Kısırlık
Kısırlık, bir yıldan fazla süreyle hiçbir korunma yöntemi kullanılmamasına rağmen eşlerin çocuk sahibi olamaması durumunu tanımlıyor. Halk arasında, çocuk sahibi olamama nedeninin genellikle kadındaki bir bozukluk olduğuna inanılsa da, yapılan çalışmalar, nedenlerin üçte birinin kadından, üçte birinin erkekten ve üçte birinin de hem kadın hem erkekten kaynaklandığını gösteriyor. Kısaca, çocuk sahibi olamama sorununda kadın ve erkek etkenlerin yarı yarıya etkili olduğu kabul ediliyor. Erkeklerde ilk tetkik olarak meni tahlili, yani sperm sayımı (spermiogram) yapılıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kriterlere uymayan spermiogramlar anormal kabul ediliyor ve bu kişilerin mutlaka üroloji uzmanı tarafından incelenmeleri gerekiyor. Sperm sayımının normal kriter olan 20 milyon/ml olması da yeterli değil. Spermlerin hareket oranı ve görünümleri de önemli. Spermlerin yarıdan fazlasının hareketli olması gerekiyor. İleri büyütmeli mikroskoplar kullanılarak incelenen spermlerin %14’ten fazlasının kusursuz bir yapıya sahip olması gerekiyor. Ancak spermiogramın normal olması, spermlerin doğal koşullarda kadın yumurtasını dölleyebileceğini göstermiyor. Aynı şekilde, spermiogramın normal kriterlerin altında olması da doğal yolla hamilelik olamayacağı anlamına gelmiyor. Spermiogramın anormal olduğu durumlarda ilk olarak, buna neden olabilecek hastalıklar araştırılıyor. Çeşitli hormonal ve kalıtımsal hastalıklar, sperm üretimini bozarak kısırlığa neden olabiliyor. Y kromozomundaki anormallikler, embriyoda testis gelişimini bozarak testosteron ve sperm üretimini olumsuz etkiliyor. Testis etrafındaki damarların genişlemesi olan varikosel, testislerin keselerde değil de kasıkta olmaları, ya da idrar deliğinin penisin ucunda olmaması gibi durumlar da kısırlığa yol açabiliyor. Kısırlığa yol açan bir neden bulunduğu durumlarda, ilk olarak bunların tedavi edilmesi gerekiyor. Ancak tüm araştırmalara rağmen, kısır olan erkeklerin %70-80’inde, altta yatan bir hastalık bulunamıyor.
Anormal spermiograma sahip olan kişiler için bazı tedavi yöntemleri kullanılıyor. Sperm sayı ve kalitesini artırabilecek bazı ilaç tedavileri mevcut. Kan östrojen düzeyini azaltan klomifen, tamoksifen ve anastrozol gibi ajanlar, en sık kullanılan ilaçlar arasında. Hormon yetmezliği tespit edilen durumlardaysa testosteron düzeyini artıran tedaviler uygulanıyor. Testosteron doğrudan verilebileceği gibi, kan testosteron düzeylerini artıran beta HCG adlı hormon tedavisi de uygulanabiliyor. Hormon tedavileri ancak hormon yetmezliklerine bağlı kısırlıkta, yani vakaların yalnızca %3’ünde yararlı olabiliyor. Araştırmalar ilaç tedavilerinin sperm sayısını ve hareketini artırdığını, ancak çok yüksek oranda gebelik sağlamadığını ifade ediyorlar. Sperm hareketlerinin yetersiz olduğu durumlarda spermlerin katedecekleri mesafeyi azaltmak için, spermler rahim içine enjekte edilerek hamilelik sağlanabiliyor. İlaç ya da rahim içi aşılamayla gebelik sağlanamadığı durumlarda, daha ileri teknikler kullanılıyor. Erkeğin spermi doğrudan kadının yumurtası içine enjekte edilebiliyor. Günümüzde mikro-enjeksiyon olarak da adlandırılan bu yöntemin başarı şansı %80’lere kadar çıkıyor. Ancak bu yöntem, son çare olarak öneriliyor. Spermiogramda hiç sperm görülmediği durumlardaysa küçük bir ameliyatla testisten parçalar alınarak bunların içinde mikroskopla sperm aranıyor. Birkaç kaliteli sperm bulunması bile yumurtayı döllemek için yeterli olabiliyor. Gelişen teknoloji sayesinde, belki de çok yakın bir gelecekte yumurtayı döllemek için sperme bile ihtiyaç duyulmayacak. Erkeğin herhangi bir hücresindeki kromozom sayısı yarıya indirilerek döllenme sağlanabilecek.
Kaynak: Bilim ve Teknik, Ekim 2005
__________________
|