Zihin Geliştirme Merkezi

KOOLPA

Zihin Geliştirme Merkezi

 

Osmanlı'da Ermenilere Tanınan Haklar

 KooLpa Akademi Katagorisinde ve  Tarih Forumunda Bulunan  Osmanlı'da Ermenilere Tanınan Haklar Konusunu Görüntülemektesiniz.=>OSMANLI DEVLETİ'NDE BİR GAYRİMÜSLİM UNSUR OLARAK ERMENİLERİN DİN-İBADET, EĞİTİM-ÖĞRETİM HÜRRİYETLERİ Ali GÜLER* I. GİRİŞ Osmanlı devleti, çeşitli din, dil, ırk, ...


Geri git   Zihin Geliştirme Merkezi > KooLpa Akademi > Tarih

Üye ol Bloglar Yardım Üye Listesi Ajanda Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
Alt 08-01-2007, 01:22   #1 (permalink)
Moderator
 
bozkurt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 223
Tecrübe Puanı: 2 bozkurt is on a distinguished road
Standart Osmanlı'da Ermenilere Tanınan Haklar


OSMANLI DEVLETİ'NDE BİR GAYRİMÜSLİM UNSUR OLARAK ERMENİLERİN DİN-İBADET, EĞİTİM-ÖĞRETİM HÜRRİYETLERİ



Ali GÜLER*



I. GİRİŞ



Osmanlı devleti, çeşitli din, dil, ırk, ve kültürlere mensup milletlerden oluşan bir imparatorluk idi. Devlet, hâkim unsur Türk Milletinin idaresi altında, sınırları içindeki bu milletleri belli hukuki statüler çerçevesinde yönetiyordu. Etnik bakımdan sayıları Prof. Dr. Yavuz Ercan'a göre yirmi ikiyi bulan Gayrimüslimler,[1] imparatorluğun insan unsuru içinde önemli bir yer tutuyorlardı. Özellikle bu unsurlar, devletin parçalanmasında da doğrudan veya dolaylı olarak rol oynamışlardır.



Tebliğimizin başında, genel olarak Gayrimüslimler, özel olarak da Ermenilerle ilgili olarak yapılan çalışmalar bakımından bazı hususlara dikkat çekmek istiyoruz:



Hocamız Prof. Dr. Yavuz Ercan'ın vukufla belirttiği ve üzerinde önemle durulması gereken ilk nokta, bu konuda Türkiye'de ve Türkiye dışında yazılan eserlerin kaynakları meselesidir. Batılı, Ermeni ve Yunanlı araştırıcılar eserlerini kaleme alırlarken genellikle Batı, Ermeni ve Yunan kaynaklarını kullanmışlar, Türk ve Türkçe kaynakları büyük ölçüde görmemişlerdir.



Bu ise araştırmaların objektifliğine gölge düşüren bir etken olmuştur. Türk araştırıcılar bu bakımdan daha objektif davranarak Türkçe kaynakların yanında Ermeni, Yunan ve Batı kaynaklarını da kullanmışlardır. Türkiye'deki Gayrimüslimler üzerinde araştırma yapanların Türk kaynaklarını kullanmamaları hiçbir şekilde mazur görülemez. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma, Gayrimüslimlerle ilgili arşiv belgeleri sanıldığından çok fazladır.[2]



Bu bakımdan, büyük bir bölümü Başbakanlık Osmanlı Arşivi (İstanbul)'nde bulunan ve Gayrimüslimlerle doğrudan ilgili olan belge veya belge grupları içinde "Kilise Defterleri" önemli bir yer tutmaktadır.[3]



Divân-ı Hümâyûn defter serilerinden birini teşkil eden Kilise Defterleri'nde, Devlet dahilinde bulunan Kiliseler, Gayrimüslim cemaâtlere ait okul, yetimhane vesâireye devlet tarafından resmî ruhsat verilmesi bâbında sâdır olan fermanların kayıtları bulunmaktadır.



Arşivde 10 seri halinde Miladi: 1468-1922 (Hicri: 862-Zilkade 1340) tarihleri arasındaki dönemi ihtiva eden toplam 895 adet Kilise Defteri mevcuttur.[4]



Kilise Defterleri'nde yer alan fermanlar incelendiği zaman, bunların daha çok Osmanlı Devleti'nde yaşayan Gayrimüslimlerin din-ibadet ve eğitim-öğretim hürriyetleri ile sosyal amaçlı kurumları bakımından önemli bilgiler ihtiva ettikleri görülmektedir. Bu nedenle tebliğimizde, özellikle fermanlar din ve ibadet hürriyeti ile eğitim ve öğretim hürriyeti bakımından genel olarak değerlendirilecektir. Ardından 1900-1908 yılları arasındaki fermanları ihtiva eden 4 Numaralı Kilise Defteri'nde yer alan Ermenilerle ilgili üç adet fermanın transkripsiyonları verilecektir. Örnek olarak verilen bu fermanların ikisi kilise, biri de okul inşaası için verilen izinleri içermektedir.



Fermanlar şüphesiz Gayrimüslimlerin yukarıda zikredilen bu üç önemli yaşantı alanı veya kesiti ile ilgili daha fazla bilgiler içermekle birlikte; fermanlardan aynı zamanda müracaat yapılan beldelerin Gayrimüslim nüfusları da tespit edilebilmektedir. Kilise Defterleri, Osmanlı Gayrimüslimlerinin demografik durumları bakımından da önemli kaynaklardır. Defterlerin bu yönü, "Osmanlı Devleti'nde Azınlıklar" isimli araştırmamızda (İstanbul, 1995) ön plâna çıkartılmıştır.



Bu tebliğ ile vurgulanmak istenen bir diğer stratejik husus da şöyle özetlenebilir: Özellikle günümüzde adeta uluslar arası hukukun bir konusu haline getirilmeye çalışılan "Ermeni Meselesi"nin tam anlamıyla ortaya konulabilmesi ve bu çerçevede sürdürülen Ermeni propagandasının önüne geçilebilmesi bakımından; Osmanlı Devleti'nin Gayrimüslimlere, bu arada Ermenilere tanıdığı haklar sağlıklı bir şekilde ortaya konulmalıdır. "Millet Sistemi" ve Tanzimat'tan sonraki "Eşit Statü" döneminde Ermenilere tanınan haklar ve özgürlükler arşiv belgelerine dayalı olarak dünya kamuoyunun önüne konulur ise; altı yüz yıl, şimdiki ölçüler bakımından bile son derece ileri düzeyde yönetilen Ermenilerin , "nasıl olup da bir günde ortadan kaldırılmalarına teşebbüs edildiği" sorusu, propagandanın etkisi altındaki tarafsız pek çok insanı düşündürebilir. Ermeni tezlerinin asılsızlığı insanlığa daha iyi gösterilebilir.[5]



II. DİN VE İBADET HÜRRİYETİ



Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti başlangıçtan itibaren Gayri Müslimlerin ibadet ve ayin hürriyetlerine büyük bir önem vermiştir. Gayrimüslim unsurlar, kendi mezheplerine göre dini ibadet ve ayinlerini tam bir serbestlik ve hoşgörü içinde yapabiliyorlardı. Statüleri fermanlarla belirlenen ibadet yerlerinin bütünüyle dokunulmazlığı vardı. Devlet, bu ibadet yerlerinin iç teşkilatına ve idaresine kesinlikle karışmamıştır; ibadet yerlerinin idaresi, ilgili cemaatlerin yönetim teşkilatlarına bırakılmıştır.[6]



Gayrimüslim toplulukların kendilerine mahsus kilise, manastır, havra ve diğer ibadet yerleri ile kendilerine mahsus mezarlıkları vardır. Kiliselere ve kiliselere ait vakıf arazilere kimse karışamazdı. Dinî liderlere verilen bütün tayin beratlarında bu konu özellikle belirtilmiştir. Dinlerini değiştirmeleri konusunda hiçbir baskıya maruz kalmayan Gayrimüslimlerin[7] bu ibadet yerlerine yapılan saldırılar devlet tarafından daima engellenmiş, suçluları cezalandırılmıştır. Bu işlem yapılırken de suçlular Müslim, Gayrimüslim diye ayrılmamıştır. Yani kilise ve havralar sürekli olarak devletin güvencesi altında bulunmuştur.[8]



Gayrimüslimlerin ibadet hürriyetleri ve mezhep imtiyazları, Tanzimat ve Islahat Fermanlarında da korunmuş; 1876'da Kanun-i Esasinin 11. Maddesi'nde devletin resmî dininin İslâm dini olduğu belirtildikten sonra, "Osmanlı Devleti'nde tanınmış bütün dinler" için, kamu düzenine ve adaba aykırı olmak şartıyla, serbest ibadet hakkı verilmiş, çeşitli dinî cemaatlerin, kiliselerin bahşedilmiş bulunan imtiyazları teyit edilmiştir.[9]

Anayasanın din hürriyeti ile ilgili bu maddesi, 1909 yılında yapılan değişiklikte aynen muhafaza edilmiştir[10] ki, bu devletin XX.nci Yüzyılın başlarındaki yaklaşımını göstermesi bakımından önemlidir.



Gayrimüslimlerin din hürriyeti bakımından önem taşıyan bir diğer bir husus da, Osmanlı Devletinin "yılbaşı yortusu" vb. dinî bayram ve törenler için bu cemaatlere çeşitli yardımlar yapmasıdır. Mesela, padişah 1893 yılında "yılbaşı yortusu" dolayısıyla Rum ve Ermenilere para vermiş, her iki patrikhane de Padişaha teşekkür mektupları göndermişler ve bu mektuplar Sadrazam Cevat Paşa tarafından Mabeyin Başkitabeti'ne 4 Ocak 1893'de arz edilmiştir[11]. Esasında, 19.2.1318 (1902) tarihli bir iradeden bunun mutad bir uygulama olduğu ve her paskalyada, paskalyanın girişinden önce verildiği anlaşılmaktadır.[12]



Gayri Müslim cemaatler, çeşitli sebeplerle kendi aralarında zaman zaman iane, yani yardım topluyorlardı. Bu tür yardımların toplanması patrikhaneler ve hahamhanenin kontrolünde yapılmakla birlikte, devletin iznine bağlıydı. Hükümetin bilgisi dahilinde yapıldığı sürece böyle faaliyetlere devamlı izin veriliyordu.



Gayrimüslimler için çağına göre en ileri düzeyde "din hürriyeti" sağlayan ve bunu kanunlarla güvence altına alan Osmanlı Devleti'nde klasik çağda yeni ibadethane yapımı ve mevcutların onarımı ile ilgili bazı kısıtlamalara gidilmişti. Kilise ve havraların iç teşkilatına karışılmamakla beraber, İslam'daki "zimmet hukuku"na uygun olarak, yeni ibadethanelerin inşası yasak edilmiş ve mevcutların onarımı izne bağlanmıştır.[13] İzinli olarak onarılan ibadethanelerde, yeni eklemler ve değişiklikler yapılmaması, özellikle dikkat edilen bir konuydu. Nitekim bu şekilde olan bazı ibadethaneler ya yıktırılmış ya da bu konuda karar alınmıştır.[14]



Fakat özellikle yeni kilise ve havra yapılması yasağının çeşitli iç ve dış etkilerle XVIII. yüzyıldan itibaren kalktığı, devletin yeni ibadethane yapılmasına izin verdiği görülmektedir[15]. Nitekim, XX nci Yüzyıl başlarında, artık bütün Gayrimüslim unsurlar, hem yeni ibadethane, hastahane, okul vb. binalar inşa edebilmekte, hem de mevcut binaları, eski bünyelerine çeşitli ekler ve değişiklikler yaparak onarabilmekte idiler.



Yukarıda genel olarak tanıttığımız Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ndeki Kilise Defterleri'nde yer alan fermanlarda görüldüğü üzere; cemaatler tamir olunacak veya yeni yapılacak kilise veya okul için patrikhane veya hahamhane aracılığı ile devlete müracaat etmekteydiler. Konu "Şura-yı Devlet" tarafından incelenmekte ve öngörülen ölçülerin dışına taşmamak kaydıyla izin verilmekteydi. Fermanlarda inşaatın maddi harcamalarının kaynakları da belirtilmiştir.



Konuyla ilgili bütün fermanlarda dikkati çeken ortak noktalar ise şunlardır: Fermanlar, yapılacak ve tamir edilecek kilise (okul veya hastahane) vilayette ise o vilayetin valisine, zaman zaman da vali ile beraber sancak mutasarrıfına hitaben yazılmıştır. Patrikhanenin izin talebi belirtildikten sonra, konunun inceletildiği (mahallerinde) nereye, hangi ölçülerde yapılacağı (duvar kalınlıkları, yüksekliği, genişliği, kaç pencereli olacağı, kaç kapılı olacağı vs.) ve ahşap mı, kagir mi olacağı gibi konulara değinildikten sonra, yapılacak masrafın nerelerden temin edileceği söylenmektedir. Fermanların tasdiri "Şura-yı Devlet Mülkiye Dairesi"nce yapılmaktadır. Fermanların son kısmı özellikle, devletin halkına karşı takip ettiği politikayı ortaya koyması bakımından önemlidir. Bir örnek vermek istiyoruz: "Siz ki, Vali Mutasarrıf Müşar ve Mumaileyhim, Siz salifü'z- zikr kilisenin tûl ve balâda beyan olunan miktarları tecavüz etmemek ve masarıfı dahi ber-minval-i muharrer tesviye edilmek üzere inşâsına mümanaat olmayıp, bu vesile ile kimseden cebren akça alınmak misillü mugayır-ı rıza-yı şahâneme halât vukua getirilmemesine ba-gayet itina ve dikkat eyleyesiz".( "...Siz zikredilen kilisenin yeri ve boyutları yukarıda belirtilen miktarları geçmemek ve masrafları da yazıldığı şekilde karşılanmak üzere inşâsına engel olmayıp, bu vesile ile kimseden zorla akça alınmak gibi rıza-yı şahâneme aykırı haller vukua getirilmemesine son derece itina ve dikkat eyleyesiz.")



Görüldüğü gibi devlet, böyle bir konunun vesile edilerek halka baskı yapılmasını, çeşitli suistimallerin ortaya çıkmasını önlemiştir. Buradan devletin Gayrimüslim vatandaşları, dinî liderlerin tahakkümünden korumak gibi bir endişesinin olduğu da anlaşılmaktadır.



Rum, Ermeni ve Yahudilerin hem dinî (kilise, havra) hem de sosyal amaçlı (hastahane, okul, yetimhane, mezarlık vb.) yapılarına verilen izin fermanlarının yer aldığı 4 numaralı Kilise Defteri'nde inşâ edilecek yapılar için "müceddeten"; onarılacak yapılar için de "tecdiden" ifadeleri geçmektedir. Genişletilecek yapılar için de "tevsian" tabiri kullanılmıştır. Defterdeki izinlerin çoğu yeni kilise ve havra yapımı için verilmiştir.[16]



Devletin yeni kilise yapımında dikkat ettiği en önemli konu, kilisenin yapılacağı yer ile ilgiliydi. Mesela, 22 Temmuz 1891 tarihinde Şura-yı Devlet'ten Adliye ve Mezâhip Nezareti'ne gönderilen bir mazbatada, "Sivas'ın bir mahallesinde Ermeni küçükleri için inşâsı düşünülen okul ve kilisenin; arsa üzerinde Rum Metropolitliği ile olan ihtilafın halliyle, inşâsına mani hiçbir mahzurun bulunmadığı" belirtilmiştir.[17]



Aynı durum Çankırı'da Ermenilerin inşâsına başladıkları bir kilisenin yeri konusunda da meydana gelmiş; "kilisenin yeri cami ile Rufai Dergahı arasında ve İslâm hanelerinin sıkışık yerinde ve hükümet konağına bitişik şekilde oluşu mahzurundan dolayı, şimdiye kadar sarf edilen paranın Ziraat Bankası'nca Ermenilere ödenerek oranın bankaya devri ile kilise için münasip yerde ve Rum Kilisesi civarında bir arsa gösterilmesinin İslâm ahali arasındaki hoşnutsuzluğu da gidereceği yolunda Meclis-i Vükelâ" kararı ile konu çözümlenmiştir.[18]



Kilise ve havraların onarımı için verilen izin fermanları incelendiğinde ise; daha çok depremden hasar gören, çeşitli sebeplerle harap olan veya yanan kilise ve havraların onarımına izin verildiği görülmektedir.[19] Yapılan müracaatlarda, kiliselerin çan, çan kuleleri ve dehlizlerinin onarımıyla ilgili izin isteği de oldukça fazladır. Bunların da hepsine izin verilmiştir.



Görüldüğü gibi, Osmanlı Devleti Gayri Müslimlere geniş bir ibadet hürriyeti tanımış, bu unsurlar nüfusları oranında yeterli kadar kilise, manastır, havra ve sinagoga sahip olmuşlardır. Yıllara göre mevcut dinî yapı sayıları karşılaştırıldığında da bu durum açık olarak ortaya çıkmaktadır. Meselâ, İstanbul'da 1885 yılında 60 Rum, 1 Rum Melkit-Katolik, 1 Bulgar, 1 Bulgar-Katolik, 38 Ermeni kilisesi ve 36 Yahudi havrası olmak üzere toplam 148 kilise ve havra varken[20] bu sayı 1897/98'de 169'a çıkmıştır.[21]



Osmanlı Devleti, bu dönemde deprem vb. gibi doğal afetlerin verdiği zararla yıkılan veya onarıma ihtiyaç gösteren sosyal amaçlı Gayrimüslim kurumlarının onarımı için de izin vermiştir. Hastahane ve yetimhane gibi bu kurumların onarımları sırasında bazı eklerin (ilâvat) yapılmasına da kolaylık gösterilmiştir.



Bütün bu gelişmeler gösteriyor ki, XX nci Yüzyılın başları Gayrimüslimlerin geniş anlamda din, dar anlamda ibadet ve âyin hürriyetleri bakımından klasik çağa göre çok daha ileri; Tanzimat ve Islahat Fermanı'ndan sonraki yıllara göre de, reformlarla gerçekleştirilmeye çalışılan hakların, düşünceden uygulama alanına konulduğu bir dönem olmuştur. Konuyla ilgili zimmet hukukundan kaynaklanan bir takım yasak ve kısıtlamalar bu dönemde son bulmuş, cemaatler yeni ibadethaneler yapabildikleri gibi; eskilerini de yenileyebilmişlerdir.
__________________

bozkurt isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usStumble this Post!Reddit!Google Bookmark this Post!Live Bookmark this Post!Propeller this post!
Alıntı ile Cevapla

Sponsor Linkler
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)

 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
OsmanLı'da Fayton arkası yazılar.. anJoiChe Komik Yazılar 1 08-01-2008 20:33
Osmanlı'da Fayton Arkası Yazılar Turist Ömer Komik Yazılar 1 23-12-2007 14:11
Osmanlı'da Toprak İdaresi Crystal Heart Genel Türk Tarihi 0 10-05-2007 17:27
Osmanlı'da Uyarı levhaları Muzur Komik Yazılar 3 31-01-2007 13:35
Osmanlı'da İnternet efe Komik Yazılar 2 14-12-2006 10:00


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:14 .


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.2.0

Gizlilik Politikası | KooLpa üyeleri onay gerektirmeksizin mesaj yazabilmektedir. KooLpa' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız buraya yazınız. En kısa zamanda gereği yapılacaktır.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206