksidatif olması. Bazı bilim adamları ancak çok büyük miktarda alındığında omega-3'ün zarar verebileceğini söylüyor.

Çocukluk Çağı Diyabeti

* Çocukluk Döneminde Diyabet ve özellikleri
* Çocukluk Döneminde Diyabet Ne Sıklıkla Görülmektedir?
* Çoçukuk Döneminde Diyabetin Bulguları
* Çocuklarda Diyabet Koması
* Çocukluk çağında diyabet tedavisi
* Diyabet Eğitiminin Önemi

Çocukluk Döneminde Diyabet ve özellikleri
Diyabet çocukluk çağında görülen kronik hastalıkların başında gelmektedir. Bu çağdaki diyabet vakalarının %98’inden fazlasını İnsüline Bağımlı Diyabet(IDDM) vakaları oluşturur.

Bilindiği gibi IDDM, otoimmün veya Tip 1 diyabet terimleri ile eş anlamlı kulanılmakta ve pankreas beta hücrelerinin harap olduğu kronik otoimmün bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. IDDM genetik yatkınlık zemininde çevresel (kimyasal ve/veya viral) bir faktörün tetik çekici rolüyle başlamaktadır. Genellikle pankreas beta hücrelerinin % 80’i harap olduğunda klinik diyabet bulguları ortaya çıkmaktadır. IDDM prediyabet (klinik diyabet öncesi), klinik diyabet, hastalığın iyileşmediği ancak belirtilerin kaybolduğu dönem ve kronik (süregen) diyabet olmak üzere 4 döneme ayrılarak incelenmektedir. IDDM’e neden olan immünolojik saldırının klinik diyabet bulgularından aylar-yıllar önce başladığı bilinmekte ve son yıllarda hastalığın prediyabet döneminde saptanıp tedavi edilmesi üzerine yoğunlaşılmaktadır.
Çocukluk Döneminde Diyabet Ne Sıklıkla Görülmektedir?
IDDM sıklığı bakımından ülkeler (bölgeler) arasında belirgin farklılıklar vardır. 15 yaş altı çocuklarda IDDM sıklığı Japonya’da 2/100.000, Finlandiya’da 43/100.000’dir. IDDM insidansı10-12 yaş (büyük pik) ve 2-3 yaş (küçük pik) arasında artmaktadır. İskandinav ülkelerindeki veriler özellikle 5 yaş altında IDDM sıklığında artma olduğunu göstermektedir. IDDM soğuk bölgelerde ve kış aylarında daha sık görülür.IDDM için ailesel bir eğilim sözkonusu olmakla birlikte bilinen bir genetik geçiş yoktur. Tek yumurta ikizlerinden birisinde IDDM varsa diğerinde olma riski %35, IDDM’li anne veya babanın çocuğunda görülme riski %6, genel popülasyondaki risk % 0.5'dir.

Çoçukuk Döneminde Diyabetin Bulguları
Diyabetli çocuklar genellikle diyabetin klinik semptomları olan çok idrar yapma (poliüri), çok su içme (polidipsi) ve kilo kaybı bulguları ile hekime başvururlar.Bu bulgular olduğunda genellikle tanı güçlüğü çekilmez. Bununla birlikte hastalığın akla gelmemesi veya atipik klinik bulguların görülmesi tanıda gecikmeye neden olabilir. Bazı çocuklar gürültülü bulgularla ve birkaç gün içinde gelişen diyabetik ketoasidoz tablosu ile başvurabilirler. Acil olmayan başvurudaki bulgular şunlardır:
Daha önce idrar kaçırmayan çocuklarda enürezis (Gece işemesi) başlaması. Bu bulgu idrar yolu enfeksiyonu veya fazla su içmeye bağlanıp diyabet tanısı gözden kaçırılabilir.
Özellikle puberte öncesi kızlarda olmak üzere vaginal kandidiyazis (mantar enfeksiyonu).
Kusma (gastroenterite bağlanabilir)
Kronik kilo kaybı veya büyümekte olan çocuğun yeterli kilo alamaması.
Huzursuzluk ve okul performansında azalma.
Tekrarlayan deri enfeksiyonları.
Çocuklarda Diyabet Koması
Diyabetli çocukların %50’si Diyabetik Ketoasidoz adı verilen ağır klinik bulgularla seyredebilir. Zamanında farkedilmeyen ve tedavi edilmeyen diyabetik ketoasidoz vakalarında ölüme yolaçan koma tablosu görülebilir. Çocuklarda ağır diyabetik ketoasidoz aşağıdaki bulgularla seyreder./

* Ağır dehidratasyon (vücudun susuz kalması)
Şok (hızlı nabız atımı, tansiyon düşüklüğü, burun kulak parmak uçları vb. organlarda morarma )
İnatçı kusma
Vücuttaki sıvının azalmasına rağmen devam eden çok idrar yapma
Sıvı kaybına, yağ ve kas dokusu yıkımına bağlı kilo kaybı
Ketoasidoza bağlı yanaklarda kızarma
Nefeste aseton kokusu
Diyabetik ketoasidoza bağlı derin ve hızlı solunum
Bilinç bozuklukları

Çocukluk çağında diyabet tedavisi
Çocukluk çağında ketoasidoz dışı IDDM tedavisi başlıca 4 bileşenden oluşmaktadır: 1. Diyabet eğitimi, 2. İnsülin yerine koyma tedavisi, 3. Beslenme planlaması ve 4. Egzersiz. Bu bölümde diyabet eğitimine kısaca değinildikten sonra insülin replasman tedavisi üzerinde durulacaktır. Bu çağdaki IDDM tedavisinin amaçları şunlardır:

* Ailenin katılımı ile çocuk/adolesan ve ailenin ihtiyaçlarını belirleyerek kişisel diyabet bakım planı hazırlanması
Psikososyal destek
Vücuttaki insülin ve şeker dengesinin kontrolü
Normal büyüme ve gelişmenin sağlanması

Bu amaçlara ulaşabilmek için diyabetli çocukların büyüme ile değişen ihtiyaçlarına duyarlı bir tedavi ekibi tarafından izlenmesi gereklidir. Uluslararası Çocuk ve Adolesan Diyabeti Birliği’nin yönergesine göre diyabet tedavi ekibi aşağıdaki kişilerden oluşmalıdır:

* Hastanın veya ailenin kendisi
Pediatrik endokrinolog veya çocuk/adolesan diyabeti konusunda eğitilmiş pediatrist
Diayabet eğitimcisi
Diyetisyen
Psikolog/sosyal hizmet uzmanı

Diyabet Eğitiminin Önemi
Diyabet eğitimi diyabet tedavisinin en önemli bileşenidir. Yakın zamandaki yayınlar diyabet eğitimine insülin tedavisine eşdeğer bir önem verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.Bunun nedeni diyabet bakımını, dolayısıyla metabolik kontrolün iyileştirilmesini etkileyen en önemli faktörün hastaların kendi kendine bakım becerileri olduğunun gösterilmesidir. Çok küçük yaştaki çocuklar dışındaki her yaştaki çocukların kendi yaşlarına uygun ihtiyaçları ve problemleri dikkate alınarak eğitilmeleri gereklidir. Bazen yapıldığı gibi ailenin eğitilmesi yeterli görülmemeli, diyabet bakım bilincinin küçük yaşlardan itibaren geliştirilebileceği unutulmamalıdır. Diyabetli çocuk ve aileleri için uygulanacak bir eğitimde genel olarak aşağıdaki konuların işlenmesi önerilmektedir:

* Diyabetin nedenleri
İnsülin saklanması
İnsülin enjeksiyon teknikleri
Kan şekeri ölçümü
İnsülin dozlarının ayarlanması
Psikososyal ve aile desteği
Hipoglisemi ve tedavisi
Hastalıklar sırasında diyabet tedavisinin düzenlenmesi
Yolculukta diyabet bakımı
Diyabet ve egzersiz
Beslenme ilkeleri
Doğum kontrolü
Alkol ve diyabet
Diyabetin komplikasyonları


* Diyabet ve Ağız Sağlığı
* Diyabet ve Sigara
* Diyabet ve Alkol

Diyabetik bireylerde kan şekeri kontrolü birçok konuda olduğu gibi ağız sağlığı açısından da büyük önem taşıyor.
Diyabetik hastalarda ağızda görülen en tipik değişiklik tükürük akış hızı ya da miktarında belirgin farklılık yaratmayacak ölçüde ortaya çıkan ağız kuruluğudur. Kontrolsüz diyabetiklerin ağızlarında kuruluk, yanma, tat duyu organı, dil papillalarında kayıplar oluşabileceğini söyleyen İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Gamze Aren, "diyabetiklerde kan şekeri yükseldiğinde dişeti oluklarındaki glukoz miktarı da iki misli artar. Böylece ağızdaki tükürük bezlerinde ve dişetinde glukozun artmasıyla ağızda yaşayan bakteri florası da etkilenir" dedi.
Yapılan araştırmalarda, insüline bağımlı diyabetiklerde periodontel hastalıklarda dahil, tüm bakteriyel infeksiyonlara karşı riskin arttığının saptandığını anlatan Doç. Dr. Aren, "Diyabetiklerin metabolik ve bağışıklık sistemlerinde oluşabilecek dengesizliklerin yarattığı yara iyileşmesinde gecikme, mikroanjiopati ve tükürük akışındaki etkilenmeler periodontal hastalık açısından yeterli bir durumdur. Diyabetiklerin doku yanıtlarında oluşabilecek bozukluklar da bu tür hastalıkların oluşum mekanizmaları için kolaylaştırıcı etkiler yaratır" diye konuştu.
Diyabetiklerde ağız bakım diğer bireylerden farklı değil "Diyabetiklerin ağız bakımlarına gösterdikleri özen normal bireylerden daha fazla olmamalıdır" diyen Doç. Dr. Aren, bu konuda yapılması gerekenler konusunda şunları anlattı:
"Ağız sağlığının gerçekleştirilmesine yönelik uygulamaların başında düzenli diş fırçalama, diş ipi kullanımı, fluoridli ve periodontal sorunları olan hastalarda klorheksidinli gargara kullanımı gelmektedir. Normal bireylerde günde üç kez yemek sonrası uygun bir biçimde yapılacak diş fırçalanması önerilirken diyabetiklerde ara öğünlerin de bulunması nedeniyle fırçalama sayısının artış gerekebilir. Diş çürüklerinin sıklığının bireylerin aldıkları öğün sayıları ile doğru orantılı bir biçimde arttığı düşünülecek olursa, dişler üzerinde birikim yapılabilecek gıda ve bakteri artıklarının diyabetiklerde artabileceği açıktır. Biriken gıda ve plak artıkları uzaklaştırıldıkça dişler çürük yapıcı şeker, çikolata, şekerli tatlı gibi gıdaları almaları oldukça kısıtlandığından bu olumsuzluğu yaşamaları daha enderdir."
Düzenli hekim kontrolü yapılmalıdır,
Diyabetik hastaların ağız-diş bakımlarına özen göstermelerinin yanısıra düzenli diş hekimi kontrolünde olmaları gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Aren, özellikle genç diyabetiklerin herhangi bir sorunları bulunmasa da yılda iki kez diş hekimi kontrolünden geçmelerinin büyük yarar sağlayacağını anlattı. Ağızda bir sorun ya da çok sayıda çürük dişleri mevcutsa bu durumun enfeksiyon odağı yaratarak kan şekerini yükseltebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Aren sözlerine şöyle devam etti: "Şiddetli ve yaygın ağız-diş sorunları bulunan diyabetin kontrol ve düzenlenmesinde güçlüklerle karşılaşabilir. Diş kaynaklı enjeksiyonlar diğer enjeksiyonlar gibi hiperglisemi ve yağ asidi metabolizmasını artırmak diyabetik ketoasidozu davet ederler. Periodontal sorunları bulunan diyabetiklerde yapılan çalışmalarda enjeksiyonun iyileşmesi ile insülin ihtiyacının azaldığı saptanmıştır. Diyabetik hastalarda diş ve dişeti tedavisinin metabolik kontrolün sağlanmasından sonra yapılması önerilir. Ağızda cerrahi bir girişim sonrası 24-28 saat ilaç sürdürülmelidir. Diş ve dişeti tedavisi hastalarda stres yaratan bir olgudur. Bu nedenle operasyon öncesi ve sonrasında ağrı kesici ve sakinleştiriciler yararlı olabilir. Bu tip hastaların sabah erken saatlerde işlemlerini lokal anestezi altında yaptırmaları önemlidir. Eğer gerekli ise genel anestezi altında da diş tedavisi yapılabilir.Ve şartlar çok uygun olsa da implant (yapay diş, protez v.s.) uygulamaları diyabetik hastalarda önerilmemelidir."



Herkes sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu bilir. Buna rağmen bir çok insan sigara içmektedir. İlginç olanı moral açıdan bu durum bizi çok fazla kaygılandırmamaktadır. Bununla birlikte diyabetli bir çok kişi çevrelerindeki insanların genellikle birer "şeker polisi" gibi davarandıklarını düşünmektedir. Diyabetli bir kişi şeker almak için kuyruğa girdiğinde çevresinde tanıdık biri varsa ona ters bakıp "bunu yapmaması gerektiğini" düşünür. Hatta bir çok kişi bireyin duygularını incitecek tarzda yorumlar yapabilir. Diğer taraftan, sigaranın da şeker yiyen diyabetli birinin karşılaşabileceği sağlık sorunları kadar soruna yol açabileceği gerçeğine karşın, sigara içen ve aynı kuyrukta sigara almak için bekleyen birine kimse bir şey söylemez.
Diyabeti olanların sigara içme sıklığı olmayanlarla aynıdır. Sigara içmek önemli oranda akciğer kanseri, kronik bronşit ve asteriyosklerozis gibi kalp damar hastalıkları riskinde artış anlamı taşımaktadır. Tek başına diyabet arteriyosklerozis, kalp krizi ve inme gibi kalp damar hastalıkları riskini artırmaktadır. Diyabette risk faktörleri birbirini artırıcı niteliktedir. Diyabeti gevşek bir halat üzerinde bir denge unsuru olarak düşünürseniz sigara içmek aynı işi gözleriniz bir bandajla kapalı şekilde yapmaya çalışmaya benzer. Yetişkinlerde yapılan çalışmaların çoğu sigara içen diyabetlilerde prematüre ölüm riskinin sigara içmeyen diyabetlilere göre iki kat daha fazla olduğunu göstermektedir.
1994 Dünya Sigara Kongresi'nde sigara içen her iki kişiden birinin sigara içme ile ilişkili bir hastalıktan öleceği bildirilmiştir. Sigara, veba ve AIDS' ten daha fazla ölüme neden olan 20. yüzyılın en büyük epidemisi olarak tanımlanmıştır. 14 yaşında sigaraya başlamış birine, arkadaşlarını sigara içmeye alıştırma riski bulunduğundan, bulaşıcı bir tüberkiloz hastasıymış gibi yaklaşılmalıdır.
Sigaradaki nikotin kalp damarlarını kasarak insülinin enjeksiyon yerinden daha yavaş emilmesine yol açmakta ve böylece kan glukoz düzeyini etkilemektedir. Nikotin ayrıca insülin direncinin (verilen ünsilinin kan glukozunu düşürücü etkisinin daha zayıf olması) artmasına yol açarak diyabetinizin kontrolünü güçleştirecektir. Özellikle kadınlar olmak üzere, sigara içenlerde tip 2 diyabete yakalanma riski iki kat daha fazladır.
Sigarayla birlikte solunan karbondioksit kımızı kan hücrelerindeki hemoglobine bağlanarak oksijenin aynı bölgelere bağlanmasını engellemektedir.Bu durumu telafi etmek için kırmızı kan hücreleri sayısında artış olur.Yapılan bilimsel çalışmalar sigaranın diyabetlilerdeki böbrek yetmezliği, görme bozukluğu, ayak ülseri, bacak amputasyonları ve kalp krizi riskini artırdığını göstermektedir.
Pasif Sigara İçme
Sigarayı pasif solumak bile sağlığa zarar verir. Pasif sigara soluyan çocuklarda nikotinin kan dolaşımına emilmesinin yetişkinlere göre iki kat daha fazla olduğu gösterilmiştir. Küçük çocuklar bu duruma daha fazla duyarlıdırlar. Sigara içen ebeveynleri çocuklarında kanda kurşun ve kadmiyum düzeyleri artar. Mutfakta vantilatörün altında sigara içmek sigara dumanının eve yayılmasını engellemez. Bu konuyla ilgili olarak biri "Bu, havuzun bir köşesine tuvaletinizi yapmak kadar etkilidir." şeklinde yorum yapmıştı.


Sigarayı pasif solumak sağlığınız için tehlikelidir. Küçük çocuklar bu duruma genellikle ebeveynleri tarafından maruz kalırlar. Hiç sigara içmeyen bir bayan hastaya sadece sigara içenlerde görülen bir akciğer kanseri tanısı konulmuştu. Daha sonra bu hastanın çalıştığı yerdeki odada bulunan insanların sigara içmeleri sonucu akciğer kanserine yakalandığı anlaşıldı.

Sigarayı nasıl bırakırsınız?
Bunun en kolay yolu sigaraya hiç başlamamaktır. Sigara içenlerin çoğu sigaraya ergenlik dönemlerinde başlar. Her ne kadar "arkadaş baskısı" na karşı koymak zor olsa da, sigara içmeyerek yaşamınızın bir çok yılını kurtarmış oluruz.
Tek başınıza sigarayı bırakmanız zor olabilir. Diyabet kliniğinde, size önerilerde bulunarak yardımcı olabiliriz ve nikotin çiğneme sakızı yada nikotin bantları yardımcı olabilir. Bununla birlikte, kendi çabanız olmadan sigarayı hiç bir zaman bırakamazsınız. Sigarayı bıraktığınızda biraz kilo alma riskiniz bulunmaktadır. Bunu istemiyorsanız diyetisyeninize danışmalısınız.
Enfiye
İsveç'te erkeklerin %30' u enfiye çekmektedir ve enfiye diğer ülkelerde de yaygın olarak kullanılmaktadır. Enfiyedeki nikotin, intravenoz enjeksiyonda olduğu gibi, hızla ağız içi mukoz membranlardan emilmektedir. Sigara içenlerde olduğu gibi nikotinin kalp, kan damarları ve kan basıncı üzerine kuvvetli etkileri vardır. Nikotin bağımlılığı kokain ve eroin bağımlılığı kadar güçlüdür.
Enfiye kullanmanın diyabeti nasıl etkilediği hala çok iyi bilinmemektedir. Nikotin insülin direncinin artmasına neden olacağından, enfiye kullananların (bu kişilerin kanlarında sigara içenlere göre nikotin düzeyleri daha yüksektir) diyabetlerinin kontrolünde sorun yaşamaları beklenir. Enfiye kullanan inşaat işçileri ile ilgili yapılan birçalışmada, enfiye çekenler sigara içenlerle karşılaştırılmış ve diyabette böbrek hasarı ile ilgili bir risk faktörü olan yüksek kan basıncı sıklığının enfiye kullananlarda daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Her ne kadar sigarayı bırakmaktan daha zor olmasa da, enfiyeyi bırakmak sigarayı bırakmak kadar zordur. Enfiye kullanmak, diğer insanları etkileyip akciğer kanseri riskine maruz bırakmadığından, tıbbi bakış açısından daha kolay kabullenebilir. Enfiyenin ağız içinde kansere yol açtığı düşünülse de bu henüz kanıtlanmamıştır.
Sigara içmekten ölür müsünüz?
1994 Dünya Sigara kongresi'nde bildirilen istatistiklere göre 20 yaşındaki her 1000 sigara tiryakisinden

* 1'i cinayete kurban gidecektir.
* dd6'sı trafik kazasında ölecektir.
* 250'si orta yaşta sigarayla ilişkili bir hastalıktan ölecektir.
250'si ileri yaşta sigarayla ilişkili bir hastalıktan ölecektir.

Diyabetli insanlarda, normal insanlara göre ayak bakımı oldukça önemlidir. Özellikle ayaklarında duyu kaybı olan, ayaklarının görünümü değişmiş hastalarda ve iyileşmeyen ayak ülserleri ve ağrısı olan diyabetli hastalarda ayak bakımı düzenli, dikkatli ve titizlikle yapılmalıdır.
Diyabetli hastalar için ciddi ayak problemleri açısından artmış risk söz konusudur. Ayak sorunları diyabetin en sık görülen ve en fazla hastanede yatışı gerektiren komplikasyonudur. Ayak sorunlarının başlıcaları, enfeksiyon, yaralanma, uygun olmayan ayakkabı kullanımı, ev dışında çıplak ayakla veya terlikle gezme ile meydana gelen ciltte ülserler, su toplanmaları, sıyrıklar ve cilt tahrişleridir. Yapılan çalışmalarda 30 yaş altında diyabet tanısı konanlarda daha belirgin olmak üzere ayak problemlerinin ortaya çıkması ile diyabetin süresi arasında sıkı bir ilişki olduğu ortaya konmuştur.
Sağlıklı Ayak
Sağlıklı bir ayak güçlü ve hareketlidir. Ayağa gücünü veren kemik ve eklemlerdir. Kemikler ve eklemler vücut ağırlığının oluşturduğu basıncı karşılar ve beraberlerinde bulunan bağlar ve kaslar sayesinde yürüme ve koşma fonksiyonlarını yerine getirir. Sağlıklı bir ayakta yaralanma veya iltihaplanma meydana geldiğinde yaralanmanın veya iltihaplanmanın olduğu bölgede ağrı hissedilir. Ağrı bir uyarıdır. Ağrı sayesinde ayakta yaralanma olduğu ve bu yaraya müdahale edilmesi gerektiği bilinir. Bu nedenle ayağın sinir sistemi önemlidir. Yaralanma meydana geldiğinde enfeksiyona karşı direnci oluşturan ve hasar gören dokuların tamir işlemini yerine getiren hücreler ayağa kan dolaşımı ile gelir. Kan dolaşımının sağlıklı olması sayesinde enfeksiyonlara karşı direnç oluşur, yayılması engellenir ve yaranın iyileşmesi sağlanır. Kan damarları aynı zamanda ayağın ihtiyacı olan oksijen ve besin maddelerini ayağa taşır.
Diyabet Ayaklan Nasıl Etkiler?
Kan şekerinin sürekli yüksekliği nedeni ile tüm vücutta olduğu gibi ayaklarda daha belirgin olmak üzere aşağıdaki belirtilen olaylar nedeni ile ayaklar diyabetten olumsuz yönde etkilenir.
Kan dolaşımının azalması
Diyabet damar duvarlarını bozarak damarların hasar görmesine ve ayaklara giden kan miktarının azalmasına neden olur. Bunun sonucunda ayağın iyileşme ve enfeksiyonlara karşı direnç oluşturma kapasitesi azalır. Bu da ayakta meydana gelen yaraların iyileşme süresinin uzamasına, enfeksiyonun yayılmasının kontrol altına alınmasında ve tedavisinde zorluklara yol açar. Aynı zamanda kan akımının azalması nedeniyle tedavide kullanılan ilaçların yeterince ayağa ulaşamamasına ve ilaç dozlarının artırılmasına neden olur.
Sinirlerin hasar görmesi
Sürekli kan şekeri yüksekliği ayağın his, pozisyon ve ağrı duyusu fonksiyonlarını yerine getiren sinirlerde hasara yol açar. Sinirlerin hasar görmesi his ile ilgili fonksiyonlarda bozulmaya neden olur. Diyabetli hastaların ayakların yaralanma sırasında ağrının az veya hiç hissedilmemesinin sebebi sinirlerin hasar görmesidir. Ayağın hissinin azalması veya kaybolması nedeni ile diyabetli hastaların ayaklarının sürekli üşümesi kan dolaşımı yetersizliği yanında sinirlerinde hasar görmesine bağlıdır.
Enfeksiyonlara karşı direncin azalması: Kan şekeri normal değerinin üzerine çıktığında enfeksiyonları meydana getiren mikroplara karşı beyaz kan hücrelerinin savaşma kapasiteleri azalır. Bu da ayakta meydana gelen enfeksiyonun hızla yayılmasına ve daha fazla ayağı tahrip etmesine neden olur. Aynı zamanda beyaz kan hücrelerinin savunma kapasitelerinin azalması yanında kan şekeri yüksekliği genel bağışıklık sistemini de olumsuz yönde etkiler.
Bu olayların hepsi bir araya toplandığında diyabetli hastaların ayaklarında yaraların ve enfeksiyonların oluşması kolaylaşır ve tedavileri zorlaşır. Bu nedenle tedavinin önemi yanında ayakların korunması ve bakımı ön plana çıkmaktadır.
Korunma
Diyabetli hastalar ayaklarında oluşabilecek küçük sorunların büyük problemlere yol açabileceğini, ayaklarını yaralanmalara karşı titizlikle korumaları gerektiğini ve en ufak bir sorunda sağlık merkezlerine başvurmaları gerektiğini iyi bilmelidirler. Özellikle diyabetli çocukları olan ailelerin erken yaşlarda meydana gelebilecek ayak sorunları nedeni ile dikkatli
olmaları gereklidir. Amerika'da 1994 yılında diyabetli olan 67.000 hasta diyabetin neden olduğu ayak sorunları nedeni ile ayak parmaklarını, ayaklarını ve hatta bacaklarını kaybetmek zorunda kalmışlardır, Sadece ayakların düzenli bakımı ve korunması ile bahsi geçen uzuv kayıpları % 50 nin üzerinde bir oranla engellenebilmektedir.
Diyabetli hastaların ayak sorunları ile uğraşmak zor ve önemlidir. Bunun iyi anlaşılması gerekir. Diyabetin neden olduğu sorunlarla uğraşması gereken hastanın kendisi ve ayak sorunları ile ilgili uzmanlaşmış hekimlerdir. Hastanın görevi tamamen koruma ve bakım üzerinde yoğunlaşmalı, hastalar çok küçük olduğunu düşündükleri bir sorun olsa dahi kendi kendilerini tedaviye kalkışmamalı bu gibi durumlarda tedaviyi hekime bırakmalıdırlar.
Diyabetli Hastalarda Ayakların Korunması ve Bakımı
Diyabetin Kontrolü Diyabetli bir hastanın ayaklarının korunmasında öncelikle yüksek kan şekerinin kontrol altında tutulması hayati önem taşır. Sağlıklı bir yaşam için kan şekeri, kan basıncı ve kolesterol düzeylerinin kontrol altında tutulması gereklidir. Bu değerlerin kontrol altında tutulması diyabetin uzun süreli ayak, böbrek, göz ve diğer organlar üzerindeki kötü etkisini azaltacaktır.
Diyabetin neden olduğu ayak sorunlarının giderilmesi amacı ile hastalar sürekli değişik uzmanlık dallarındaki hekimlerle (iç hastalıkları, ortopedi, travmatoloji, kardiyoloji, kalp damar cerrahisi gibi) ilişki içinde olmalıdır. Bu uzmanlarla ilişkileri sayesinde diyabetik hastalar;
Kan şekeri, kan basıncı ve kolesterol düzeylerini ne zaman yapılması gerektiğini,
Kan şekeri kontrolü için kendisi ölçüm cihazları kullanıyorsa bu cihazları nasıl kullanacağını ve hangi sıklıkla ölçüm yapması gerektiğini, ilaçlarını nasıl alması gerektiğini,
Günlük sebze ve meyve içeren az yağlı ve posalı yiyeceklerden oluşan diyetini nasıl uygulaması gerektiğini,
Günlük fiziksel aktivitesini nasıl yapması gerektiğini, Sigarayı neden bırakması gerektiğini,
Ayak bakımını nasıl planlayacağını ve nasıl yapacağını,
Yılda en az bir kez ayak, göz ve böbrek kontrollerinin yapılması gerektiğini,
Yılda en az 2 kez dişlerini kontrol ettirmesi gerektiğini, öğrenmelidirler.
Günlük Ayak Kontrolü
Diyabetli hastalar ayaklarında belirgin problem olmasına rağmen ağrı hissetmeyebilirler. Bu nedenle diyabetli hastalar günlük olarak ciltte kesi, kızarıklık, şişlik ve iltihaplı tırnaklar açısından ayaklarını kontrol etmelidirler. Bu kontroller için tercihen yatmadan önce hasta kendine zaman ayırmalıdır. Eğer hasta başka sorunları nedeni ile ayaklarını görmek için yeterince eğilemiyorsa bir ayna (tercihen plastik) yardımı ile kontrolünü yapmalı veya diğer aile bireylerinden yardım istemelidir.
Ayakların Hergün Yıkanması
Ayakların temiz ve kuru tutulması ayak cildinin sağlığı ve fonksiyonlarının (enfeksiyona karşı, engel teşkil etmesi gibi) yerine getirilmesinde önemli yer tutar. Bu amaçla ayaklar her gün çok sıcak olmayan ılık su ile yıkanmalı ve yıkama sonrasında iyice kurulanmalıdır. Yıkama suyunun çok soğuk veya çok sıcak olmamasına özen gösterilmelidir. Bu amaçla su sıcaklığını değerlendirmek için hasta termometre (derece) veya kendi dirseğini kullanabilir. Yıkama sonrasında özellikle ayak parmak aralarını iyice kurulanmasına dikkat edilmelidir. Kuruladıktan sonra parmak aralarının kuru kalmasını sağlamak için talk pudrası veya mısır nişastası kullanılabilir. Ayak parmaklan dışındaki ayak cildinin yumuşak ve düzgün kalmasını sağlamak için kaliteli cilt losyonları veya yumuşatıcı baz kremler kullanılabilir. Bahsi geç en losyon ve kremler asla parmak aralarına sürülmemelidir.
Nasırların ve Cilt Sertliklerinin Giderilmesi
Eğer diyabetli hasta ayaklarında nasır veya ciltte sertlikler saptamışsa öncelikle hekime başvurmalıdır. Daha öncede belirtildiği gibi hiçbir zaman kendi kendini tedaviye kalkışmamalıdır. Hekimin değerlendirmesi sonucunda eğer hekim uygun görürse nasır ve sertliklerin giderilmesi amacı ile banyo veya duş sonrasında ponza taşı (veya topuk taşı) kullanılabilir. Nasırlar veya sertlikler asla kesilmemelidir. Bu amaçla tıraş bıçağı, nasır bantları veya nasır losyonları kullanılmamalıdır. Bu tür uygulamalar ciltte hasara veya yaralanmalara yol açabilir.
Tırnakların Bakımı Tırnaklar her hafta veya gerektiğinde düzenli olarak kesilmelidir. Uygun olan tırnakların banyodan sonra kesilmesidir. Tırnakların çok kısa (tırnak yatağı kenarına kadar) kesilmemesi bir miktar uzun ve düz bir hat boyunca kesilmesi önemlidir. Tırnaklar kesildikten sonra meydana gelen pürtükleşmeler tırnak törpüsü ile düzeltilmelidir:
Eğer hastanın görme sorunları varsa, tırnaklarına 1 ulaşacak kadar eğilemiyorsa, tırnaklan kalın ve san] renkte ise veya tırnaklar çok eğimli ve cildin içine batıyorsa hasta bir yakını ile birlikte hekime başvurmalı ı ve yakının tırnak bakımı ile ilgili yapması gerekeni ı öğrenmesi ve yakınınca tırnak bakımının yapılması gereklidir.
Ayakkabı ve Çorap Kullanımı
Diyabetli hasta her zaman çorap ve ayakkabı giymelidir. Ev içinde ve dışında asla çıplak ayakla dolaşmamalıdır. Çıplak ayakla dolaşıldığında ayağın yaralanma şansı artacaktır. Çıplak ayakla ayakkabı giyilmesinden kaçınılmalıdır. Çünkü ayakkabı ile cilt arasında meydana gelecek sürtünmeler ciltte su toplamalarına ve tahrişlere yol açacaktır. Diyabetli hastalar her zaman ayağa tam oturan, temiz ve dikişsiz çoraplar giymelidirler. Çorapta delik, katlanma olmaması gereklidir. Özellikler çorabın lastik kısmının ciltte iz bırakmayacak gerginlikte olmasına dikkat edilmelidir. Çorap ve ayakkabı giymeden önce her zaman içlerinin kontrol edilip içlerinde herhangi bir cisim olmadan giyilmesi önemlidir. Kullanılacak ayakkabı giyildikten sonra belirgin boşluk bırakmayan, yumuşak derili, yüksek veya sivri topuklu olmayan, ayak parmaklarının rahat hareket etmesine izin verecek şekilde ön kısmı geniş olan ayakkabılardan seçilmelidir. Özel durumlar dışında yaz veya kış diyabetli hastalar hiçbir zaman terlik kullanmamalıdır.
Ayakların Sıcak veya Soğuktan Korunması
Sıcak zeminlerde ve yaz aylarında kumsalda dahi diyabetli hastalar ayakkabı ile dolaşmalıdırlar. Diyabetli hastaların ayaklarında diğer insanlara göre daha kolay güneş yanıkları meydana gelebilir. Bu nedenle yaz aylarında güneşlenilirken ayaklar mutlaka üzerleri örtülerek direkt güneş ışığından korunmalıdırlar. Kışın ısıtıcılardan ve açık ateşten ayaklar uzak tutulmalıdır. Ayakların sıcak suya sokulması veya sıcak ısıtıcı petlerle ısıtılmaya çalışılması yanlıştır. Eğer ayaklar çok üşüyorsa uyurken de çorap kullanılmalıdır. Kışın ayakların soğuktan korunması için yukarıda anlatılan özellikleri karşılayan bot giyilmesi daha uygundur. Yağmurlu ve karlı havalarda ayaklar hiçbir zaman ıslak kalmamalıdır. Bu soğuğun ayak üzerindeki olumsuz etkilerini artıracaktır.
Ayakların Kan Dolaşımı
Ayakların kan dolaşımının rahatlatılması amacı ile otururken hasta ayaklarını uzatıp yukarı kaldırması yararlıdır. Bu oturma pozisyonu hasta tarafından alışkanlık haline getirmelidir. Günde 2-3 kez 5 dakika boyunca ayak parmaklarının ve ayak bileklerinin
hareket ettirilmesi kan dolaşımının rahatlamasına katkıda bulunur. Uzun süreli bacak bacak üzerine atılarak oturulmalıdır. Sıkı çoraplardan ve özellikle bayanlar için tayt, jartiyer gibi bacakları sıkan giysilerden kaçınılması gerekir. Sigara ayakların kan akımını azalttığı için kesinlikle içilmemelidir.
Egzersiz ve Fiziksel Aktive
Diyabetli hastalar için yürüme, yüzme ve bisiklete binme ayaklar için kolay ve uygun egzersizlerdir. Koşma ve atlama gibi ayakları zorlayan egzersizlerden diyabetli hastalar kaçınılmalıdır. Günlük egzersiz yapılmalı,egzersize hafif tempo ile başlanmalı ve sonunda yine hafif tempo ile bitirilmelidir.Egzersiz sırasında mutlaka uygun spor ayakkabılar giyilmelidir. Yürüyüş için beton ve sert zeminler yerine toprak ve çim gibi yumuşak zeminler tercih edilmelidir. Uygun Ayakkabı Seçimi
Günlük kullanım için spor ayakkabılar en uygun olanıdır.Bu ayakkabılar ayakları desteklemeleri ve ayakkabı içinde ayakların yeterli havalanmasını sağlayabilmeleri nedeni ile önerilmektedir. Asla vinil veya plastik ayakkabılar seçilmemelidir. Çünkü bu tür ayakkabılar esnemez, genişlemez ve ayağın yeterince havalanmasına izin vermezler. Yeni ayakkabı alınırken akşam saatleri tercih edilmelidir. Akşama doğru ayaklarda bir miktar şişlik meydana geleceğinden uygun numara seçimi için akşam saatlerinde denenerek ayakkabının satın alınmasını uygun numara seçimi için önemlidir. Çünkü yeni alınan ayakkabı ilk alındığında dahi ayağa uyumu beklenmeden rahat olmalı ve içinde ayak parmakları rahatlıkla hareket edebilmelidir. Daha önce bahsedildiği üzere yüksek ve sivri topuklu ayakkabılar parmaklarda aşırı yüklenmeye neden olacağı için tercih edilmemelidir.



Alkol
Biz diyabetlilerde alkol alımının tamamen yasaklanmasını önermiyoruz. Bununla birlikte, alkolün etki mekanizmasını bilerek, kararında içmek, sarhoş oluncaya kadar içmemek önemlidir. Henüz kanunen alkol alacak yaşta değilseniz, alkol alıp almamanız konusunda son söz her zaman anne-babanızındır. Alkol satın alabileceğiniz yaş sınırı ülkeden ülkeye değişmektedir. Biz diyabet kliniğinde ne herhangi birşeyi yapmanıza izin vermek ne de yasak koymak durumundayız. Biz size sadece etki mekanizmalarını anlatarak özellikle nelerin farkında olmanız gerektiğini söyleyebiliriz.
Karaciğerde tıkanma
Alkol, karaciğerdeki enzimleri alkolün yıkılması ile meşgul ederek karaciğerin yeni glukoz üretimini (glukoneogenezis) etkisiz hale getirmektir. Karaciğer yine de glikojen depolarından glikoz açığa çıkabilir fakat depolar boşaldığında hipoglisemi ortaya çıkacak ve alkol alımından sonra kanda kortizon ve büyüme hormonu konsantrasyonu azalacaktır. Her iki hormonun salınımından 3-4 saat sonra ortaya çıkan kandaki glukoz seviyesinin arttırıcı etkileri bulunmaktadır. Bu durum alkol alımından saatler sonra hipoglisemi riskinin artması riskini açıklamaktadır. Karaciğerin serbest yağ asitleri üretme yeteneği de azalacaktır. Bu biyolojik faktörlerin birlikteliği hipoglisemi riskinin alkol alımından sonra önemli ölçüde artmasına neden olur.
Alkolün karaciğerdeki glukoz üretimini bloke ettiği çok iyi bilinen bir gerçektir. Bu yemek yemeden önce bir kokteyl alınması geleneğini açıklamaktadır. Alkol karaciğeri bloke edecek, kan glukoz seviyesi hafif düşecek ve bu durum iştahın artmasına neden olacaktır.
Diyabet hastalığında kan şekerinin çok düşük düzeylere düşme riski bulunmaktadır. Alkolün bu etkisi vücudunuzdaki alkolün karaciğerde parçalanması için geçen süre kadar devam eder. Karaciğer, kg başına vücut ağırlığına göre, saatte 0.1 gr (1.5 grains) saf alkolü parçalamaktadır. Örneğin vücut ağırlığınız 70 kg (155 pound) ise, bir şişe az alkollü biradaki alkol bir saatte, 4 cl likörde 2 saatte ve bir şişe şarapta 10 saatte parçalanacaktır. Bu nedenle, eğer akşam alkol alırsanız, bütün gece ve kısmen ertesi gün hipoglisemi riskiniz olacaktır.
Diyabette alkollü olmak neden tehlikelidir?
Diyabetiniz varsa, insülininizi zamanında ve doğru dozda almak ve insülin eksikliği yada hipoglisemide kendinizi iyi hissetmediğinizi anlamanız gibi çoğu zamanda berrak düşünebilmeniz gereklidir. Eğer alkollü iseniz alkol aldıktan sonra güvenli olarak araba kullanamassınız. Alkol alımından sonra gelişen ağır hipogliseminin diyabetli gençlerde ölüme yol açtığı görülmüştür.
Yakın zamanda yapılan çalışmalar, alkolün hipoglisemideki rolünün, karaciğerin glıkoz üretim yeteneğinin kısıtlanmasından daha çok hipogliseminin saptanabilirliğinin azalmış olmasıyla ilgili olduğunu göstermektedir.
Yapılan bir çalışmada yetişkin diyabetlilere yemekle birlikte 1 g/kg (34 grains/pound) vücut ağırlığına eş değer alkol (yemekle birlikte aparatif alkol 4 cl votka, ½ şişe şarap ve kahve ile birlikte 4 cl konyak) verilmiştir. Bir yetişkinde bu miktardaki alkolün yıkılması için yaklaşık 10 saat gerekmektedir. Bu yetişkinlerde kandaki alkol yoğunluğu en fazla yaklaşık ‰ 1 (22 mmol/L)'e ulaşmıştır. Ertesi sabah saat 10'a kadar yinelenen kan glukozu değerleri aynı kişilerin aynı miktarlarda maden suyu içtikleri kontrol günündeki ölçümlere yakın değerlerde bulunmuştur. Bu kişilerin hiç birinr hipoglisemi bulguları görülmemesine karşın açlık kan glukozu düzeyleri alkol alımından sonraki sabah yapılan ölçümlerden ortalama 0.7 mmol/L (13 mg/dL) daha düşüktü.
Temel kurallar
Alkol alırken her zaman bir şeyler yiyin. Ertesi günde hipoglisemi risk olacağından yediklerinizin " uzun etkili" karbonhitratlar olması gerektiğini hatırlayın. Şeker içeren alkollü içecekler (likör gibi) başlangıçta kısa bir süre kan glukoz düzeyinin yükselmesine daha sonra hipoglisemi riskinin ortaya çıkmasına neden olur. Bir kadeh biradaki karbonhidrat oranı yaklaşık bir bardak sütteki ile aynıdır.
Diyabetli bir yetişkin eğer aynı zamanda yemek yiyorsa ılımlı miktarlarda alkol alabilir. Yemekle birlikte alınan 1-2 kadeh şarap ya da 6-8 cl (1/5-1/4 sıvı ounce) likör ertesi geceki hipolisemi riskini artırmaz.
Alkol ve kaloriAlkol alımı Alkol içeriği Kcal Karboh. 1 şişe, 33 cl (1 sıvı ounce)Az alkollü bira1.8% 9613Bira2.8% 11214Alkolü yüksek bira4.5% 149111 kadeh, 15 cl (1/2 sıvı ounce)Kırmızı şarap9.9% 114 3.5Beyaz şarap, sek9.5% 990.7Beyaz şarap, tatlı10.7% 147 8.9 6 cl (1/5 sıvı ounce) Şeri16% 916 4 cl (1/7 sıvı ounce)Votka32% 880Viski32% 880Punch20%10412Likör19%13421"Sizi etkileyecek kadar alkol aldıysanız kesinlikle tek başınıza yatmayın"

Aşırı miktarda alkol aldığınızda ne yapmalısınız?
Yatmadan önce fazladan bir şeyler yiyin. Bu durumda, birkaç saat süre boyunca kan glukozunun yavaş yükselmesini sağlayan patates kızartması (gevreği) yiyebilirsiniz. Yatmadan önceki kan glukoz düzeyi 10 mmol/L (180 mg/dL)' den daha az olmalıdır. Hipoglisemiden kaçınmak için gece yatmadan önceki insülin dozunu 2-4 ünite azaltın. Tek başınıza yatmayın - gece boyunca ciddi hipogliseminizin çıkması durumunda size yardımcı olacak birine ihtiyacınız olacaktır. Eğer eve çok geç gelirseniz anne veya babanızı durumunuzdan haberdar etmeyi ihmal etmeyin.
Her ne kadar utandırıcı olsa da aslında bu sizin yaşam sigortanız olabilir. Ertesi sabah kalkar kalkmaz iyi bir kahvaltı etmeyi ihmal etmeyin. Alkol alınması halinde glukagonun kan glukozu düzeyini artırıcı etkisinin daha zayıf olacağını bilmek önemlidir. Bunun nedeni alkolün, glukaganun karaciğerdeki glukoz üretimini arttırıcı yeteneğini engellemesidir.
Evinizde alkol alabilir misiniz?
Bir çoğumuz "gizli yapılan zevklerin en güzel olduğunu" düşünür. Gençlerin bir köşede gizlice alkol almaları yerine evde ebeveynlerinin gözetimi altında içmeyi denemeleri daha iyidir. Bununla birlikte, yapılan çalışmalar evde alkol alınmasına izin verilmesi durumunda daha fazla çocuğun içkiye başladığını göstermiştir. Bu çalışmalara göre, gençlere alkolü tamamen yasaklayıcı bir tutumun alkolün evde denenmesini öneren yaklaşıma göre daha fazla engelleyici etkisi olduğu düşünülmektedir. Aynı yaklaşım sigara için de geçerlidir. Ebeveynlerin alkolün evde denenmesine izin verip vermemesinin bu çalışmalara etkisi, kendilerinin sigara ve alkol kullanmaları durumuna göre daha fazla olmuştur. Narkotikler
Narkotikler beyin ve sinir sistemlerini etkileyerek diyabetinizin kontrolünü oldukça zorlaştırır ve yüksek oranda hipoglisemi (yeterince yemek yemediğinizde) ve ünsilini yeterli almadığınızda ya da dozunu atladığınızda ketoasidoz (diyabetik koma) riskini beraberinde getirir. Narkotikler kısa sürede bağımlı yapar ve yardım almaksızın bırakmanız oldukça zordur. Tıbbi açıdan diyabetli birinin herhangi bir narkotiği kullanması hatta denemsi çok yanlış ve risklidir.

Diabet ve Hipoglisemi
Şeker Hastalığı ve Yolculuk
Şeker Hastalarında Ayak Bakımı




Hipoglisemi
Kan şekerinin düşüklüğü ve buna bağlı olarak terleme, çarpıntı, baş dönmesi, bulanık görme, konsantrasyon güçlüğü ve koma gibi belirtilerin açığa çıkmasıdır.
Diabetin yaşamı tehdit eden olumsuz bir sonucudur. Acil tedavisi gerekir. Özellikle uzun sürdüğünde veya çok sık olduğunda beyinde kalıcı hasar bırakabilir.
Nedenleri
Özellikle insülin tedavisi alan hastalarda sık görülen bir olumsuz sonuçtur. Ağızdan ilaç kullanan hastalarda da görülebilir.Uygulanan tedavi ile hastanın gıda alımı ve/veya egzersiz programı arasında bir uyumsuzluğu gösterir. Hastanın tedaviye uyumuna rağmen hipoglisemi oluyorsa tedavinin yeniden düzenlenmesi gerekir. Bunun yanısıra gıda alımının yetersiz oluşu veya gecikmesinde, uzun süreli ve programsız egzersiz yapıldığında gözlenir. Alkol ve bazı ilaçlar da hipoglisemiye yol açabilir. Enfeksiyon hastalığı döneminde artmış insülin gereksiniminin iyileşme döneminde azalmasına rağmen insülin dozunda yeni düzenlemenin yapılmamış olması da bir diğer sebeptir.
Tedavisi
Hipogliseminin önlenmesi için diabet hastasının tedavisine ve yaşam biçimine çok dikkat etmesi ve hipoglisemi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Tedavinin amacı hipoglisemiye ait belirtilerin düzeltilmesi, beyin hasarına izin verilmemesi ve hipogliseminin tekrarının önlenmesidir.
Hasta ve çevresindekiler hipoglisemiyi iyi değerlendirebilmeli, gıda alımının zamanlamasına ve miktarına, egzersiz öncesinde gıda alımına dikkat etmelidirler.
Hipoglisemiden kuşkulanıldığında hastanın bilinci açık ve ağızdan beslenebilir durumdaysa 2 – 3 adet suda eritilmiş kesme şeker, 1 – 2 tatlı kaşığı toz şeker veya meyve suyu verilmelidir. Bu uygulama yaklaşık 2 saatlik bir düzelme sağlar. Bu süre içinde hastanın ara öğün ve esas yemek yemesi sağlanmalıdır.Aksi takdirde hipoglisemi tekrarlar.
Ciddi hipoglisemide hastanın bilinci bulanıktır ve ağız yolu ile beslenemez. Derhal acil müdahale yapılabilecek bir sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Bu durumda sıklıkla damar yolu ile glukoz tedavisi uygulanır. Ayrıca daha az uygulanan bir tedavi yöntemi olmakla birlikte kan şekerini yükseltici bir hormon olan glukagon da ( damar yolu ile veya kas içine ) uygulanabilir.
Öneriler

* Her zaman yanınızda şeker bulundurun!
* Üzerinizde şeker hastası olduğunuzu belirten ve acil durumda ulaşılmasını istediğiniz telefon numaralarının kayıtlı olduğu özel bir belge bulundurun!

Şeker hastaları yolculuk yapabilir mi?
Şeker hastalığı yolculuk yapmayı engelleyen bir hastalık değildir. Yolculuk yapan ya da otomobil kullanan bir diyabetli için en önemli tehlike HİPOGLİSEMİ yani kan şekerinin normal düzeyinin altına düşmesidir. Özellikle otomobil kullanmak “ağır işler” grubunda değerlendirilmektedir. Otomobil kullanan kişi saatte ortalama 250-300 kalorilik enerji harcar. Bu yüzden yola çıkmadan önce bazı noktalara dikkat etmek gereklidir.

Şeker hastalarının yolculuk hazırlıkları
Uzun yola çıkmadan önce kan şeker düzeyine bakılmalı ve genel bir doktor kontrolünden geçilmelidir.
Herhangi bir acil durumda tıbbi yardımın nerelerden alınabileceği öğrenilmelidir.
Kişinin şeker hastası olduğunu belirten bir kimlik kartı, kolye ya da bilezik taşınmalıdır. Diyabet kimlik kartında hastayı izleyen doktorun ismi, acil bir durumda hemen ulaşılabilecek bir telefon numarası, son kullanılan ilaçlar ve dozları yer almalıdır.
Tüm şeker hastalarının yanlarında şeker ya da çok hızlı emilen şekerli besinler (hazır meyve suyu gibi) ile çantada yedek ilaç (haplar ve insülin) ve enjektör bulundurmaları gerekir.
Herhangi bir yaralanma olasılığına karşı steril pansuman gereçleri ve dezenfektan bir madde bulundurulmalıdır. Yolculuk Sırasında
Yolculuk sırasında insülin şişelerinin aşırı soğuk ya da sıcaklarda kalmamasına dikkat edilmelidir.
Uzun yolculuklarda, özellikle insülin kullanan hastaların, genellikle sabah alınan insülin dozunu azaltmaları; sık ve düzenli aralıklarla (örneğin 2-3 saatte bir) hafif bir şeyler atıştırmaları gerekir. Ancak, yemekler mola verilerek yenmelidir. Düzenli ve yeterli beslenme, sık sık su içme, düzenli molalar gibi noktalara dikkat edilmelidir.
Eğer olanak varsa, cepte taşınabilen bir kan şekeri ölçüm aleti ile, sürücü ara ara kan şekerini kontrol etmelidir.
Ne olursa olsun, gece otomobil kullanılmamalı ve alkollü içki alınmamalıdır. Alkolün yaklaşık 3-6 saat içinde kan şekerini düşürme eğilimi gösterdiği, bu durumun aşırı açlık durumuna ve kan şekeri düzeyinin düşmesine yol açabileceği unutulmamalıdır.
Yolculuk normalde yapılan tedavide bir aksamaya yol açmamalı, bunun için gerekli önlemler alınmalıdır.



Temizlik ve Bakım
Hekiminiz düzenli olarak ayaklarınızı kontrol etsin!
Sizde ayaklarınızı her gün kontrol edin! Her gün ayağınızda olabilecek kesik, çizik ve kabarcıkları inceleyin. Ayağınızın her yerine bakın, parmak aralarını da gözden geçirin.
Ayaklarınızı temiz tutun! Her gün ayaklarınızı sabunlu su ile yıkayın. Ayaklarınızı iyice kurulayın ve nemlendirici krem sürün. Parmaklarınızın arasına fazla nemlendirici sürmeyin.
Ayakkabılar
Uygun çorap ve ayakkabı giyin. Dar olan ve ayağınızı sıkan ayakkabılardan kaçının. Kalın pamuklu çorap ve ayak parmaklarınıza geniş yer sunan içi yumuşak olan ayakkabıları seçin.
Asla yalın ayak yürümeyin!
Terli ayaklar şeker hastalarında sık görülür! Ayaklarınız çok terliyorsa, günaşırı değişik ayakkabılar giyin. Ayakkabılarınız böylece kurur. Her zaman ter emici çorap giyin. Buna karşın ayaklarınız hala aşırı terliyor ve nemliyse, hekiminize başvurun.
Yara ve Nasırlar
Kesikleri, çizikleri ve kabarcıkları tedavi edin. Yaralar iyileşmezse hekime başvurun! Ayağınızda kesik, çizik ve kabarcık oluşacak olursa, o bölgeyi sabunlu su ile yıkayın. Kabarcıkları patlatmayın ve üzerine antibiyotikli krem sürün. Yara iyileşmezse hekime başvurun.
Nasırlarınızı tedavi ettirin! Birçok şeker hastasında ayağın kemiksi bölgelerinde deri kalınlaşır ve nasırlar gelişir. Asla bu deri kalınlaşmalarını ve nasırları jilet ve başka keskin araçlarla kesmeyin. Bunun için hekiminize başvurun.
Ayaklarınızı aşırı sıcak su ya da soba ile ısıtmaya çalışmayın! Şeker hastalığı duyu sinirlerini zedeleyebileceği için ayağınızın yandığını ve zarar gördüğünü hisssetmeyebilirsiniz.
Tırnaklar
Tırnaklarınızı doğru kesin! Ayak tırnaklarınızı düz kesin. Tırnağınızın batmaması için yuvarlak kesmekten kaçının.
Diğer hastalıkların ayaklara etkisi Dolaşımınızı iyileştirmek için çaba gösterin! Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol düzeyi ve sigara ayaklarınızın sağlığını tehdit eder. Böyle sorunlarınız varsa hekiminize başvurmaktan çekinmeyin.

kaynak(sağlık sitesi)


Diabetin nedeni
Bu hastalığın en büyük nedeni AYAKTA SU İÇİLMESİDİR. Ayakta içilen su mideye mermi gibi iner. Mideye zarar verdiği gibi diğer organları da hasta eder ve ileriki yaşlarda bu hastalık başlar. Önerim suyunuzu oturarak bir kaç yudumda içmeniz...
__________________
Wolfman isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usStumble this Post!Reddit!Google Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Propeller this post!
Alıntı ile Cevapla

Sponsor Linkler
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Şeker Kız Candy denemes Sinema 0 25-01-2008 00:24
Diyabet hızla artıyor Crystal Heart Sağlık 0 10-11-2007 13:17
Ayaklar diyabet habercisi Crystal Heart Sağlık 0 14-07-2007 16:13
kesme şeker...! pReNsEs Yerli Gruplar 0 28-12-2006 23:23
Kedilerde şeker hastalığı efe Evcil Hayvanlar 1 09-12-2006 04:38


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:04 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0

Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206