Genel Kültür Katagorisinde ve Spor Forumunda Bulunan Olimpizm Nedir Konusunu Görüntülemektesiniz.=>Olimpizm bir yaşam felsefesidir. Bedene iradeye ve zihne özgü nitelikleri yücelterek dengeli bir biçimde bütünleştirir. Olimpizm sporu kültür ve eğitimle ...
|
|||||||
| Üye ol | Bloglar | Yardım | Üye Listesi | Ajanda | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|
#1 (permalink)
|
|
Genel Yayın Yönetmeni
![]() Üyelik tarihi: Nov 2006
Nerden: Renkli Rüyalar Oteli
Mesajlar: 3,025
Blog Başlıkları: 11
Tecrübe Puanı: 10
![]() |
Olimpizm bir yaşam felsefesidir. Bedene iradeye ve zihne özgü nitelikleri yücelterek dengeli bir biçimde bütünleştirir. Olimpizm sporu kültür ve eğitimle kaynaştırarak çaba göstermenin iyi örneklerin eğitsel değerinin ve evrensel temel ahlak ilkelerine saygının verdiği mutluluğa dayalı bir yaşan biçimi yaratmayı amaçlar. Olimpizmin amacı, sporun her yerde uyumlu insan gelişmesine hizmet etmesine sağlamak bu yolla insan saygınlığını titizlikle koruyan barışçıl bir toplumun yaratılmasında özendirici rol oynamaktadır. IOC'nin önderlik ettiği olimpik hareket çağdaş olimpizm düşüncesinden kaynaklanır. Olimpik hareketin amacı dünya barışına ve daha iyi bir dünyanın yaratılmasına katkıda bulunmak üzere gençliği hiçbir ayırım gözetmeden ve birbirini anlamaya dostluk dayanışma ve FAİR-PLAY anlayışına gerektiren olimpiyat ruhu içinde spor ile eğitmektir. iç içe geçmiş 5 halka ile simgelenen olimpik hareketin etkinliği evrensel ve kalıcıdır. 5 kıtayı kucaklar bütün dünyadan sporcuları büyük spor şöleni olan olimpik oyunlarda bir araya getirerek doruk noktasına ulaştırır. Olimpizmin ve sporun katkılarını anlatarak çocuk ve gençlerin spora katılımına teşvik etmek, olimpiyat oyunlarının dünyada barış kardeşlik ve mükemmellik kavramlarını nasıl geliştirdiğini göstermek ve olimpiyat oyunları organize etmenin ülke gençliğine ve kalkınmaya ne gibi katkılarda bulunduğunu anlatmak TMOK ( Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi) 'nin görevidir. Tarihçe Olimpiyat oyunları, antik çağda dört yılda bir düzenleniyordu. M.Ö. 776 yılından beri Yunan şehirlerinde düzenlenen olimpiyat oyunları, 393'te Roma İmparatoru Theodosius tarafından yasaklandı. Antik olimpiyatlarda kadınlar yarışa katılamadığı gibi, seyirci olarak stadyumlara girmelerine de izin verilmezdi. İlk olimpiyatlarda sürat yarışları yapılır, atletler zeytin dalından bir taçla ödüllendirilirdi. Daha sonra ödülün biçimi ve değeri değişti, arttı. Yarış programına boks ve güreş de katildi. Modern olimpiyatların ve olimpizm düşüncesinin babası Fransız Baron de Coubertin oldu. Dünya gençliğinin ortak bir idealle barışa hizmetini amaçlayan Coubertin, 1892 yılında olimpizmin ilkelerini açıkladı ve olimpiyatların yeniden düzenlenmesi için çaba göstermeye başla di. Uluslararası Olimpiyat Komitesi (CIO) 1894 yılında Coubertin'in çabalarıyla kuruldu ve ilk olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan Yunanistan’ın temsilcisi Dimitrius Vekelas, kurulusun ilk başkanı oldu. Vekelas'ın görevi 1896'da bitti. 1896–1925 yılları arasında Coubertin CIO başkanlığı yaptı ve olimpik hareketin kökleşmesini sağladı. Coubertin'in ölümünden sonraki CIO başkanları şunlardır: Kont Henry de Baillet - Latour (Belçika/1925–1942), M.J. Sigfrid Edström (İsveç/1946–1952), Avery Brundage (ABD/1952–1972), Lord Killanin (K.İrlanda/1972–1980), S.E.M. Juan Antonio Samaranch (İspanya/1980-…) Olimpiyat oyunlarını düzenleme onuru bir kente verilir. Kent seçim hakki sadece Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne aittir. Komite, oyunların düzenleneceği yıldan 7 yıl önce toplanarak resmi adaylık başvurusunu alır, raporları inceler ve kent seçimini yapar. MODERN OLİMPİATLARIN KURUCUSU Modern Olimpiyat fikrinin özünü Modern Olimpiyatların kurucusu Baron De Coubertin'in çeşitli kitap, yazılı beyan, bildirge ve diğer yazılı belgelerinde bulmak mümkündür. Olimpizm, beden gücü ve becerisi ile birlikte insan aklinin gelişmesini hedef alan ve böylece insanin tüm niteliklerini simetrik bir biçimde ve bir uyum içinde gelişimini hedef alan bir felsefedir. Amaçlarından diğer birisi de, insani eğitmek, karakterini ve ahlakini kuvvetlendirmek, eskilerin ideali olan " KALOS KAGATHOS" insani yaratmaktır. Olimpizm, tam manası ile eğitsel ve pedagojik amaçlar güder. Olimpizm ne bir din, ne bir sosyal doktrin, ne de bir sosyal, ekonomik sistemdir. Olimpizm bir ruh halidir, hayat tarzıdır, insanlık görüsüdür. Asalet ve tertemiz ahlak okuludur. Bir " çıkarsız ideal " inancıdır. Çağımızın en önde gelen sosyal olaylarından olan Olimpizm, ayırt etmeden tüm dünyayı kucaklar, karşılıklı saygıyı; işbirliğini ve tüm insanlar arasında arkadaşlığı, karşılıklı anlayışı amaçlar. Eşit koşullar altında dürüst ve eşit rekabeti hedefler. Başka sosyal sahalarda birbirleriyle rekabet eden insanlara elle tutulur örnekler verir. Uluslar, ırklar, renkler, politik sistem ve sınıflar arasında hiç bir ayırım kabul etmez. Bu felsefe ile Uluslararası barış ve anlayışın gelişmesine yârdim eder. Gençlere hürriyet fikrinin doğru manasını öğretir ve böylece sosyal çevrede birlikte yasamanın ideal koşullarını yaratır. Dört yılda bir tekrarlanan Olimpiyat Oyunları, oyunlar sırasında tüm katılanların birlikte Olimpiyat Köyünde Müşterek kurallar altında ortak yasamaları, Olimpiyat ruh ve prensiplerine uygun olarak dünyanın en seçkin sporcuları ile yarışmak ve bu yarışmaları idare eden tarafsız hakemlerin kararlarına mutlak itaati temin etmek suretiyle Olimpizm bu konuda büyük hizmet görmektedir. Olimpizm uluslararası bir kurumdur, tam manası ile müstakildir. Ve her türlü milli, siyasi, ekonomik veya diğer kısıtlamalardan uzaktır. Bu özerk tutum çok önemlidir. Olimpik felsefenin hedef ve amaçlarına erişilmesini temin eder. Olimpiyat’ın babası İstanbul’da Modern Olimpiyat Oyunları’nın kurucusu Baron Pierre de Coubertin, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi’ne üye olacak yeni ülkeler bulmak üzere 1907 yılında dünya turuna çıktı. Bu uzun gezisinde gitmeyi planladığı ülkelerde önceden kendisine yardımcı olacak kimseler bulmak istedi. Bunlar arasında Osmanlı Devleti de vardı. Taht şehri İstanbul’da bulunan Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) edebiyat öğretmenliği yapan Monsieur Juery’ye mektup yazıp, kendisini bir Türk spor adamıyla tanıştırmasını istedi. . M.Juery’nin aklına gelen ilk isim; Mühendishane-i Hümayun’da (İstanbul Teknik Üniversitesi) jimnastik ve eskrim öğretmenliği yapan Selim Sırrı bey oldu. Her hafta Büyükada’da birlikte idman yaptıkları bir spor öğretmeni ve spor asığıydı Selim Sırrı Bey. İstanbul’a gelen Baron Pierre de Coubertin’i Beyoğlu’ndaki ünlü Tokatlıdan Oteli’nde Selim Sırrı Bey ile bir aksam yemeği sofrasında buluşturdu. Baron bu buluşma sırasında hiç zaman kaybetmeden hemen konuya girdi: -“Dostum M.Juery sizin spor meraklısı olduğunuzu bana söyledi. Ben de çocukluğumdan beri spora asık bir insanim. Fransa ve İngiltere’de üniversite öğrenimimi tamamladıktan sonra kendimi, bütün servetimle birlikte spora vakfettim. Birçok eserler yazdım, konferanslar verdim. Asırlardan beri unutulmuş olan Olimpiyat Oyunları’nı yeniden canlandırmak için girişimde bulundum. Oldukça büyük bir servetim var. Bunu bu idealimin gerçekleşmesi yolunda harcamaktayım. 1896’dan beri bu yolda büyük çaba göstermekteyim. Avrupa’nın birçok ülkesine giderek, oranın saygın kişilerinden kendime temsilciler seçtim. Onlar benim, kendi ülkelerindeki elçilerimdir. Bu elçiler kendi olimpiyat komitelerini kurarak her dört yılda bir Avrupa veya Amerika şehirlerinden birinde yapılacak Olimpiyat Oyunları’na, amatör gençlere lisans vererek göndereceklerdi. Lütfen uygun görürseniz, Osmanlı Devleti’ndeki elçiliği kabul etmenizi rica edeceğim.” Baron Pierre de Coubertin’in konuşmasını hayranlıkla dinleyen Selim Sırrı Bey, kendisine yapılan teklif karşısında çok duygulandı. Ancak, koyu bir baskı rejiminin hüküm sürdüğü ülkede değil bir cemiyet kurmak, iki kişinin bas basa verip konuşması dahi mümkün değildi. Böyle bir cemiyet kurma yolunda yapılacak en küçük bir girişim dahi insanin basına pek büyük isler açabilirdi. Selim Sırrı Bey derin bir üzüntü ve utanç duydu. Fakat yine de gerçeği anlatmaktan kendini alamadı. Ömür boyunca türlü engellerle karsılaşmış ve büyük mücadeleler vermiş olan Baron Pierre de Coubertin, ona hak verdi. Fakat ayrilirlarken; -“Siz yine de benim temsilcim olunuz Selim Sırrı Bey” dedi ve sözlerini söyle tamamladı: -“İleride bir gün hükümetiniz cemiyet kurulmasına izin verirse, siz de Milli Olimpiyat Komitenizi kurarsınız...” Ve dostça bir hava içinde ayrıldılar... Tokatlıyan Oteli’ndeki bu konuşmanın üzerinden bir yıl geçmeden ülkemizde Meşrutiyet ilan edildi. Selim Sırrı Bey, vatandaşlara dernek kurma serbestîsi tanıyan Meşrutiyetin ilanını Baron Pierre de Coubertin’e bir mektupla müjdelerken, Milli Olimpiyat Komitesi’ni kurma girişimine geçtiğini de bildirdi. Nitekim çok geçmeden, Osmanlı Olimpiyat Cemiyeti adi altında geleceğin Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kuruldu. Artik Türkiye, dünyanın bu en büyük spor şöleninde sporcuları tarafından temsil edilebilecekti. Bu önemli olay, Türk spor tarihinde bir dönüm noktasıydı. Olimpizm öldü, Samaranchizm büyüdü Modern olimpiyatların kurucusu Coubertin'in felsefesiyle, tam 21 yıl IOC'nin patronluğunu yapan Samaranch'in felsefesi arasında dağlar kadar fark var. İlk yıllarda amatörlük, katilim ve yarışma önemliydi. 80'li yıllardan itibaren ise bu durum tersine döndü. Olimpiyatlar; para, profesyonellik, doping, ticaret, siyaset, reyting ve ünlü markalarla birlikte anılır oldu Temeli M.Ö. 6. asra kadar uzanan olimpiyat oyunlarında birinci olan sporcuya, barışı sembolize eden zeytin dalı veriliyordu. Fransız Coubertin'in modern olimpiyatları 1896 yılında kurmasından sonra şampiyon sporcuya altın madalya verilmeye başlandı; fakat bu, dünyanın en büyük spor organizasyonunun tek maddi tarafıydı. Daha önceki olimpiyatlarda olduğu gibi modern olimpiyatlarda da önemli olan amatörlük, katilim ve yarışmaydı. Temel felsefe, 'Daha güçlü, daha hizli, daha yüksege' sloganini tabii kuvvetle gerçeklestirmeye çalismakti. Profesyonellige kesinlikle yer yoktu ve üzerinde herhangi bir marka bulunan sporcu yarismalara alinmiyordu. Mesela, 1948 Londra Olimpiyatları’nda altın madalya kazandığı için kendisine ödül olarak ev verilen ünlü güreşçimiz Yaşar Doğu, artik profesyonel sayıldığı için 1952 Helsinki Olimpiyatları’na katılamamıştı. Samaranch geldi, olimpiyat ticarileşti Amatörlük ön planda olduğu ve olimpiyatlar henüz sektör haline gelmediği için bu büyük organizasyona ülkeler fazla talip olmuyordu. Bu nedenle olimpiyatları Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği, İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya gibi ülkeler güç gösterisinde bulunmak için düzenliyorlardı. Esasında bir sanayici olan fakat politik yönünün de kuvvetli olması nedeniyle uzun yıllar Moskova Büyükelçiliği görevinde bulunan İspanyol Antonio Samaranch'in 1980 Moskova Olimpiyatları sırasında IOC Başkanı olmasıyla olimpizm felsefesi değişime uğramaya başladı. Artik olimpiyat oyunları her geçen gün daha da ticarileşiyor ve bütün ülkelerin talip olduğu bir sektör haline geliyordu. Bunda televizyonun da çok büyük etkisi oluyordu tabii. Doping, para, rekor... Samaranch'tan sonra önemli olan katılmak değil, kazanmak olunca olimpiyat oyunlarında televizyonların, sponsorların ve dopingin etkinliği hızlı bir şekilde artmaya başladı. Herkes kazanmak, daha çok kazanmak istiyordu. Büyük sermaye grupları destekleyici olabilmek için, sporcular şampiyon olabilmek için, televizyonlar reyting için, ülkeler de bayrağını göndere çektirebilmek için mücadele ediyordu. IOC ise bir sporcunun başka bir ülke adına yarışmasına izin veriyor, dopingle mücadele konusunda da geç kalıyordu. Ve maalesef ki rekorların bir kısmı dopingli sporcular tarafından kırılıyor ve yine maalesef ki bu rekorlar tescil ediliyordu. Şimdilerde IOC çevrelerinde, dopingle gerektiği gibi mücadele edilmediği o dönemdeki rekorların iptal edilmesi tartışılıyor. Ticari açıdan zarar etmeyen ilk olimpiyat da Samaranch dönemine denk geldi. 1984 Los Angeles Olimpiyatları, televizyon ve reklâm girdilerinden dolayı gelir— gider dengesini kuran ilk organizasyon oldu. Artik bu büyük organizasyona talip olan kent sayısı artıyordu. Antonio Samaranch, göreve geldikten sonraki ilk olimpiyat oylamasında memleketi lehine lobi çalışmaları yaptı ve 1992 Olimpiyatları Barselona’ya verildi. 1988 Seul Olimpiyatları kâra geçen ilk organizasyon olmuştu ama Barselona Seul’u solladı. Sebep, profesyonel sporculara ilk kez izin verilmesiydi. Mesela, daha önceki olimpiyatlara katılmalarına kesinlikle izin verilmeyen NBA yıldızları, ilk kez Barselona’da yarışmalara katıldılar. Bunca olandan sonra garip olan bir örnek var. Bütün branşlarda profesyonel sporcular olimpiyatlara katılırken, boks istisna tutuluyor. Mesela, dünya şampiyonu boksörümüz Sinan Şamil Sam, 1999 Dünya Şampiyonası’ndan sonra profesyonel olup Almanya’nın yolunu tuttuğu için Sydney 2000 Olimpiyatları’na katılamadı. Rüşvet ve skandal diz boyu Olimpiyatlar ticari bir boyut kazanınca talip olan kentlerin sayısı da, IOC üyelerine verilen rüşvetler de hızla arttı. Dört yıl öncesine kadar aday kentlerin lobicilik faaliyeti adi altında IOC üyelerine rüşvet teklif ettikleri biliniyordu ancak hemen her kent bu tür girişimlerde bulunduğu için 'Kral çıplak' diyen çıkmıyordu. Samaranch dönemindeki yolsuzlukların iplik yumağı gibi sökülmesini, 2002 Kış Olimpiyatları’nı Salt Lake'in kazanmasını sağlayan ABD Olimpiyat Komitesi Başkan Yardımcısı Dave Johnson'un yasak ilişkide bulunduğu ve sonra da terk ettiği bir kadın sağladı. IOC eski Asbaşkanı İsviçreli Marc Hodler'in, Salt Lake'in üyelere 100'er bin dolar ve çocuklarına 400 bin dolar burs verdiğini doğrulayarak isin içine Atlanta 96, Nagano 98 ve Sydney 2000'i dahil etmesi olimpizmi temelden sarstı ve aday kentlerin kaz gelecek yerden tavuğu esirgemedikleri ortaya çıktı. Bu açıklamalardan sonra Salt Lake'den rüşvet aldıkları belirlenen Malili Maline Keita, Ekvatorlu Agustin Arroyo, Kenyalı Charles Mukora, Sudanlı Abdel Gadir, Silili Sergio Santander ve Kongolu Jean Claude Ganga'nın üyelikten ihraç edilmeleri kararlaştırıldı. Salt Lake'den 2 bin dolar değerinde tabanca (150 dolardan pahalı hediye almak ve vermek yasak) aldığı söylenen IOC Başkanı Samaranch da söylentileri doğruladı ancak tabancanın rüşvet değil, hediye olduğunu belirterek istifa etmedi. Samaranch Sydney'e ses çıkarmadı Salt Lake'deki yolsuzlukların benzeri, 1998 Kış Olimpiyatları’nı organize edecek olan Japonya’nın Nagano kentinde de patlak verdi. Bazı üyelere rüşvet verildiği ve geyşa sunulduğu iddia edildi. Ardından Sydney 2000'deki yolsuzluklar da ortaya saçıldı. 1997 yılında Monte Carlo'da yapılan oylamada Pekin'e karşı 45—43 üstünlük sağlayan Sydney'in, oylamadan bir gün önce Kenyalı ve Ugandalı iki üyeye toplam 70 bin dolar rüşvet verdiği iddia edildi. Avustralya Olimpiyat Komitesi Başkanı John Coetes, bu iddiaları doğrulayarak 'Ancak bu sadece her iki ülkede sporu finanse etmek içindi. Bu para rüşvet niteliği taşımıyordu' dedikten sonra 'Sadece biz vermedik. Diğer adaylar belki de bizden daha fazla verdi' diyerek yolsuzluklara yeni bir boyut kazandırdı. John Coetes, 'Atlanta 96 adaylık komitesi de oy satın almak için seferberlik başlatmıştı, fakat hep hasıraltı edildi. 1992 Barselona ve 1988 Seul Olimpiyatları’nda da öyle. Rüşvet şimdiye kadar gelenek haline gelmişti. Herkes simdi uyandı' seklinde konuşarak suçlarını azaltmaya çalıştı. Bu itiraflara rağmen 2000 Olimpiyatları’na az bir süre kaldığı için Sydney'in ev sahipliği iptal edilmedi. Son skandal: Pekin 2008 1980 yılında Moskova'da bayrağı devralan ve yine Moskova'daki IOC Genel Kurulu'nda başkanlığı bırakan Antonio Samaranch'in son icraatı ise 2008 Olimpiyat Oyunları’nın Pekin'e verilmesi oldu. Oysa Çin, insan hakları ihlalleriyle sürekli dünya gündeminde idi. Çin aleyhtarı Tibetliler'in sürekli gösteri yapmasına rağmen bu ihlaller IOC'nin gündemine kesinlikle gelmedi. Çünkü 1 milyar 250 milyonluk nüfusuyla Çin, dünyanın en büyük pazarıydı. Üstelik aç olan bir pazardı. Olimpiyatları finanse eden Coca— Cola ve McDonalds gibi büyük sermaye grupları, ev sahipliğinin ısrarla Pekin'e verilmesini istiyorlardı. Sonuçta istenen oldu ve geçtiğimiz hafta yapılan oylamada 2008 Olimpiyatları Pekin'e verildi. Pekin, rakipleri Paris, Toronto, İstanbul ve Osaka'ya çok büyük fark attı. Bu sonuçla Çin'in globalleşme süreci de hızlanmış oldu. Rogge: Bayrağı daha ileriye götüreceğim Olimpizm ruhunu öldürücü icraatlara imza atan Samaranch'in Moskova'daki IOC Genel Kurulu'nda 21 yıllık görevini bırakmasından sonra yeni başkan belli oldu. Samaranch'a yakınlığıyla bilinen Belçikalı Jacques Rogge, beş adayın arasından sıyrılarak IOC'nin koltuğuna oturdu. Görevini eski başkandan devraldıktan sonra kısa bir teşekkür konuşması yapan Rogge, 'Bana bu görevi veren herkese teşekkür ederim. Hedefim, Samaranch'tan aldığım bayrağı daha da ileriye götürmek' dedi. Fair-Play 21 yüzyıl da dünya sporunda fair-play kelimesi ön sırayı almıştır. Kısaca sporda centilmenlik diyebiliriz. Sportif yarışmalarda bireyin kendi egoizmalarını aşarak, özveriyle doğrudan ödün verme becerisidir. Sporu yapanlarda seyredenlerde hareketlerini ahlak kurallarına ve olimpizm felsefesine uygun olarak düzenlemelidirler. Bunu için küçük yaştan itibaren fair-play davranışını benimsemeli, olimpizm felsefesini kavramalıdırlar. Günümüzde SPOR yaşamımızın fevkalade önemli bir unsuru haline gelmiştir. Ağır koşullar altında yasam mücadelesi veren bireyler, ekonomik sorunların yarattığı bunalımları bertaraf etmek, medeni aletlerin yarattığı ataleti, statik yasamı bir ölçüde harekete dönüştürmek ve en önemlisi kentlerin ve sanayinin yarattığı sağlığa zararlı ortamdan kurtulup doğayla kucaklaşabilmek için bireyler SPOR yapma alışkanlığını benimsemeye başlamışlardır. Bu durum ayni zamanda insanların Sportif yarışmalara ilgisini arttırmıştır, Bu durumda önemli olan SPOR'un tam anlamıyla bilinmesi, tanınması gereğidir. Bilimsel olarak hazırlanmış kurallar dâhilinde yapılan ve insan salığına yararlı her turlu beden hareketine SPOR diyoruz. Bu aktivite bireysel olarak yapılabildiği gibi, yarışmalar selinde de gerçekleştirilebilinir. Spor yapmak bir sevgi isidir ve bir yasam bicimidir ve bu böyle olduğu müddetçe bireye ve yasadığımız ortama yararlıdır. Evet, çağımızda insanlar SPOR'u sevmektedirler, imkânların el verdiği şekilde spor yapmaktadırlar ve yarışma biçiminde gerçekleştirilen sportif aktiviteleri yakından takip etmektedirler. Ancak çocukluk cağından itibaren hakiki anlamda SPOR'un eğitimini yaptırmadığımız için, bunun ulvi anlamından zaman zaman uzaklaşılmaktadır. Spor eğitiminde kullanılacak en önemli düşünce tarzı muhakkak ki OLIMPİZM'dir. Modern Olimpiyatların babası addedilen BARON PIERRE DE COUBERTIN bakin 1894 yılında bu organizasyonu başlatmak isterken ne diyor, olimpizm felsefesini nasıl izah ediyor: INSANLARIN BIRBIRLERINI SEVMELERINI ISTEMEK UTOPIK BIR DUSUNCE OLABILIR. ANCAK GENCLERIMIZI DORT YILDA BIR, BIR ARAYA GETIREBILIRSEK, BIRBIRLERINI SAYMALARINI SAGLIYABILIRIZ. BU SEKILDE ARZU EDILEN BARIS ICINDE YASAYAN BIR DUNYAYA KAVUSURUZ. Bu ifadeden anlaşılacağı üzere Spor insan sağlığına yararlı olması kadar, bu fani dünyada "BARIS KARDESLIK VE DOSTLUK" ortamını yaratmak için bir araç olarak kullanılmasının önemli olduğudur. Nitekim birleşmiş milletler, Olimpizmin yüzüncü yıldönümü olan 1994 yılını tüm ülkeler için DOTLUK, KARDESLIK, BARIS VE OLIMPIK DUSUNCE SENESI ilan etmiş ve ihtiyacımız olan bu ortamı sağlamaya çalışmıştır. Bu da sağlıklı yasam için fevkalade önemli bir faktördür, peki günümüz insani Sporu böyle algılayabiliyor ve bilhassa Spor sevgisini, sportif yarışmaları takip ederken veya fiilen katılırken Olimpizm felsefesini uygulayabiliyor mu? Maalesef buna tam manası ile EVET diyemiyoruz. Aşırı sevgi ve tutku günümüz insaninin hislerini frenleyememesine neden oluyor ve FANATIK yapıyor. Bu durumda spor araç olmaktan çıkıyor, amaç oluyor. Her ne pahasına olursa olsun kazanmak, galip gelmek arzusu çeşitli üzücü olayların meydana gelmesine sebep oluyor. Her konuda olduğu gibi aşırı tutku yasamı tehdit ediyor. Bu konuda çeşitli örnekler verebiliriz. Bu durum Sporun kendisinden kaynaklanmamaktadır. Günümüz ekonomik koşullarının ağırlığı, turlu politik ve sosyal baskıların yeni hastalığı "STRES" bireyleri spor yaparken veya sportif organizasyonları izlerken SIDDET olaylarına kalkışmasına neden olmaktadır. Bir de buna fanatik biçimde taraf tutma eklenince, özellikle futbolda musahade ettiğimiz, ne yazık ki başka sporlarda intikal eden üzücü olaylar meydana gelmektedir. Tekrar ediyorum; OLIMPIZM irk, din, dil, renk ayrıcalıklarını reddeder ve sporu amaç olarak değil, araç olarak insanların mutluluğu için kullanır. FANATİZM’İ ve SIDDET OLAYLARINI yok etmek istiyorsak Spor sevgisini bu çerçeve dâhilinde küçük yastan bireylere aşılamalı, öğretmeliyiz. Bu bir eğitimdir ve en büyük yardımcımız da yazılı ve görüntülü basın olacaktır. Ne var ki, bilhassa ülkemizde onların da bu konuda eğitilmeleri gerekmektedir. Atatürk'ün katkısı büyük Osmanlı Milli Olimpiyat Komitesi, savaş yıllarında çok zorlu dönemler geçirmiştir. Almanlar'ın 1. Dünya Harbi'ni çıkarmaları ve Osmanlı’nın da savaşta onların yanında yer alması ile Osmanlı Milli Olimpiyat Komitesi de askıya alınmıştır. 1921 yılında yeni bir yapılanmaya gidildi ve yeniden uluslararası komite tarafından kabul edildi. Ancak bu kez ismi Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi olarak tescil edildi. Bu dönemlerde en büyük desteği veren kişi Atatürk olmuştur. O'nun o günlerde yaptıklarını ve söylediklerini biz bugün yapamıyoruz. Bunu da belirtmeliyim. Bugünkü gençlerin pek bilmediği bir konuyu da belirtmekte yarar var. Kurtuluş Savası’ndan sonra ülkemiz sıfırdan var olma mücadelesine girişmişti. Böylesine zorlu bir dönemde Atatürk, örtülü ödenekten 17 bin lira vererek 1924 Paris Olimpiyatları’na katılmamızı sağlamıştı. Böylece ülkemiz daha önce kişisel katılımlarla temsil edilse bile ilk defa resmi olarak olimpiyat oyunlarına katılma olanağı bulmuştu. O tarihten bu yana Moskova 80 haricinde tüm oyunlara katildik. Büyük savaşlardan çıkmış; işgale uğramış, yanmış yıkılmış bir ülkede “Milli Mücadele”yi “Büyük Zafer”le sonuçlandırıp tarihe yeni bir Türk Devleti armağan etmişti. Ülke perişan, devlet fakirdi. Cumhuriyet henüz bir yasini bile doldurmamıştı. Fakat. O, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin spor dünyasının en büyük gösterisi olan 1924 Paris Olimpiyat Oyunları’nda temsil edilmesini yürekten arzuluyordu. Başkanlık ettiği hükümet toplantısında Olimpiyat Oyunları’na katılmak için tahsisat çıkarttı, altına ilk imzayı kendisi attı. Çünkü O, “Olimpiyat” ve “Olimpizm” kavramlarını da en iyi bilendi. Bugün bütün spor dünyası “Fair Play” üzerinde önemle durmaya başladı. Oysa O, daha 1930’lu yıllarda diyordu ki: “Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim.”
__________________
uykusuzken hiçbirşey gerçek görünmüyor.
sanki herşey uzakta. herşey suretinin suretinin suretinin sureti... |
|
|
|
| Sponsor Linkler | |
|
|
|
![]() |
|
||||
| Konuyu Başlatan | For | Type | Tarih | |
| Baron de Coubertin | This thread | Refback | 06-08-2008 11:56 | |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) |
|
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| ECU nedir? | waRdeR | Motorlu Araçlar & Modifiye Dünyası | 0 | 06-04-2007 19:43 |
| RSS Nedir ? | bozkurt | Network | 0 | 27-02-2007 23:19 |
| Aşk Nedir? | efe | Slayt | 0 | 18-01-2007 00:11 |
| Rep Nedir? | efe | Forum Yardım | 3 | 05-01-2007 16:16 |
| .NET nedir? | gökhan | Network | 0 | 04-12-2006 22:39 |
Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.